Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mürselât Sûresi, 42. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mürselât Sûresi, 42. Ayet

    وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve fevâkihe mimmâ yeştehûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Ve canlarının istediği çeşit çeşit meyveler arasında (olacaklardır)."

      Yani meyveler arasında da olacaklardır. Allah Teâlâ, orada gözlerinin zevk alacağı, faydalanacağı ve lezzetleneceği nimetlerin bulunacağını ve orada canlarının çektikleri nimetlerle eziyetleri kendilerinden savacak her şeyin var olduğunu haber vermektedir.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fevâkih (فَوَاكِهَ)

        İbn Fâris, "f-k-h" kökünün sözlükte sevinç, neşe, ferahlık ve bir şeyden zevk almak anlamlarına geldiğini belirtir; ayette geçen "fevâkih" (meyveler) kelimesinin bu kökten türemesinin, meyvenin sadece karın doyuran bir gıda olmasından ziyade insana lezzet ve mutluluk veren bir nimet olmasından kaynaklandığını etimolojik olarak açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "fâkihe" kelimesinin çoğulu olan bu lafzın, yenmesinden keyif alınan her türlü tatlı ve hoş rızkı kapsadığını vurgulayarak, cennet bağlamında bu nimetin temel yaşamsal bir ihtiyaçtan öte, sırf haz ve ikram maksadıyla sunulduğunu detaylandırır. Arthur Jeffery, kelimenin kökenindeki "neşe ve rahatlık" anlamının Aramice ve Süryanice gibi diğer Sami dillerinde de bulunduğunu, Kur'an'ın bu kavramı eskatolojik ödül sahnelerinde lüks ve estetik bir ikramı tanımlamak üzere özel bir terminolojiye dönüştürdüğünü kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın cennet semantiğinde "fevâkih" lafzının, zorunlu beslenmenin (surviving) ötesine geçen "karşılıksız ve saf lüks" kavramını temsil ettiğini; bu kelimenin dünyevi mahrumiyetlere karşılık ontolojik bir doyum ve neşe halini simgelediğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "çeşit çeşit meyveler" manasına geldiğini ve ayetin bütünü içinde muttakilere sunulan ödüllerin hem görsel hem de tatsal zenginliğini dilsel düzeyde mühürleyerek, ilahi lütfun estetik boyutunu ortaya koyduğunu belirtir.

        Yeştehûn (يَشْتَهُونَ)

        İbn Fâris, "ş-h-y" kökünün temel anlamının nefsin bir şeye meyletmesi, onu şiddetle arzulaması ve iştah duyması olduğunu belirtir; ayette cennet ehlinin içsel arzularının ve yönelimlerinin hiçbir kısıtlama olmaksızın karşılanacağını etimolojik olarak ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "şehvet" ve "iştah" kavramlarının nefsin hoşa giden nesnelere karşı duyduğu derin çekilim olduğunu vurgulayarak, bu fiilin ahiret bağlamındaki kullanımının, nimetlerin sabit bir menüden ibaret olmadığını, aksine tamamen kişisel arzulara ve anlık isteklere göre şekillenen dinamik bir ödül sistemini temsil ettiğini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, kökün anlambilimsel çerçevesinde arzunun dünyevi boyutta genellikle bir imtihan ve sınırlandırılması gereken bir itki olarak görüldüğünü, ancak cennet semantiğinde bu "iştah" duygusunun tamamen meşrulaştırılarak sonsuz bir tatmin mekanizmasına dönüştürüldüğünü tahlil eder. Angelika Neuwirth, erken Mekki surelerdeki cennet tasvirlerinde "ne arzu ederlerse" (mimmâ yeştehûn) motifinin, cehennemdeki mecburi ve dayatılan azapların tam zıddı olarak, bireyin özgür iradesinin ve sübjektif zevklerinin yüceltildiği muazzam bir psikolojik ödüllendirme mekanizması olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki derin içsel çekilim anlamına dikkat çekerek, ilahi ikramın sadece nesnel ihtiyaçlara değil, insan ruhunun en ince ve sınırsız arzularına hitap ettiğini etimolojik bir kesinlikle yansıttığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "canlarının çektiği, iştah duydukları" manasından hareketle, ayetteki geniş zaman formunun (muzari), bu arzuların ve onlara verilen karşılığın sürekliliğini, bitip tükenmeyen bir tatmin sürecini dilsel düzeyde mühürlediğini belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X