وَاِذَا السَّمَٓاءُ فُرِجَتْۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mürselât Sûresi, 9. Ayet
Daralt
X
-
Semâ (السَّمَاءُ)
İbn Fâris, "s-m-v" kökünün sözlükte yükseklik, yücelik ve bir şeyin üst tarafı anlamlarına geldiğini belirterek, yeryüzünün üzerinde yer alan ve onu bir tavan gibi kaplayan kozmik boşluğa veya gök kubbesine bu ismin verildiğini etimolojik olarak ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bir şeyin kendisine nispetle üstünde bulunan her şeyin onun "semâsı" olduğunu açıklayarak, kelimenin Kur'an'da hem fiziksel gökyüzünü hem de meleklerin bulunduğu aşkın alemleri ifade edecek geniş bir anlambilimsel çerçeveye sahip olduğunu aktarır. Celaleddin el-Suyuti, lügat anlamına ve tefsir geleneğine dayanarak, ayetteki bağlamıyla yeryüzünü kuşatan sağlam yapılı gök kubbenin kastedildiğini tasdik eder. Arthur Jeffery, "s-m-v" kökünün İbranice ve Aramicedeki (şamayim) kullanımlarına atıf yaparak, kelimenin Sami dil ailesinde gökyüzü ve ilahi mekan tasavvurunu ifade eden ortak ve çok kadim bir etimolojik kökene dayandığını belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin anlambilimsel dünyasında gökyüzünün sadece fiziksel bir boşluk değil, ilahi kudretin değişmezliğini ve kusursuz nizamını simgeleyen sarsılmaz bir mimari yapı olduğunu; kıyamet tasvirinde ise asıl dehşetin bu "yıkılmaz" sanılan semanın dekonstrüksiyona uğramasıyla ortaya çıktığını vurgular. Angelika Neuwirth, erken Mekki surelerin apokaliptik yapısı içerisinde "semâ" kelimesinin, insanoğlunun evrendeki güvenlik duygusunun en temel dayanağı olan kozmik tavanı temsil ettiğini ve bu yapının çöküşünün varoluşsal bir korku yarattığını tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kök anlamından hareketle fiziksel gökyüzünü karşıladığını ve kıyamet sahnelerinde göğün sağlamlığının parçalanışıyla ilahi gücün evrensel yasaları nasıl askıya aldığının dilsel bir ifadesi olarak konumlandığını belirtir.
Furicet (فُرِجَتْ)
İbn Fâris, "f-r-c" kökünün temel anlamının bir şeyi açmak, iki şeyin arasını ayırmak ve yarık oluşturmak olduğunu belirtir; ayette gök kubbenin bütünlüğünün bozularak yarılıp açılmasını bu kök üzerinden açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "ferc" kelimesinin nesneler arasındaki boşluk ve çatlak manasına geldiğini vurgulayarak, "furicet" fiilinin kusursuz ve yekpare olan gökyüzünün çatlayıp paramparça olması eylemini anlattığını detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, edilgen (meçhul) fiil yapısındaki bu kelimenin, göğün kendi kendine değil, ilahi bir müdahaleyle şiddetli bir şekilde yarılması ve açılması şeklindeki dilbilimsel ve tefsiri boyutunu tasdik eder. Toshihiko Izutsu, fiilin anlambilimsel alanında şiddetli bir "düzen bozma" ve "yarma" eyleminin bulunduğunu; kıyamet tasvirinde gökyüzünün sıradan bir değişim geçirmeyip, ontolojik bir yarılmayla dışarıdan gelen mutlak bir güce (ilahi iradeye) boyun eğişini temsil ettiğini belirtir. Angelika Neuwirth, bu kelimenin apokaliptik sözlükte kozmik tavanın parçalanmasını ve böylece dünyevi olan ile ilahi olan arasındaki sınırın (bariyerin) ortadan kalkarak dehşet verici bir açıklığın ortaya çıkmasını simgelediğini tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki derin yarılma ve açılma anlamının, ilahi kudretin kozmik düzene müdahalesindeki şiddeti ve gökyüzünün o kusursuz mimarisinde oluşan dehşetli gedikleri etimolojik bir güçle ortaya koyduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "yarılmak, açılmak" manalarından hareketle, edilgen kalıbın fail olan Allah'ın mutlak yıkıcı ve yeniden yapıcı gücüne işaret ettiğini ve evrenin en sağlam yapısı kabul edilen semanın bu eylemle kesin bir biçimde parçalandığını dilsel düzlemde mühürlediğini belirtir.
Yorum
Yorum