Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mürselât Sûresi, 18. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mürselât Sûresi, 18. Ayet

    كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Keżâlike nef’alu bilmucrimîn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      16. “Öncekileri helâk etmedik mi?”

      17. “Arkadan gelenlere de onlara yaptığımızı yapacağız.”

      18. “İşte biz suçlulara böyle yaparız.”

      19. “Hakkı yalanlayanların o gün vay haline!”

      Öncekileri helak etmedik mi? “Öncekilerden maksat, Nuh, Ad ve Semûd kavimleridir. Arkadan gelenlere de onlara yaptığımızı yapacağız. Onlar da Firavun ve Lût kavmiyle başka kavimlerdir. İşte biz suçlulara böyle yaparız. Buradaki “suçlular’ın bu ümmetin suçluları oldukları söylenmiştir. Ancak helâkin ne zaman gerçekleşeceği meselesinde ihtilaf edilmiştir. Bazıları “Ama asıl vadeleri kıyâmet günüdür ve kıyâmet günü şüphesiz daha dehşetli ve daha acıdır” meâlindeki âyete dayanarak söz konusu helâkin âhirette olacağını söylemiştir. Bazıları bunun Bedir günü meydana geldiğini söylerken, başka bazıları da kastedilenin Muhammed (a.s.) ümmetinin suçluları olduğunu belirtmişlerdir. Nitekim bir rivayete göre Resûlullah (a.s.) şöyle buyurmuştur: “İki aylık mesafeden düşmanın kalbine korku salma yardımına mazhar oldum”. Allah Teâlâ düşmanların kalplerine korku salmış, güçleri çok ve Resûlullah’ın (a.s.) ashabı sayıca az olduğu halde onunla savaşmayı akıllarından geçirememişlerdir. Allah Teâlâ’nın suçlulara yaptığı budur. Düşmanların kalbine korku salmak Resûlullah’ın (a.s.) peygamberliğinin en ilgi çekici ve açık delillerindendir. Çünkü düşmanlarının kalplerine korku salmada onlara kendilerini savaştan geri bırakma gibi bir özelliğin olduğunu bildirme söz konusudur. Onların kalplerine korku salma Allah Teâlâ tarafından gerçekleşen bir durumdur. Başka bir sebep söz konusu değildir. En doğrusunu Allah bilir.​​​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Nef'alu (نَفْعَلُ)

        İbn Fâris, "f-a-l" kökünün temel anlamının bir şeyi ortaya koymak, yapmak ve işlemek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fiil" kavramını, ister iradeli ister iradesiz olsun bir canlıdan sadır olan her türlü iş olarak tanımlar; ancak Allah'a nispet edildiğinde bunun mutlak bir yaratma ve irade beyanı olduğunu, "amel" kelimesinden daha genel bir anlam taşıdığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, fiilin geniş zaman (muzari) formunda gelmesinin, ilahi ceza yasasının sadece geçmişe ait olmadığını, her an yürürlükte olan ve gelecekte de değişmeyecek olan aktif bir süreci simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "Biz böyle yaparız" ifadesiyle, önceki ayetlerde zikredilen helak sahnelerinin rastgele olaylar değil, Allah'ın değişmez bir uygulama biçimi (sünnetullah) olduğunu dilsel bir kesinlikle vurguladığını tahlil eder.

        Mücrimîn (الْمُجْرِمِينَ)

        İbn Fâris, "c-r-m" kökünün sözlükte bir şeyi kesmek, koparmak ve meyve devşirmek anlamlarına geldiğini, suç işleyen kişiye de toplumun hukukundan veya haktan koptuğu için "mücrim" dendiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "cerm" kelimesinin aslen ağaçtan meyve koparmak olduğunu, terim olarak ise "günah kazanmak" ve haksızlığa yönelmek manasına geldiğini; mücrimlerin ise kendilerini ilahi rahmetten koparan ve günahı bir kazanç haline getiren kişiler olduğunu detaylandırır. Arthur Jeffery, kelimenin kökenindeki "suç işleme" anlamının Sami dillerinde yaygın olduğunu, Kur'an'da ise özellikle ilahi mesajı reddeden ve ahlaki sınırları aşan günahkarları tanımlayan teknik bir terime dönüştüğünü belirtir. Toshihiko Izutsu, "mücrim" kavramının Kur'an'ın etik-dini yapısında, sadece hukuki bir suçluyu değil, Tanrı'nın otoritesine başkaldıran ve varoluşsal bir sapma içinde olan ontolojik "suçlu" tipini temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki "kesmek" anlamından hareketle, mücrimin aslında kendi fıtratıyla ve hakikatle olan bağını koparan kişi olduğunu, dolayısıyla cezasının bu kopuşun bir sonucu olarak geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "suçlular" manasına geldiğini ve ayetteki belirlilik takısıyla (el-mücrimîn), özellikle Peygamber'e karşı direnen ve ayetleri yalanlayan o günkü inkarcı prototipinin kastedildiğini, ilahi cezanın bu tipolojiyi her zaman hedef alacağını dilsel düzlemde mühürlediğini belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X