وَاِذَا الرُّسُلُ اُقِّتَتْۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mürselât Sûresi, 11. Ayet
Daralt
X
-
‘‘Peygamberlere toplantı vakti bildirildiğinde!’’
Peygamberlere toplantı vakti bildirildiğinde. Âyetin metninde geçen “ukkitet” (اُقِّتَتْ) kelimesi, “vukkitet” (وُقِّتَتْ) diye de okunmuştur. Kelimenin aslı da böyledir. Fakat telaffuzda kolaylık olsun diye baştaki “vav” harfinin yerine “hemze’ gelmiştir. Mânası "vakit belirleme" demektiı. Yani “peygamberler belli bir vakitte toplandıkları zaman” anlamınadır. Bazıları ise bu ilâhi beyana şu anlamı vermiştir: “Yine o gün her ümmetin içinden kendileri hakkında birer tanık çıkaracağız, seni de bu kimseler hakkında tanık yapacağız”. Tıpkı şu ilâhî beyanda olduğu gibi: “Peygamberlerden her biri gönderildiği kavim aleyhine şahitlik etmek için geldikleri zaman”. Bazıları da vakit bildirildiğinde anlamındaki “ukkitet” kelimesini şöyle açıklamıştır: Onlara davet edildikleri dinin iç yüzünün beyan edileceği vâdedildi. Bu ise kendilerine icabeti terk eden kavimlerine vâdedilen azabın vuku bulacağı sözünün verilmesidir. Ve bir de “Allaha iman eden ve davetlerinde peygamberlere tâbi olanlara vâdedilen sevabın ulaşacağı sözünün verilmesidir”.
Yorum
-
Rüsul (الرُّسُلُ)
İbn Fâris, "r-s-l" kökünün sözlükte akıcılık, peş peşe gelme ve bir şeyi serbest bırakıp gönderme anlamlarına geldiğini belirtir; kelimenin bu ayette ilahi bir mesajla donatılıp insanlığa peş peşe gönderilen peygamberleri (elçileri) ifade ettiğini etimolojik olarak ortaya koyar. Râgıb el-İsfahânî, "risâlet" kavramını birini belirli bir görev ve mesajla yollamak olarak tanımlayarak, kelimenin Kur'an'da Allah'ın emirlerini iletmek üzere seçilmiş ve ahiret gününde şahitlik yapacak olan elçiler zümresini anlattığını aktarır. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin lügat anlamına ve tefsir geleneğine dayanarak, kıyamet sahnesinde ümmetleriyle yüzleşmek ve şahitlik etmek üzere toplanacak olan peygamberler topluluğunu ifade ettiğini tasdik eder. Arthur Jeffery, "r-s-l" kökünün Süryanice ve Habeşçe gibi diğer Sami dillerinde de elçi gönderme ve sefaret manalarında derin köklere sahip olduğunu, Kur'an Arapçasının bu geniş Sami terminolojisini devralarak ilahi elçiler için teknik bir kavrama dönüştürdüğünü belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin anlambilimsel dünyasında elçinin sıradan bir haberci olmadığını, Tanrı ile insan arasındaki ontolojik iletişimi sağlayan temel figür olduğunu; eskatolojik bağlamda ise bu elçilerin toplanmasının tarihi sürecin bitip ilahi yargılamanın başladığını simgelediğini vurgular. Angelika Neuwirth, erken Mekki surelerin apokaliptik yapısı içerisinde kozmik yıkım sahnelerinden sonra "rüsul" kelimesiyle insanlık tarihinin ve teolojik hesaplaşmanın merkezine geçildiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin çoğul yapısıyla tarih boyunca gönderilmiş tüm peygamberleri kapsadığını ve kozmik nizamın çöküşünün ardından bu elçilerin ilahi mahkemede şahitler olarak sahneye çıkışının dilsel düzlemde mühürlendiğini belirtir.
Ukkitet (أُقِّتَتْ)
İbn Fâris, "v-k-t" kökünün sözlükte bir iş için belirli bir zaman sınırı koymak ve vakit belirlemek anlamına geldiğini, kelimenin başındaki "vav" harfinin Arapça fonetik kuralları gereği "hemze"ye dönüştüğünü ve elçiler için kesin bir toplanma zamanının tayin edildiğini etimolojik olarak açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "vakit" kavramının bir eylemin gerçekleşmesi için ayrılmış özel zaman dilimi olduğunu vurgulayarak, "tevkît" fiilinin edilgen yapısıyla peygamberlerin şahitlik için bir araya getirileceği o kaçınılmaz ve nihai anın ilahi irade tarafından belirlenmiş olmasını ifade ettiğini detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin morfolojik dönüşümüne ("vukkitet"ten "ukkitet"e) dikkat çekerek, bu edilgen fiilin peygamberlerin hesap gününde ümmetleri aleyhine veya lehine tanıklık etmek üzere belirlenmiş bir vakitte toplanmalarını anlatan dilbilimsel ve tefsiri boyutunu tasdik eder. Toshihiko Izutsu, fiilin anlambilimsel alanında sıradan bir zaman algısının ötesinde, ilahi planın matematiksel bir kesinlikle işlediğini gösteren ontolojik bir "belirlenmişlik" fikrinin yattığını; kıyamet sahnelerindeki bu tevkît eyleminin mutlak otoritenin zaman üzerindeki hakimiyetini simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki zaman tayini anlamının ve fiil çatısındaki şeddeli okunuşun (pekiştirmenin), o belirlenen anın ciddiyetini, ertelenemezliğini ve peygamberlerin şahitliğinin eskatolojik yargılamadaki kritik ağırlığını etimolojik bir güçle ortaya koyduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "vakti tayin edilmek" manasından hareketle, edilgen kalıbın fail olan Allah'ın mutlak zaman ve mekan üstü kudretine işaret ettiğini, peygamberlerin toplanma vaktinin gelmesiyle yeminlerle inşa edilen gerilimin ilahi mahkeme safhasına kesin bir biçimde evrildiğini dilsel düzlemde mühürlediğini belirtir.
Yorum
Yorum