وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mürselât Sûresi, 48. Ayet
Daralt
X
-
48. “Onlara, ‘Allah’ın huzurunda eğilin!’ denildiğinde eğilmezler.”
49. “Hakkı yalanlayanların o gün vay haline!”
Onlara, ‘Allah’ın huzurunda eğilin!’ denildiğinde eğilmezler. Yani Resûlullah (a.s.) onlara Allah’ın huzurunda eğilin ve O’na teslim olun dediği zaman Resûl-i Ekrem’e (a.s.) karşı böbürlenerek ve Allah Teâlâ’nın varlığına işaret eden deliller üzerinde düşünmekten yüz çevirerek bundan kaçınırlar.
Yorum
-
İza (إِذَا)
İbn Fâris, bu kelimenin temelinde bir zaman dilimine işaret etme ve bir durumun gerçekleşme anını belirleme anlamı olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "izâ" edatının gelecekte vuku bulması kesin olan durumlar için kullanılan bir şart zarfı olduğunu, Kur'an'da bu kelimenin geçtiği yerlerde bahsedilen olayın ontolojik bir zorunluluk ve kesinlik taşıdığını belirtir. Toshihiko Izutsu, bu edatın Kur'an'ın "ayet" (işaret) dilinde, bir eylemle o eylemin sonucu arasındaki sarsılmaz zaman bağını kurduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin dildeki işlevi gereği muhatabı yaklaşan bir hükme veya kaçınılmaz bir tavır alış anına hazırlayan bir zaman belirteci olduğunu ifade eder.
Kîle (قِيلَ)
İbn Fâris, "k-v-l" kökünün bir şeyi telaffuz etmek, ses çıkarmak ve zihindekini dil yoluyla dışa vurmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kavramının sadece harf ve seslerden ibaret olmadığını, bir düşüncenin veya emrin muhataba ulaştırılması eylemini temsil ettiğini, edilgen formda (kîle) gelmesinin ise emrin kaynağının (Allah) mutlaklığına ve emrin kendisine odaklanılması gerektiğine işaret ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Kur'an'ın haberleşme yapısında merkezi bir rol oynadığını, özellikle inkarcılara yönelik bir teklif veya uyarı anını betimlerken kullanıldığını, buradaki edilgen yapının ilahi otoritenin tartışılmazlığını simgelediğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "denildiğinde" manasından hareketle, muhataplara (müşriklere) yönelik yapılmış olan o kadim ve sürekli davetin dilsel bir yansıması olduğunu ifade eder.
İrkeû (ارْكَعُوا)
İbn Fâris, "r-k-a" kökünün temel anlamının eğilmek, boyun bükmek ve başı aşağıya doğru meylettirmek olduğunu belirtir; ayetteki rükû emrinin hem fiziksel bir eylemi hem de manevi bir teslimiyeti ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "rükû" kavramının aslen namazdaki belirli bir rüknü ifade etmekle birlikte, etimolojik olarak kibrin kırılması ve ilahi irade karşısında küçülme (tevazu) anlamına geldiğini detaylandırır. Arthur Jeffery, "r-k-a" kökünün Süryani ve Arami geleneklerindeki (rak'â) dua ve ibadet formlarıyla olan paralel kökenlerine dikkat çekerek, Kur'an'ın bu kavramı tevhid inancına dayalı mutlak bir bağlılık ve ibadet nişanesi olarak teknikleştirdiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, rükû eyleminin İslam'ın "teslimiyet" (İslam) kavramıyla doğrudan ilişkili olduğunu, bir müminin Allah karşısındaki duruşunu simgelediğini ifade eder. Angelika Neuwirth, bu kelimenin erken Mekki surelerde toplu ibadet ve ritüel gelişiminin bir parçası olarak yer aldığını, rükû emrinin cemaat olma bilincini inşa eden bir çağrı olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki "eğilme" eyleminin, insanın kendi sınırlılığını kabul etmesi ve mutlak olanın huzurunda egodan arınması anlamına geldiğini etimolojik bir kesinlikle ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "rükû edin/boyun eğin" şeklindeki emir formunun, Mekkeli müşriklerin namazı ve dolayısıyla İslam'ın getirdiği ahlaki ve hukuki nizamı kabul etmelerine yönelik bir teklif olduğunu belirtir.
Yerkeûn (يَرْكَعُونَ)
İbn Fâris, "r-k-a" kökünden türeyen bu fiilin, rükû eyleminin reddedilmesi bağlamında inatçı bir duruşu ve teslimiyetsizliği temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "lâ yerkeûn" (rükû etmezler) ifadesindeki olumsuzluğun, sadece fiziksel bir hareketi yapmamak değil, kalpteki kibir ve büyüklenme duygusunun bir sonucu olarak ortaya çıkan "boyun eğmeme" tavrı olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiilin geniş zaman formunda gelmesinin, inkarcıların Allah karşısındaki statik ve değişmez tavırlarını, yani "teslim olmama" karakterini nitelediğini vurgular. Gabriel Said Reynolds, "r-k-a" kökünün kadim dua geleneklerindeki yerine atıf yaparak, inkarcıların bu eylemi reddetmelerinin kendi dini ve kültürel miraslarındaki kutsallık algısına karşı bir sapmayı da içerdiğini belirtir. Angelika Neuwirth, surenin bu bölümünde "rükû"un reddinin, toplumsal bir sözleşmenin ve ilahi hitaba verilen cevabın olumsuzlanması anlamına geldiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "rükû etmezler/boyun eğmezler" manasından hareketle, ayetin bağlamında bu ifadenin müşriklerin psikolojik direncini ve İslam'ın ibadet formlarına karşı duydukları derin nefreti dilsel düzeyde mühürlediğini ifade eder.
Yorum
Yorum