اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mürselât Sûresi, 7. Ayet
Daralt
X
-
Ki size vâdolunan şey mutlaka gerçekleşecektir.
Ki size vâdolunan şey mutlaka gerçekleşecektir. Âyetin başındaki “mürselât”tan buraya kadar geçen yemin, işte bu cümleyi pekiştirmek için yapılmıştır. Öte yandan “vâdolunan” ise dirilme günü olduğu takdirde âyetin mânası “Size vâdolunan dirilme mutlaka gerçekleşecektir” şeklinde olur. Eğer “ceza” ve “ikab” mânasında ise âyetin yorumu şöyle olur: ‘‘Size vâdolunan azap mutlaka başınıza gelecektir”. Bu durumda âyet, Allah Teâlâ’nın iman etmeyeceklerini bildiği bir topluluk hakkında olur.
Yorum
-
Tû'adûn (تُوعَدُونَ)
İbn Fâris, "v-a-d" kökünün sözlükte birine hayır veya şer vadetmek, gelecekte gerçekleşecek bir durumu bildirmek anlamına geldiğini belirtir ve bu ayette kıyamet gününe dair verilen ilahi sözü ifade ettiğini ortaya koyar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin kökenindeki "va'd" kavramının hem iyi hem de kötü vaatleri kapsadığını, burada ise hesap günü, diriliş ve ilahi adaletin tecellisine dair verilen eskatolojik sözlerin tamamını karşıladığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, eylemin edilgen (meçhul) yapısına dikkat çekerek, kelimenin muhataplara yöneltilen diriliş ve ahiret vaadinin dilbilimsel ve tefsiri boyutunu tasdik eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel dünyasında ilahi vaadin (va'd) sıradan bir sözleşme olmadığını, Tanrı'nın mutlak iradesinin geleceğe dair sarsılmaz bir beyanı olduğunu ve kelimenin bu mutlaklık hissini taşıdığını vurgular. Angelika Neuwirth, erken Mekki surelerin form analizi bağlamında, bu kelimenin sure başındaki uzun yemin serilerinin (ilk altı ayet) çözülme noktası olduğunu ve "vaat edilen şey"in apokaliptik haberlerin merkezini oluşturduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kök anlamından hareketle, yeminlerin hedefi ve cevabı (müşârun ileyh) olarak konumlandığını, diriliş ve ceza/mükafat gibi inkar edilen uhrevi haberlerin kesinliğini dilsel olarak muhatabın zihnine çarptığını tahlil eder.
Vâkı' (وَاقِعٌ)
İbn Fâris, "v-k-a" kökünün temel olarak bir şeyin düşmesi, inmesi, ağır bir şekilde yere çarpması ve kaçınılmaz olarak gerçekleşmesi anlamlarını taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "vukû" eyleminin fiziksel bir düşüşten ziyade, mecazi olarak bir olayın kesin ve şiddetli bir biçimde meydana gelmesi, özellikle de ahiret gününün sarsılmaz gerçekliği için kullanıldığını detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin ism-i fâil (etken sıfat-fiil) kalıbında gelmesinin, vaat edilen o günün (kıyametin) kesinlikle vuku bulacağını, düşecek ve gerçekleşecek bir nesne gibi kaçınılmaz olduğunu etimolojik bir veri olarak aktarır. Toshihiko Izutsu, kökün taşıdığı "ağır bir şekilde düşme" imgesinin, eskatolojik bir kavram olarak kıyametin aniden, bir darbe gibi insanlığın üzerine çökmesini ve ontolojik bir gerçeklik olarak inkar edilemez bir şekilde başa gelmesini simgelediğini tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki bu düşme ve çarpma eyleminin, ilahi vaadin somutlaşarak insanlığın üzerine yıkılması hissini verdiğini, dolayısıyla kelimenin seçilişindeki etimolojik isabetin kıyamet tasvirinin ağırlığıyla örtüştüğünü belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ism-i fâil yapısıyla sabit ve kalıcı bir gerçekliğe işaret ettiğini, ilk altı ayetteki yeminlerle kurulan yüksek gerilimin bu tek kelimedeki "kaçınılmaz olarak gerçekleşecek" manasıyla nihayete erdirildiğini ve şüpheyi ortadan kaldırdığını ifade eder.
Yorum
Yorum