Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mürselât Sûresi, 17. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mürselât Sûresi, 17. Ayet

    ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْاٰخِر۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Śumme nutbi’uhumu-l-âḣirîn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      16. “Öncekileri helâk etmedik mi?”

      17. “Arkadan gelenlere de onlara yaptığımızı yapacağız.”

      18. “İşte biz suçlulara böyle yaparız.”

      19. “Hakkı yalanlayanların o gün vay haline!”

      Öncekileri helak etmedik mi? “Öncekilerden maksat, Nuh, Ad ve Semûd kavimleridir. Arkadan gelenlere de onlara yaptığımızı yapacağız. Onlar da Firavun ve Lût kavmiyle başka kavimlerdir. İşte biz suçlulara böyle yaparız. Buradaki “suçlular’ın bu ümmetin suçluları oldukları söylenmiştir. Ancak helâkin ne zaman gerçekleşeceği meselesinde ihtilaf edilmiştir. Bazıları “Ama asıl vadeleri kıyâmet günüdür ve kıyâmet günü şüphesiz daha dehşetli ve daha acıdır” meâlindeki âyete dayanarak söz konusu helâkin âhirette olacağını söylemiştir. Bazıları bunun Bedir günü meydana geldiğini söylerken, başka bazıları da kastedilenin Muhammed (a.s.) ümmetinin suçluları olduğunu belirtmişlerdir. Nitekim bir rivayete göre Resûlullah (a.s.) şöyle buyurmuştur: “İki aylık mesafeden düşmanın kalbine korku salma yardımına mazhar oldum”. Allah Teâlâ düşmanların kalplerine korku salmış, güçleri çok ve Resûlullah’ın (a.s.) ashabı sayıca az olduğu halde onunla savaşmayı akıllarından geçirememişlerdir. Allah Teâlâ’nın suçlulara yaptığı budur. Düşmanların kalbine korku salmak Resûlullah’ın (a.s.) peygamberliğinin en ilgi çekici ve açık delillerindendir. Çünkü düşmanlarının kalplerine korku salmada onlara kendilerini savaştan geri bırakma gibi bir özelliğin olduğunu bildirme söz konusudur. Onların kalplerine korku salma Allah Teâlâ tarafından gerçekleşen bir durumdur. Başka bir sebep söz konusu değildir. En doğrusunu Allah bilir.​​​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Nütbi'u (نُتْبِعُ)

        İbn Fâris, "t-b-a" kökünün temel anlamının bir şeyin diğerinin peşi sıra gitmesi, ona eklemlenmesi ve onu takip etmesi olduğunu belirtir; ayetteki ifadenin ilahi bir iradeyle sonraki suçluların öncekilerin akıbetine dahil edilmesini ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "itbâ" kavramını birini veya bir şeyi diğerinin arkasına katmak, ona tabi kılmak olarak tanımlar ve burada suçta ortak olan sonraki nesillerin cezada da öncekilere tabi kılındığını vurgular. Celaleddin el-Suyuti, fiilin muzari (geniş zaman) formunda gelmesinin ilahi sünnetin (yasasının) değişmezliğine işaret ettiğini ve günahkar toplumların birbirini takip eden bir yok oluş zincirine bağlandığını tasdik eder. Toshihiko Izutsu, kökün anlambilimsel sahasında var olan "takip etme" eyleminin, Kur'an'ın tarih felsefesinde ahlaki bir sürekliliği ve bu sürekliliğe verilen ilahi cevabı simgelediğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "peşine takmak" manasından hareketle, ilahi kudretin tarih sahnesindeki aktif müdahalesini ve inkarcı nesillerin birbiri ardınca aynı felakete sürüklenişini dilsel bir kesinlikle ifade ettiğini belirtir.

        Âhirîn (الْآخِرِينَ)

        İbn Fâris, "e-h-r" kökünün bir şeyin sonunu, geride kalanı ve sonradan geleni temsil ettiğini belirterek, kelimenin zaman diziliminde "evvelîn"den (öncekilerden) sonra gelen toplulukları karşıladığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "âhir" kavramını "evvel"in zıddı olarak konumlandırarak, bu kelimenin tarihsel süreçte öncekilerin mirasını (inkarını) devralan ve kronolojik olarak daha geç dönemlerde yaşayan toplumları simgelediğini açıklar. Arthur Jeffery, "e-h-r" kökünün Sami dillerindeki (özellikle Aramice ve İbranice) "arka, son" anlamlarındaki kökenlerine atıf yaparak, Kur'an'ın bu kelimeyle tarihsel bir sınıflandırma yaptığını belirtir. Angelika Neuwirth, erken Mekki surelerin ritmik yapısı içinde bu kelimenin "evvelîn" (öncekiler) ile bir çift oluşturduğunu ve ilahi adaletin zamanın başından sonuna kadar tüm nesilleri kapsayan kuşatıcılığını temsil ettiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "sonrakiler" manasından yola çıkarak, ayetin bir önceki ayetle kurduğu tarihsel köprüyü tamamladığını ve suçlu nesillerin zamanı ne olursa olsun aynı ilahi yasanın muhatabı olduklarını dilsel düzeyde mühürlediğini ifade eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X