Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mürselât Sûresi, 36. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mürselât Sûresi, 36. Ayet

    وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velâ yu/żenu lehum feya’teżirûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      36. “(Zamanı geçtiği için) kendilerine izin de verilmez ki mazeret bildirsinler!"

      37. "Hakkı yalanlayanların o gün vay haline!”

      (Zamanı geçtiği için) kendilerine izin de verilmez ki mazeret bildirsinler. Âyetin mânası “özür diledikleri zaman mazeretleri kabul edilmez” değil, aksine şöyledir: “Onların (ileri sürecekleri) mazeretleri yoktur ki kabul edilsin”. Bu beyan, “Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez” mealindeki âyet gibidir. “Kendilerine şefaatçiler getirdikleri zaman şefaatlerine izin verilmeyecektir” mânasında değil de “Onların şefaatçileri olmayacaktır” anlamındadır. Onların geçerli bir mazeretleri olmayınca bir mazeret ileri sürerek özür dileyemeyeceklerdir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yü'zenü (يُؤْذَنُ)

        İbn Fâris, "e-z-n" kökünün sözlükte kulak, işitme, bilme ve bir şeyi yapmaya müsaade etme anlamlarına geldiğini belirtir; ayetteki olumsuz edilgen (meçhul) yapının, inkarcılara konuşmaları veya kendilerini savunmaları için hiçbir şekilde fırsat ve icazet verilmeyeceğini etimolojik olarak ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "izn" kavramının bir yasağı kaldırmak ve irade serbestisi tanımak olduğunu vurgulayarak, burada "yü'zenü" fiilinin olumsuzlanmasıyla, ilahi mahkemede suçluların konuşma ve talepte bulunma haklarının tamamen ellerinden alındığını, mutlak bir kısıtlamaya tabi tutulduklarını detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, fiilin edilgen formunda gelmesinin, tefsir geleneğinde mutlak otoritenin (Allah'ın) kararlılığını ve inkarcıların eskatolojik sahnede muhatap dahi alınmayarak iradelerinin sıfırlandığı o dehşetli psikolojik azabı tasdik ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, kökün anlambilimsel alanında "otorite ve rıza" kavramlarının yattığını, Kur'an'ın bu kelimeyle insanın dünyadaki sözde özgürlüğünün (konuşma/savunma) ilahi huzurda ontolojik bir "izinsizlik" durumuyla tamamen iptal edildiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "izin verilir" manasına geldiğini, ayetin başındaki olumsuzluk edatıyla birlikte, bir önceki ayetteki "konuşamazlar" (lâ yentıkûn) vurgusunu tamamlayarak, bu suskunluğun bir acziyetten ziyade ilahi bir "yasaklama ve fırsat vermeme" eyleminden kaynaklandığını dilsel düzlemde mühürlediğini ifade eder.

        Ya'tezirûn (يَعْتَذِرُونَ)

        İbn Fâris, "a-z-r" kökünün sözlükte kesmek, koparmak ve kınanmayı ortadan kaldıran bir sebep (mazeret) ileri sürmek anlamlarına geldiğini belirtir; ayette bu kelimenin, inkarcıların içine düştükleri durumdan kurtulmak için öne sürebilecekleri hiçbir gerekçeye veya bahaneye imkan tanınmayışını etimolojik olarak açıkladığını ortaya koyar. Râgıb el-İsfahânî, "uzr" (mazeret) kavramının, bir kimsenin işlediği kusuru savuşturmak için gösterdiği sebep olduğunu vurgulayarak, buradaki "ya'tezirûn" eyleminin, ilahi huzurda dünyevi bahanelerin bütünüyle geçersiz kılındığı ve "kınanmayı kesecek" hiçbir argümanın sunulamayacağı bir çaresizliği temsil ettiğini detaylandırır. Arthur Jeffery, "a-z-r" kökünün diğer Sami dillerinde de hukuki bir savunma ve özür dileme manalarında kullanıldığını, Kur'an Arapçasında ise bu kelimenin eskatolojik mahkemede insanın kendi ahlaki çöküşünü meşrulaştırma çabalarını anlatan teknik bir terim olarak yer aldığını kaydeder. Angelika Neuwirth, erken Mekki surelerin apokaliptik yapısı içinde "mazeret sunamama" (feya'tezirûn) motifinin, yargılamanın nihai evresini temsil ettiğini ve bir önceki ayetteki "sessizlik" gerilimini, savunma hakkının tamamen iptal edilmesiyle en üst noktaya taşıdığını tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki "kesmek/koparmak" eyleminin, burada ironik bir şekilde inkarcıların cezayı kesip atacak bir mazeret bulamamaları ve ilahi adalet karşısında tüm dünyevi argümanlarının kopup gitmesi şeklinde etimolojik bir kesinlikle tecelli ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "özür dilerler, mazeret beyan ederler" manasından hareketle, kendisinden önceki fiile "fâ" (feya'tezirûn) bağlacıyla bağlanarak bir sebep-sonuç ilişkisi kurduğunu; yani onlara izin verilmediği için mazeret de üretemeyecekleri gerçeğini ve bu mutlak çaresizlik tablosunu dilsel düzeyde mühürlediğini belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X