Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mürselât Sûresi, 32. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mürselât Sûresi, 32. Ayet

    اِنَّهَا تَرْم۪ي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnnehâ termî bişerarin kelkasr(i)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “O, kule gibi kocaman kıvılcım saçar.”

      O, kule gibi. “Kasr” (قَصْرٍ) kelimesi sad harfinin fethasıyla [“kasar” (قَصَرٍ) diye de okunmuştur] “kasar” şeklindeki kırâat, bilinen kırâattir. Bazıları, “kasr” kerpiç ve ahşaptan yapılan ve bilinen yapının adıdır demişlerdir. Bazıları, bununla çölde oturanların çadırları kastedilir ifadesini kullanmıştır. [§]Kelimeyi “kasar” şeklinde okuyanlar, yorumunda ihtilaf etmişlerdir. İbn Abbâs’ın “hurma kütüğü gibi” şeklinde bir mâna verdiği rivayet edilmiştir. “Kasar” (اَلْقَصَرُ) kelimesinin tekili “kasaratü” (اَلْقَصَرَةُ) şeklindedir. Şöyleki: Hurma ağacı üç arşın, bundan daha kısa ve daha uzun boylarda kesilir. Araplar kestikleri bu parçaları kışın yakıt olarak kullanırlar. Bazıları “kasar” kelimesinin kesilmiş ve topraktan sökülmüş hurma kökü olduğunu söylemişlerdir. Bazıları onun hurmanın dallarının uç kısmı olduğunu söylerken, başka bazıları şu açıklamayı yapmışlardır: “Kasara” üzerinde et doğranan ve kemik kırılan kütük olup kasaplarca kullanılır. Hasan-ı Basrî’nin, bu kelimeyi “sad” harfi harekesiz olmak üzere “kasr” şeklinde okuduğu, ancak “tahta kütük” olarak tefsir ettiği nakledilir²³. Kelimenin tekili ve çoğulu, “temratün temrun” gibi “kasratün kasrun” şeklinde gelir. En doğrusunu Allah bilir. Âyette sözü edilen ateşin kıvılcımlarının dünya ateşlerinin aksine büyük olduğu haber verilmekte ve miktarı beyan edilmektedir. Çünkü dünya ateşlerinin kıvılcımları bir mekân tutmaz, aksine belirir ve sonra sönerler. Cehennem ateşinin kıvılcımlarından bazılarının çadır gibi, bazılarının hurma kütüğü gibi bazılarının da ağaç kökleri gibi olmaları mümkündür.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Termî (تَرْمِي)

        İbn Fâris, "r-m-y" kökünün sözlükte bir şeyi elden fırlatmak, atmak ve ok fırlatmak anlamlarına geldiğini belirtir; bu ayette kelimenin cehennem ateşinin fışkırtıcı ve aktif doğasını, kıvılcımlarını şiddetle etrafa savurmasını etimolojik olarak ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "remy" kavramının bir nesneyi bir hedefe doğru fırlatmak olduğunu vurgulayarak, burada ateşin adeta şuurlu ve saldırgan bir varlık gibi kişileştirilerek inkarcıların üzerine dehşetli kıvılcımlar atmasını detaylandırır. Toshihiko Izutsu, fiilin anlambilimsel çerçevesinde pasif bir yanma durumunun değil, son derece dinamik, yıkıcı ve yönelimsel bir şiddetin bulunduğunu; "termî" eyleminin Kur'an'ın ateş semantiğine apokaliptik bir saldırganlık boyutu kattığını tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "atar, fırlatır" manasına geldiğini ve geniş zaman/şimdiki zaman (muzari) formunda kullanılmasının, bu dehşetli fırlatma eyleminin sürekliliğini, durmaksızın devam eden o eskatolojik bombardımanı dilsel düzeyde mühürlediğini belirtir.

        Şerar (بِشَرَرٍ)

        İbn Fâris, "ş-r-r" kökünün iki temel anlama sahip olduğunu; birinin kötülük (şer), diğerinin ise ateşten sıçrayan kıvılcımlar (şerar) olduğunu ifade eder ve kelimenin etimolojik kökeninde yıkıcılık ile ateşin saçılan parçaları arasındaki bağıntıya dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî, "şerar" kelimesinin tekilinin "şerare" olduğunu ve ateşten uçuşan, etrafa saçılan yakıcı parçaları temsil ettiğini belirterek, cehennem ateşinin hararetinden kopup gelen bu devasa kütleleri anlattığını detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin lügat anlamına dayanarak, tefsir geleneğinde bu sözcüğün sıradan bir kıvılcımı değil, ateşin şiddetinden dolayı havaya fırlayan ve azabın dehşetini yansıtan muazzam ateş parçalarını simgelediğini tasdik eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki sert ve tekrarlayan sessiz harflerin (ş-r-r) oluşturduğu fonetik yapının, havada uçuşan ve ardı ardına yağan kıvılcımların ürkütücülüğünü estetik ve dilbilimsel bir kesinlikle yansıttığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "kıvılcımlar" manasından hareketle, ayetin bağlamında bu kıvılcımların dünyevi tecrübedeki küçük ateş parçalarından tamamen farklı, akıl almaz büyüklükte kütleler olduğunu ve hemen ardından gelen benzetmeyle bu algının dilsel olarak inşa edildiğini belirtir.

        Kasr (كَالْقَصْرِ)

        İbn Fâris, "k-s-r" kökünün sözlükte bir şeyi hapsetmek, kısa tutmak, korunaklı büyük bina (saray/köşk) ve büyük ağaçların kalın kütükleri gibi anlamlara geldiğini belirtir; ayette ateşten fırlayan her bir kıvılcımın devasa boyutunu tasvir etmek için kullanıldığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "kasr" kelimesinin yüksek ve muazzam yapılar (saraylar) anlamına geldiğini, ancak dil bilimciler arasında kelimenin "kalın ağaç kütüğü veya hurma ağacının gövdesi" anlamında da okunduğunu belirterek, her iki durumda da kıvılcımın akıl almaz cesametinin vurgulandığını detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin tefsir geleneğindeki çok katmanlı yapısını tasdik ederek, bu benzetmenin (teşbih) kıvılcımları ya devasa saraylara ya da kalın ağaç kütüklerine benzettiğini, her iki etimolojik yaklaşımın da azabın büyüklüğünü (ta'zim) muhatabın zihnine kazımayı hedeflediğini ifade eder. Arthur Jeffery, "kasr" (saray/kale) kelimesinin kökeninin Latince "castrum"a dayanabileceği yönündeki tartışmalara değinmekle birlikte, kelimenin Sami dillerinde ve Arapçada büyük, korunaklı ve heybetli yapıları ifade eden yerleşik bir terminoloji olduğunu, burada ise boyut belirtmek için eşsiz bir mecaz olarak kullanıldığını kaydeder. Angelika Neuwirth, erken Mekki surelerin apokaliptik kurgusunda dünyevi ihtişam ve güç sembollerinin (sarayların), cehennem tasvirlerinde ironik bir şekilde azabın büyüklüğünü ölçmek için birer metafora dönüştürüldüğünü tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin lügat anlamıyla "saray, köşk, hisar" manalarına geldiğini; ayette her bir kıvılcımın bir saray büyüklüğünde fırlatıldığını belirten bu dilsel benzetmenin, insanın dünyevi ateş algısını yıkarak eskatolojik ateşin haşmetini ve ölümcüldüğünü mühürlediğini belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X