فَاِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mürselât Sûresi, 8. Ayet
Daralt
X
-
"Yıldızların ışığı söndürüldüğünde,"
Yıldızların ışığı söndürüldüğünde. En doğrusunu Allah bilir ya, sanki “Ki size vâdolunan olay mutlaka gerçekleşecektir” meâlindeki âyet nâzil olunca Hz. Peygambere (a.s.) bunun ne zaman gerçekleşeceği sorulmuş olup bunun üzerine yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman meâlindeki âyet inmiş gibi bir durum söz konusudur. Allah Teâlâ burada bizzat soruya konu olan vakte değil de o gün gerçekleşecek durumlara işaret etmektedir. Âyetin metninde geçen “tumiset” (طُمِسَتْ) ışığı ve nuru gitti sonra da dağıldı anlamına gelir.
Yorum
-
Nücûm (النجوم)
İbn Fâris, "n-c-m" kökünün sözlükte bir şeyin belirmesi, açığa çıkması ve doğması anlamlarına geldiğini belirtir; gökyüzündeki yıldızlara da karanlıkta ortaya çıkıp parladıkları için bu ismin verildiğini etimolojik olarak açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin asıl manasının görünür hale gelmek olduğunu ifade ederek, ayette gök cisimleri olan yıldızları karşıladığını ve bu cisimlerin kozmik sistem içindeki belirgin varlıklarına işaret edildiğini aktarır. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin lügat anlamına ve tefsir geleneğine dayanarak, kıyamet sahnesinde ışıkları söndürülecek olan göksel nesneleri (yıldızları) ifade ettiğini tasdik eder. Arthur Jeffery, "n-c-m" kökünün Sami dillerinde genel olarak gök cisimlerini ve yıldızları tanımlamak için kullanıldığını, Kur'an Arapçasında da bu geniş ve kadim Sami terminolojisinin korunduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin anlambilimsel çerçevesinde yıldızların, evrenin değişmez nizamını ve kozmik sürekliliği simgelediğini; eskatolojik bağlamda ise bu değişmez kabul edilen nizamın çöküşünün "nücûm" üzerinden anlatıldığını vurgular. Angelika Neuwirth, erken Mekki apokaliptik sahnelerde yıldızların zikredilmesinin, insanın evrendeki yön bulma ve güven duygusunun temel taşı olan gökyüzü mimarisinin yıkılışını tasvir etmek amacıyla kullanıldığını tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kök anlamındaki parlayıp ortaya çıkma eyleminden hareketle, bu ayette ışık ve rehberlik kaynağı olan yıldızların, kıyamet anında bu temel vasıflarını yitirecekleri gerçeğine dilsel bir zemin oluşturduğunu ifade eder.
Tumiset (طُمِسَتْ)
İbn Fâris, "t-m-s" kökünün temel anlamının bir şeyin izini tamamen yok etmek, silmek ve köreltmek olduğunu belirtir; ayette yıldızların ışığının tamamen ortadan kaldırılmasını ve görünmez hale getirilmelerini bu kök üzerinden açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "tams" eyleminin bir nesnenin şeklini veya ışığını gidermek manasına geldiğini vurgulayarak, kelimenin yıldızların sadece sönmesini değil, varlıklarına dair tüm görsel izlerin evrenden kazınmasını ifade ettiğini detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, edilgen (meçhul) fiil yapısındaki bu kelimenin, yıldızların ışığının silinmesi ve parıltılarının giderilmesi şeklindeki dilbilimsel ve tefsiri boyutunu tasdik eder. Toshihiko Izutsu, fiilin anlambilimsel alanında şiddetli ve mutlak bir "yok etme, silme" eyleminin bulunduğunu; kıyamet tasvirinde yıldızların ışığının sıradan bir sönmeyle değil, ilahi müdahale ile ontolojik bir iz silme işlemine tabi tutulduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, bu kelimenin apokaliptik sözlükte var olan düzenin (kozmos) şiddetle dekonstrüksiyona uğratılmasını simgelediğini ve parlayan gök cisimlerinin adeta bir yazı gibi silinerek (tams) evrenin karanlığa gömülüşünü tasvir ettiğini tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki derin silme ve iptal etme anlamının, ilahi kudretin evrensel yasalara müdahalesindeki kesinliği ve yıldızların varlık amacının bir anda sonlandırılmasını etimolojik bir güçle ortaya koyduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "izini silmek, kör etmek" manalarından hareketle, edilgen kalıbın fail olan Allah'ın mutlak gücüne işaret ettiğini ve kozmik sistemin en kalıcı unsurları sanılan yıldızların ışığının kesin bir biçimde söndürülüp silindiğini dilsel düzlemde mühürlediğini belirtir.
Yorum
Yorum