كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mürselât Sûresi, 33. Ayet
Daralt
X
-
33. “Koca sütunlar kadar kıvılcımlar fırlatır.”
34. “Hakkı yalanlayanların o gün vay haline!”
Koca sütunlar kadar kıvılcımlar fırlatır. Âyet “cimâletün sufrun” (جِمَالَةٌ صُفْرٌ) şeklinde okunmuştur ki mânası “deve sürüsü” demektir. Aynı kelime “cimâle” (جِمَالَة) kelimesinin çoğulu olarak “cimâlâtun” (جِمَالَاتٌ) şeklinde de okunmuştur. “Sufr” (اَلصُّفْرُ) kelimesinin, “siyah” anlamına geldiği söylenmiştir. “Siyahlık”a “sarılık” denilmesi, develerde siyahlık üzerinde sarılık yükselmesinden dolayıdır. Dolayısıyla develer her iki kelimeyle (siyah/sarı) isimlendirilirler. Şairin şu beyti bu mânayı daha iyi açar:
تِلْكَ خَيْلِي مِنْهُ وَتِلْكَ رِكَابِي
مِنْ صُفْرٍ أَوْلَادُهَا كَالزَّبِيْبِ
“Tilke hayli minhu ve tilke rikâbî Hunne sufrun evlâdühâ ke’z-zebîbi”
Şu atım. Ve şu da binitim. Onlar sapsarı, yavruları ise kuru üzüm gibi simsiyah.
Âyette “kıvılcım” kütüğe, kütük de kara develere benzetilmiştir. Âyet “cümâlât” (جِمَالَاتٌ) şeklinde de okunmuştur. “Cümâlât”, uzatılan gemi halatları demektir. Dürülüp büküldüğü zaman da insanların belleri gibi (kalın) olurlar. Kıvılcım, etrafa yayıldığında uzatılmış sarı halatlara, toplanırken de erkeklerin bellerine benzetilmiştir. Kıvılcımlar bu durumda kütük gibi olurlar.
Yorum
-
Cimâlet (جِمَالَتٌ)
İbn Fâris, "c-m-l" kökünün sözlükte güzellik, bir şeyi toplamak, bir araya getirmek ve deve (erkek deve) anlamlarına geldiğini belirtir; ayette bu kelimenin tekil formdaki "cemel"in çoğulu olarak kullanıldığını ve ateşten fırlayan devasa kıvılcımların cüssesini büyük deve sürülerine benzeten etimolojik bir teşbih (benzetme) barındırdığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "cemel" kelimesinin büyük ve ergin erkek deve manasına geldiğini, "cimâlet" formunun ise bu develerden oluşan sürüyü veya denizci halatları (kalın ipler) gibi büyük ve kalın nesneleri temsil ettiğini; ayette her iki ihtimalde de kıvılcımların hacminin ve havada süzülüşünün dehşet verici büyüklüğüne işaret edildiğini detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin kıraat farklılıklarına (cimâlât/cümâlât) ve tefsir geleneğine atıf yaparak, bu sözcüğün havada uçuşan kıvılcımları kopmuş devasa halatlara veya ardı ardına giden sarı/siyah deve sürülerine benzeten çok katmanlı dilbilimsel yapısını tasdik eder. Arthur Jeffery, "c-m-l" kökünün Sami dillerinde (İbranice "gâmâl", Süryanice "gamlâ") ortak bir terminoloji olduğunu, "deve" ve "kalın halat" (gemi palamarı) manalarının Aramice ve Süryanicede de yan yana kullanıldığını belirterek, Kur'an'ın bu kadim ve çift yönlü kelime oyununu eskatolojik bir tasvir için ustaca kullandığını kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin lügat anlamıyla "erkek develer, deve sürüleri veya kalın gemi halatları" manasına geldiğini; bir önceki ayette (32. ayet) kıvılcımların saraylara/kütüklere benzetilmesinin ardından, bu ayette de hareket halindeki kıvılcımların gökyüzüne dağılan deve sürülerine benzetilerek muhatabın (Arap aklının) zihninde korkunç ve tanıdık bir görsel dehşet inşa edildiğini dilsel düzeyde mühürlediğini belirtir.
Sufr (صُفْرٌ)
İbn Fâris, "s-f-r" kökünün iki temel anlamından birinin boşluk (sıfır), diğerinin ise sarı renk ve bakır/pirinç madeni olduğunu belirtir; ayette bu kelimenin ateşten sıçrayan kıvılcımların parlak sarı, bakırımsı ve kızıl ile siyah arası o meşum rengini etimolojik olarak ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "sufr" kelimesinin sarı (esfar) rengin çoğulu olduğunu, ancak Arap dilinde "sarı deve" tabirinin genellikle içinde sarımtırak bir kırmızılık veya siyahlık barındıran (koyu/esmer) develer için kullanıldığını vurgulayarak, bu rengin tam da cehennem ateşinden fırlayan ve havada kararmaya başlayan kıvılcımların rengiyle birebir örtüştüğünü detaylandırır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın renk semantiğinde "sufr" (sarı) kavramının sadece görsel bir nitelik değil, aynı zamanda kavurucu bir sıcaklık, kuraklık ve ölümcül bir enerji (bedevi ortamındaki yakıcı güneş veya ateş gibi) taşıdığını; bu kelimenin kıvılcımları niteleyerek apokaliptik terörü psikolojik ve ontolojik bir boyuta taşıdığını tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "sarı renkli" veya "sarıya çalan siyah" manasına geldiğini, develerin (cimâlet) bu renkle nitelenmesinin hem bedevi kültüründeki en aşina olunan deve rengine hem de alevlerden fırlayan devasa ateş kütlelerinin göze çarpan o parlak sarımtırak ve ürkütücü tonuna yönelik muazzam bir dilsel ve görsel eşleşme (teşbih) sağladığını belirtir.
Yorum
Yorum