Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mürselât Sûresi, 35. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mürselât Sûresi, 35. Ayet

    هٰذَا يَوْمُ لَا يَنْطِقُونَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Hâżâ yevmu lâ yentikûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Bu öyle bir gündür ki artık konuşamazlar.”

      Bu öyle bir gündür ki artık konuşamazlar. Âyetin mânası şöyle olabilir: Dünyada kendilerini Allaha yaklaştıracak bir söz söylemedikleri gibi (o gün de) faydalanacakları bir söz söylemezler. Allah Teâlâ, âhirette onlara dünyada iken kendisine yaptıkları muameleye göre muamelede bulunur. Bu durum, şu İlâhî beyanlarda anlatıldığı gibidir: “Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu” ‘'O der ki: ‘Ey Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Halbuki daha önce gören biriydim”. Bazıları da âyete şu anlamı vermiştir: “Onlar bazı yerlerde konuşurlar ama bazı yerlerde de konuşmazlar” “Rabb’imiz Allaha andolsun ki biz ortak koşanlar olmadık” meâlindeki âyette olduğu gibi “Bir delile dayalı olarak konuşmazlar, aksine yalan söylerler” mânasına gelmesi de muhtemeldir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yevm (يَوْمُ)

        İbn Fâris, "y-v-m" kökünün sözlükte belirli bir zaman dilimini ifade ettiğini belirtir; ayetin bağlamında ise bu kelimenin, dünyevi zaman ölçülerinin ötesine geçerek mazeretlerin tükendiği ve mutlak sessizliğin hakim olduğu o dehşetli eskatolojik anı karşıladığını etimolojik olarak açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kavramının herhangi bir olayın gerçekleştiği vakti kapsadığını, buradaki kullanımının ise ilahi adaletin tecelli edeceği ve insanın kendini savunma imkanının elinden alınacağı o nihai yargılama gününü anlattığını detaylandırır. Arthur Jeffery, "y-v-m" kökünün Sami dil ailesindeki "yevmâ" formlarıyla ortak kökene sahip olduğunu, Kur'an'ın bu tanıdık zaman kelimesini, insanın bilme sınırlarını aşan ve konuşma yetisini felç eden apokaliptik bir sahneyi işaretlemek üzere özel bir terminolojiye dönüştürdüğünü kaydeder. Toshihiko Izutsu, kelimenin anlambilimsel dünyasında dünyevi zaman akışının kesintiye uğradığı ontolojik bir "donma" anının yattığını; "yevm" kelimesinin burada dehşetin büyüklüğünden dolayı insanlık konuşma melekelerini yitirdiği o mutlak çaresizlik vakti olarak belirdiğini vurgular. Angelika Neuwirth, erken Mekki surelerin form analizi bağlamında bu kelimenin, işaret zamiriyle ("hâzâ/bu") birleşerek apokaliptik dehşetin merkezine yerleştirilen ve "sessizlik" motifini başlatan temel bir dramatik zaman çapası olarak işlev gördüğünü tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin lügat anlamıyla zaman dilimini karşıladığını, ancak cümlenin bütünü içindeki yapısıyla sıradan bir günün değil, inkarcıların dünya hayatındaki çok konuşma ve itiraz etme hallerinin tam bir suskunluğa gömüleceği o spesifik günün muhatabın zihnine kazındığını dilsel düzlemde belirtir.

        Yentıkûn (يَنْطِقُونَ)

        İbn Fâris, "n-t-k" kökünün sözlükte manaya delalet eden sesler çıkarmak, anlaşılır bir biçimde konuşmak ve ifade etmek anlamlarına geldiğini belirtir; ayetteki olumsuz fiil formunun (lâ yentıkûn), insanın en temel ayırt edici vasfı olan "konuşma ve kendini savunma" yetisinin ilahi dehşet karşısında tamamen iptal edilişini etimolojik olarak ortaya koyar. Râgıb el-İsfahânî, "nutk" kavramının sadece ses çıkarmak değil, aklın ve düşüncenin dile dökülmesi (rasyonel ifade) olduğunu vurgulayarak, bu bağlamda inkarcıların ilahi mahkemede sunabilecekleri hiçbir mantıklı mazeretlerinin kalmamasını ve konuşmaya izin/mecâl bulamamalarını detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin tefsir geleneğindeki izlerini takip ederek, bu olumsuzlanmış fiilin ahiret sahnelerinden belirli bir durak noktasını tasvir ettiğini, şaşkınlık ve korkudan dolayı dillerin tutulduğu ve hiçbir itirazın yapılamadığı o mutlak çaresizlik halini tasdik eder. Toshihiko Izutsu, "nutk" kavramının Kur'an'ın insan tasavvurunda rasyonel ve polemikçi bir doğayı temsil ettiğini; dünyada ilahi ayetlere karşı sürekli "konuşan/tartışan" (mücadele eden) insanın, eskatolojik sahnede bu melekeden mahrum bırakılarak ontolojik bir hiçliğe ve mutlak itaate zorlandığını vurgular. Angelika Neuwirth, erken Mekki surelerdeki apokaliptik gerilim içinde "konuşamama" (lâ yentıkûn) motifinin, dünyevi retoriğin ve inkarcı kibrin ilahi haşmet karşısında iflas edişini simgeleyen, korkuyu zirveye taşıyan çok güçlü bir edebi ve teolojik tasvir olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki açık ve mantıklı ifade gücünün, burada bir ceza olarak geri alındığını; dünyada hakikati yalanlamak için kullanılan "nutk"un (dilin), hakikatin bizzat tecelli ettiği o gün ilahi bir mühürle kilitlendiğini etimolojik bir kesinlikle ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "konuşurlar, dillerini oynatırlar" manasından hareketle, ayetin başındaki olumsuzluk edatıyla (lâ) birleşerek, inkarcıların o gün dillerini dahi kıpırdatamayacakları, mazeret üretme veya yalan söyleme imkanlarının ellerinden alındığı sarsıcı bir psikolojik azap tablosunu dilsel düzeyde mühürlediğini belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X