Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mürselât Sûresi, 46. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mürselât Sûresi, 46. Ayet

    كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَل۪يلاً اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kulû ve temette’û kalîlen innekum mucrimûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      46. “Siz de (dünyada) yiyin için, biraz daha faydalanın! Şüphe yok ki suça batmış durumdasınız!”

      47. “Hakkı yalanlayanların o gün vay haline!”


      Siz de (dünyada) yiyin için, biraz daha faydalanın! Bu beyan, zâhiren bakınca yeme ve içmeyi emretmektedir. Ama aslında bir tehdittir. O da şöyledir: Allah’ın âyetleri üzerinde sizleri düşünmekten alıkoyan yemek ve diğer nimetlerden faydalanmanız az sürecek, onlardan süratle ayrılacak ve Allah Teâlâ’nın azabına gideceksiniz. Şüphe yok ki suça batmış durumdasınız! Biz daha önce “mücrim” kelimesinin günahlara âdeta sıçrar gibi atlayan kimse demek olduğunu ifade etmiştik.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Külû (كُلُوا)

        İbn Fâris, "e-k-l" kökünün temel anlamının bir şeyi tüketmek, aşındırmak ve rızıklanmak olduğunu belirtir. Ayetteki emir formunun, muhatapları gerçek bir yeme eylemine teşvik etmekten ziyade, onlara tanınan geçici sürenin somut bir göstergesi olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ekl" kavramının insanın varlığını sürdürmesi için ihtiyaç duyduğu nesneleri bünyesine almasını temsil ettiğini, ancak bu ayetteki kullanımın bir "tehdit ve istihza" (alay) amacı taşıdığını detaylandırır. Dünyevi rızıkların müminler için bir şükür vesilesi, inkarcılar için ise sadece mideyi dolduran ve sonu azaba çıkan bir tüketim nesnesi olduğuna dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, kökün anlambilimsel çerçevesinde fiilin emir kipiyle gelmesinin "müsaade" (permission) alanı yarattığını, ancak bu iznin ilahi bir rıza değil, inkarcıların kendi sonlarını hazırlamaları için tanınan son bir fırsat olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "yiyin" manasından hareketle, ayetin bütünü içinde bir kınama ve gözdağı verme (tezkim) işlevi gördüğünü, inkarcılara dünyadaki hayvani iştahlarının ve tüketim hırslarının geçiciliğinin bu emirle ironik bir biçimde yüzlerine vurulduğunu dilsel düzlemde mühürlediğini belirtir.

        Temetteû (تَمَتَّعُوا)

        İbn Fâris, "m-t-a" kökünün sözlükte bir şeyden faydalanmak, yararlanmak ve bir nesneyi bir süre kullanıp sonra bırakmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "metâ" kavramının kalıcı olmayan, belirli bir süre sonra tükenen veya atılan her türlü dünyevi varlığı karşıladığını vurgulayarak; "temettu" eyleminin bu geçici nimetlerden zevk alma çabasını ifade ettiğini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, "m-t-a" kökünün Kur'an'ın seküler hayat algısında merkezi bir yere sahip olduğunu, bunun ebedi olanın zıddı olarak "kısa süreli ve aldatıcı bir haz" (enjoyment) semantiği taşıdığını tahlil eder. Angelika Neuwirth, erken Mekki surelerdeki bu tür ifadelerin, muhatabın içinde bulunduğu konfor alanının kırılganlığını ve bu hazzın ontolojik bir derinlikten yoksun olduğunu bildiren edebi bir uyarı niteliği taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki "geçicilik" vurgusuna dikkat çekerek, inkarcıların hayata bakışındaki sığlığın ve sadece anlık hazlara odaklanışlarının bu kelimeyle etimolojik bir kesinlikle resmedildiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "faydalanın, zevk sürün" manasına geldiğini, ayetteki "külû" (yiyin) emriyle birleşerek inkarcıların dünya hayatındaki tek gayelerinin mide ve haz peşinde koşmak olduğunu ironik bir üslupla mühürlediğini belirtir.

        Kalîlen (قَلِيلًا)

        İbn Fâris, "k-l-l" kökünün temel anlamının azlık, yetersizlik ve bir şeyin bütününden küçük bir parça olması olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "kalîl" kelimesinin burada hem zamanın kısalığını (sürenin azlığı) hem de elde edilen hazzın niteliksel küçülmüşlüğünü karşıladığını detaylandırır. Ahiret hayatının sonsuzluğu karşısında dünya hayatının ne denli ehemmiyetsiz bir "azlık" olduğunu vurgulayan bu kavramın, inkarcıların aldandığı o büyük görünen metaın aslında bir hiç hükmünde olduğunu açıkladığını belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin anlambilimsel alanında "sınırlılık" imgesinin bulunduğunu, Kur'an'ın bu zarfla inkarcıların elindeki tüm dünyevi imkanları ontolojik olarak "küçülttüğünü" ve değersizleştirdiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "az bir süre, azıcık" manasından hareketle, muhataplara tanınan mühletin hızla tükenmekte olduğunu ve bu "az"lığın ardından "sonsuz" bir hesabın geleceğini dilsel düzeyde mühürlediğini belirtir.

        İnneküm (إِنَّكُمْ)

        İbn Fâris, "i-n-n" kökünün sözlükte pekiştirme, vurgu ve bir hükmün sarsılmazlığını bildirdiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "inne" edatının bir cümleyi şüphelerden arındırmak ve muhataba gerçeği olduğu gibi kabul ettirmek için kullanıldığını vurgular. "Küm" zamiriyle birleşerek, azap ve kınama hükmünün bizzat muhatap alınan o kitleye yönelik kesinliğini detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin burada sebep bildiren bir fonksiyon (ta'lil) üstlendiğini, yani neden "azıcık yiyip eğlenin" dendiğinin gerekçesini ("çünkü siz suçlularsınız") ortaya koyan dilbilimsel yapısını tasdik eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "çünkü siz, hiç kuşkusuz siz" manasına geldiğini ve inkarcıların kimliklerini (suçluluklarını) doğrudan yüzlerine vuran sarsıcı bir giriş mahiyeti taşıdığını belirtir.

        Mücrimûn (مُجْرِمُونَ)

        İbn Fâris, "c-r-m" kökünün sözlükte bir şeyi kesmek, koparmak, meyveyi vaktinden önce veya izinsiz devşirmek anlamlarına geldiğini belirtir; ayette bu kelimenin, ahlaki sınırları ihlal eden ve ilahi nizamdan kopanları ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "cürm" kavramının aslen ağaçtan meyve koparmak (cerm) eyleminden ödünç alındığını, ancak dinde hakikati ve hayrı terk ederek günaha yönelen, yani kendini hayırdan "koparan" kimseler için teknikleştiğini detaylandırır. Arthur Jeffery, kelimenin kökenindeki "suç ve günah" anlamının Sami dillerinde yasal bir sorumluluğu ihlal etmekle ilişkili olduğunu, Kur'an'ın bu kavramı özellikle Allah'ın otoritesine başkaldıran teolojik suçluları tanımlamak üzere kullandığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, "mücrim" kelimesinin Kur'an'ın ahlaki tipolojisinde "mümin"in zıddı olarak konumlandığını, bu kimselerin sadece bir hata işlemediklerini, aksine bilinçli bir "suçlu kimliği" inşa ederek toplumsal ve ilahi nizamı kasten bozduklarını tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki "kesip koparma" anlamından hareketle, mücrimlerin kendi fıtratlarından ve ilahi rahmet kaynağından koptuklarını, bu kopuşun ise onları ebedi hüsrana sürükleyen asıl ahlaki zemin olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "günahkarlar, suçlular" manasına geldiğini ve ayetin sonunda yer alarak, inkarcıların dünyadaki o kısa süreli hazlarının (temettu) asıl sebebinin ahlaki birer "suçlu" olmaları olduğunu ve bu suçun karşılığının mutlaka ödeneceğini dilsel düzeyde mühürlediğini belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X