Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mürselât Sûresi, 49. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mürselât Sûresi, 49. Ayet

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      48. “Onlara, ‘Allah’ın huzurunda eğilin!’ denildiğinde eğilmezler.”

      49. “Hakkı yalanlayanların o gün vay haline!”


      Onlara, ‘Allah’ın huzurunda eğilin!’ denildiğinde eğilmezler. Yani Resûlullah (a.s.) onlara Allah’ın huzurunda eğilin ve O’na teslim olun dediği zaman Resûl-i Ekrem’e (a.s.) karşı böbürlenerek ve Allah Teâlâ’nın varlığına işaret eden deliller üzerinde düşünmekten yüz çevirerek bundan kaçınırlar.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Veyl (وَيْلٌ)

        İbn Fâris, "v-y-l" kökünün temelinde helak, şiddetli azap, hüzün ve çirkin bir duruma düşme anlamlarının yer aldığını belirtir; bu ayetin bağlamında, kendilerine "rükû edin/boyun eğin" denildiği halde kibirlenip rükû etmeyenlerin (48. ayet) karşılaşacağı ontolojik yıkımı etimolojik olarak ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin derin bir bedbahtlık ve felaket hali olduğunu, kişinin kendi inatçı iradesiyle ilahi daveti reddetmesi sonucu içine düştüğü o kaçınılmaz rüsvaylığı anlattığını detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, "veyl" kelimesinin burada bir tehdit ve kınama nidası olduğunu, rükû etmeyenlerin bu eylemsizliğinin hemen ardından gelerek sarsıcı bir eskatolojik ihtar niteliği taşıdığını tasdik eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın semantik örgüsünde bir "lanet formülü" olduğunu, Mürselât Suresi'nin bu son bölümlerinde rükû ve teslimiyet çağrısına uymayanların mutlak "hüsran"ını pekiştirdiğini vurgular. Angelika Neuwirth, erken Mekki surelerin yapısal analizi bağlamında bu nakaratın, ahlaki bir davetten hemen sonra gelen bir "hüküm cümlesi" olduğunu ve bu noktada kelimenin kökenindeki o şiddetli seslenişin, insanın ilahi otoriteye karşı duruşuna yönelik performatif bir uyarı işlevi gördüğünü tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "yazıklar olsun" veya "helak olsunlar" manasından hareketle, rükû çağrısının reddinden hemen sonra bu ifadenin gelmesinin, inkarcıların bu ahlaki ve ibadi davet karşısındaki körlüklerini dilsel bir kesinlikle kınadığını ifade eder.

        Yevmeizin (يَوْمَئِذٍ)

        İbn Fâris, "y-v-m" (zaman dilimi) ve "i-z" (o vakit) köklerinin birleşiminden oluşan bu yapının, belirsiz bir vakti değil, tam da rükû etmeyenlerin bu inatçı tavırlarının karşılığını görecekleri o özel eskatolojik anı sabitlediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kavramının bir olayın gerçekleştiği mutlak vakti kapsadığını, sonundaki "izin" ekinin ise dikkati doğrudan bir önceki ayetteki "boyun eğmeme" tavrının sonuçlanacağı o ana kilitlediğini detaylandırır. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesindeki kadim zaman zarfı formlarıyla olan bağına değinerek, Kur'an'ın bu yapıyı zamanı donduran ve muhatabı o dehşetli yargılama anına hapseden bir araç olarak kullandığını kaydeder. Angelika Neuwirth, erken Mekki apokaliptik yapıda "yevmeizin" (o gün) formülünün, rükû çağrısına verilmeyen cevabın ardından gelen hüsranı muhatabın zihninde tam olarak o hesaplaşma anına demirleyen temel bir dramatik zaman çapası olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "işte o gün" manasına geldiğini, ayetin bütünü içinde azabın ("veyl") rastgele bir zamanda değil, tam da boyun eğmeyenlerin gerçeği anlayacağı ancak iş işten geçtiği o sarsıcı anda tecelli edeceğini dilsel düzlemde mühürlediğini belirtir.

        Mükezzibîn (الْمُكَذِّبِينَ)

        İbn Fâris, "k-z-b" kökünün sözlükte hakkın ve gerçeğin dışına çıkmak, vakıaya uymayan beyanlarda bulunmak olduğunu belirtir; ayetin bağlamında ise kendilerine "rükû edin" denildiğinde bunu yalanlayanları ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "tekzib" eyleminin sadece dille reddetmek değil, kalben de gerçeğe direnmek ve teslimiyet çağrısını küçümsemek olduğunu vurgulayarak, bu ayetteki mükezziblerin, dünyada boyun eğmeyi reddederek ahireti yalanlayanları simgelediğini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, mükezzibin, vahyin sunduğu "teslimiyet" (İslam) teklifine karşı aktif bir inkarcı pozisyon alan figür olduğunu; bu ayetteki kullanımının ise o kibirli duruşun yıkılışını betimlediğini vurgular. Angelika Neuwirth, surenin nakarat mimarisinde "mükezzibîn" kelimesinin, rükû etmeyenlerin tasvirinden hemen sonra gelerek, bu grubun sadece ilahi emri değil, aynı zamanda varoluşun asıl gayesini de yalanlayarak bu "veyl"e müstahak olduklarını etimolojik bir vurguyla tescillediğini tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki "fıtrattan ve haktan kopuş" anlamına dikkat çekerek, bu mükezziblerin rükû eylemiyle temsil edilen ilahi bağlantıyı reddederek kendi hakikatlerinden koptuklarını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "yalanlayanlar" manasından hareketle, 49. ayetin bağlamında bu grubun, rükû çağrısına sırt dönen ve bu inatlarını ahiret inancının reddi üzerine kuran muhatapları dilsel düzeyde mühürlediğini belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X