اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَٓاءٍ مَه۪ينٍۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mürselât Sûresi, 20. Ayet
Daralt
X
-
“Sizi önemsenmeyen bir sudan yaratmadık mı?”
Sizi önemsenmeyen bir sudan yaratmadık mı? Bu beyanın belirtilmesi dirilme ile ilgili olarak kalplerine gelen şüphe ve problemi kafalarından silme amacını yönelik olabilir. Çünkü yeniden dirilmedeki harikalık, ilk yaratmadaki olağanüstülükten ilaha çok değildir. Dolayısıyla Allah Teâlâ, onların ilk yaratılış aşamalarını belirtmiştir ki yeniden yaratma konusunda kafalarına gelecek şüpheleri savuşturmuş olsun. Onların iğrenç, pis kabul edilen ve önemsenmeyen bir sudan yaratıldıklarının belirtilmesi, Hz. Peygambere (a.s.) karşı kibri ve böbürlenmeyi bırakmaları, ona boyun eğmeleri ve davet ettiği dine icabet etmeleri amacına yöneliktir. Allah Teâlâ'nın insanoğlunu müdahale edemediği karanlıklar içinde yarattığını haber vermesi, Onun dilediğini yapmaya kadir olduğunu bilmeleri ve kendisine hiçbir şeyin gizli kalamayacağını öğrenmeleri maksadına matuftur. Bu da onları Allah Teâla'yı gözetmeye, uyanık olmaya ve tefekküre sevk eder.
Yorum
-
Nahluk (نخلق)
İbn Fâris, "h-l-k" kökünün iki temel esasa dayandığını belirtir: Bunlardan birincisi bir şeyi pürüzsüz hale getirmek ve düzeltmek; ikincisi ise bir şeyi ölçüp biçmek, bir miktara göre takdir etmektir. Râgıb el-İsfahânî, "halk" kavramının aslen bir şeyi ölçüp biçmek (takdir) olduğunu, Allah'a nispet edildiğinde ise bir şeyi daha önce örneği yokken var etmek (ibda) veya mevcut bir maddeden başka bir şeyi şekillendirmek anlamlarını taşıdığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, kökün kadim Arapçadaki deriyi ölçüp biçme veya taşın pürüzsüzlüğü gibi somut anlamlarından Kur'an'da soyut bir "varlık verme" ve "biçim kazandırma" semantiğine evrildiğini; bu ayette ise insanın biyolojik olarak ölçümlenmesi ve şekillendirilmesi eylemini karşıladığını vurgular. Angelika Neuwirth, bu tür yaratılış temalı ayetlerde kullanılan "h-l-k" fiilinin, insanın başlangıçtaki basit biyolojik yapısına ve bu yapının ilahi bir tasarımla (takdir) nasıl inşa edildiğine dair kozmolojik bir hatırlatma işlevi gördüğünü belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kök anlamındaki "şekil verme ve ölçü belirleme" işlevine dikkat çekerek, burada insanın ana rahmindeki yaratılış evrelerine ve bu sürecin ilahi bir plan dahilinde gerçekleştiğine dair bir sorgulama (istifham) barındırdığını tahlil eder.
Mā (ماء)
İbn Fâris, "m-v-h" kökünün akıcılığı, sıvılığı ve suyun temel doğasını temsil ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesindeki kökenlerine inerek, İbranicedeki "mayim" ve Süryanice/Aramicedeki "mayyâ" formlarıyla köndeş olduğunu; Arapçadaki hemzenin aslının "v" veya "h" harflerinden dönüştüğünü ve kelimenin hayatın temel sıvı maddesini ifade etmek üzere tüm Sami dillerinde merkezi bir konuma sahip olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin lügat olarak her türlü sıvıyı kapsadığını ancak bu bağlamda insanın yaratılış mayası olan nutfeye (meniye) işaret eden teknik ve özel bir anlambilimsel çerçeveye büründüğünü ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "mā" kelimesinin Kur'an'ın genelinde hayatın kaynağı olarak sunulmasına rağmen, burada "mehin" sıfatıyla nitelenerek insanın kökenindeki biyolojik maddiliğe ve bu maddenin sadeliğine vurgu yapıldığını belirtir.
Mehin (مهين)
İbn Fâris, "m-h-n" kökünün zayıflık, küçüklük, değersizlik ve bir şeyin itibar görmemesi anlamlarını barındırdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "mühen"den geldiğini, bunun da zayıf ve hakir olan şeyler için kullanıldığını; ayette ise insanın yaratıldığı sıvının (nutfenin) miktarının azlığı ve fiziksel olarak zayıf/basit karakterine işaret ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "mehin" kelimesinin bu bağlamda insanın ontolojik kibrini kırmak amacıyla seçildiğini, kelimenin anlambilimsel alanındaki "değersiz görülen ve zayıf" niteliklerinin, insanın yüce bir varlık olmadan önceki fiziksel başlangıcını betimlediğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökeninde "hizmet edilen, sıradan" manalarının da bulunduğunu, insanın en temel başlangıç maddesinin bu denli mütevazı ve zayıf bir karakterle tanımlanmasının ilahi kudretin bu zayıflıktan nasıl mükemmel bir varlık çıkardığını göstermeyi hedeflediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "zayıf, hakir ve değersiz" manalarına geldiğini; ayetteki kullanımın insanın yaratılış hammaddesinin fiziksel niteliğine yönelik bir aşağılama (tahkir) değil, aksine ilahi sanatın bu kadar basit bir maddeden (meni) insan gibi karmaşık bir canlıyı var etmesindeki haşmeti vurgulayan etimolojik bir tezat oluşturduğunu tahlil eder.
Yorum
Yorum