هُمُ الَّذ۪ينَ يَقُولُونَ لَا تُنْفِقُوا عَلٰى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ حَتّٰى يَنْفَضُّواۜ وَلِلّٰهِ خَزَٓائِنُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلٰكِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ لَا يَفْقَهُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Münâfikûn Sûresi, 7. Ayet
Daralt
X
-
Onlar, ‘Resûlullah’ın yanındakilere geçimlik bir şeyler vermeyin ki etrafından dağılıp gitsinler’ diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hâzineleri Allah’ındır; ama münafıklar anlamıyorlar!
Onlar, ‘Resûlullah’ın yanındakilere geçimlik bir şeyler vermeyin ki etrafından dağılıp gitsinler’ diyenlerdir. Daha önce de söylediğimiz gibi bu âyet, onların son derece cimri olduklarını göstermektedir. Dağılıp gitsinler meâlindeki ifade, onların bu nuru söndürmek ve bitirmek istediklerini göstermektedir. Fakat Cenâb-ı Hak, bu dinî üstün getirmekten başka bir şeyi uygun görmemiştir.
Göklerin ve yerin hâzineleri Allah’ındır. Allah münafıkların müminlere infak edip etmeyeceklerini denemek için yerlerin ve göklerin hâzinelerini münafıkların önüne serer. Veya zora düştüklerinde sabredip etmeyeceklerini denemek için yerlerin ve göklerin hâzinelerini müminlere kısar. Yahut da âyetin müminler için bir müjde olması da muhtemeldir. Cenâb-ı Hak, bir müddet sıkıntıdan sonra dünyayı kendilerine genişleteceğini müminlere müjdelemektedir. Bunu da kendilerine çeşitli fetihler nasip ederek, düşmanlarına karşı onlara zafer ve galibiyet lütfederek göstermiştir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Yekûlûne (يَقُولُونَ)
İbn Fâris, k-v-l kökünün ses harflerinin bir araya gelmesiyle oluşan her türlü telaffuz ve ifadeyi temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl"in sadece bir ses dizisi olmadığını, aynı zamanda o sözün muhataba ulaştırdığı bir fikir, iddia veya emir olduğunu; buradaki kullanımın münafıkların kendi aralarında veya dışarıya karşı yürüttükleri sinsi bir "ekonomik ambargo" politikasının sözlü beyanı olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın diyalojik yapısında "yekûlûne" fiilinin sıklıkla bir grubun (bu bağlamda münafıkların) dünya görüşünü ve stratejik niyetini yansıtan bir giriş ifadesi olarak kullanıldığını; bu ayette ise münafıkların dillerini, İslam toplumunun maddi temellerini sarsmak için bir silah olarak kullandıklarını analiz eder.
Tunfikû (تُنْفِقُوا)
İbn Fâris, n-f-k kökünün temel olarak bir şeyin tükenmesi, harcanması veya bir tünel/delik vasıtasıyla çıkıp gitmesi (tarla faresinin yuvası örneğinde olduğu gibi) anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "infâk"ın malı hayır yolunda veya belirli bir amaç doğrultusunda elden çıkarmak olduğunu; münafıkların bu ayette bu eylemi yasaklayarak, Müslümanların ekonomik kaynaklarını kesmeyi ve onları maddi bir kuşatmaya almayı hedeflediklerini açıklar. Toshihiko Izutsu, infâk kavramını İslam'ın sosyal dayanışma ve imanın pratik bir ispatı olarak kurduğu merkezi bir terim olarak ele alır; münafıkların "infâk etmeyin" çağrısının, bu dini-sosyal yapıyı temelinden çökertmeye yönelik doğrudan bir saldırı olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki eylemin Medine dönemindeki "mülteciler" (Muhacirler) ile "yerliler" (Ensar) arasındaki bağı koparmaya yönelik siyasi bir manevra olduğunu, münafıkların ekonomik gücü bir baskı unsuru olarak kullandıklarını belirtir.
Resûl (رَسُولِ)
İbn Fâris, r-s-l kökünün ardışıklık, akış ve bir mesajın suhuletle iletilmesi anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "resûl"ün ilahi bir otoritenin taşıyıcısı olduğunu; ayette münafıkların "Resûlullah'ın yanındakiler" ifadesini kullanarak, aslında Hz. Peygamber'in etrafındaki çekirdek inanan grubu hedef aldıklarını açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin ilahi iradenin merkezini temsil ettiğini, münafıkların bu merkezi yalnızlaştırmak için çevresindeki ekonomik desteği çekmeye çalıştıklarını, ancak bu eylemin bizzat "Resûl"ün dayandığı ilahi kaynağı (Allah) hesap edemediğini vurgular.
Allâh (اللَّهِ)
İbn Fâris, e-l-h kökünün ibadet edilen ve hayranlık duyulan yüce varlık olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ismin tüm ilahi sıfatları kendisinde toplayan tek hakikati temsil ettiğini; bu ayetteki tamlamanın (Resûlullah), elçinin otoritesinin kaynağını vurgulayarak münafıkların bu otoriteye karşı yürüttükleri ekonomik savaşı aslında Allah'a karşı yürüttüklerini gösterdiğini ifade eder. Arthur Jeffery, monoteistik bağlamda ismin Medine toplumundaki belirleyici ve her şeyi kuşatan otoritesini analiz eder.
Yenfaddû (يَنْفَضُّوا)
İbn Fâris, n-f-d kökünün temel olarak bir şeyi silkelemek, dağıtmak, bir yerden başka bir yere saçılmak ve bir şeyin bitip tükenmesi anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "infidâd"ın bir topluluğun etrafındaki merkezi terk ederek her birinin bir yana dağılması olduğunu; münafıkların stratejisinin, Muhacirleri Hz. Peygamber'in etrafından maddi imkansızlıklar yoluyla "silkelemek" ve dağıtmak olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin Medine'deki sosyopolitik gerilimi çok iyi yansıttığını, münafıkların Muhacirleri sadece "geçici sığınmacılar" olarak gördüklerini ve kaynaklar kesilince bu grubun doğal olarak dağılacağını varsayan mekanik bir mantığa sahip olduklarını belirtir.
Hazâinu (خَزَائِنُ)
İbn Fâris, h-z-n kökünün bir şeyi korumak, saklamak ve bir yerde toplamak anlamına geldiğini, değerli malların konulduğu güvenli yerlere bu isimden türetilen "hizâne" dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hazâin"in hem maddi hem de manevi her türlü nimetin asıl kaynağı ve deposu olduğunu ifade eder; ayetteki kullanımın, münafıkların sınırlı ve dünyevi rızık anlayışına karşılık, mülkün asıl sahibinin sınırsız kaynaklarına dikkat çektiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu terimi "rızık" kavramıyla ilişkili olarak analiz eder ve münafıkların rızkı sadece kendi ellerindeki maldan ibaret sanan dar görüşlülüklerine karşı, evrensel mülkiyetin ilahi hazinelerde olduğu gerçeğinin bir reddiye olarak sunulduğunu vurgular.
Semâvât (السَّمَاوَاتِ)
İbn Fâris, s-m-v kökünün yükseklik, yücelik ve üstünlük anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, göklerin (semâvât) hem fiziksel yüksekliği hem de ilahi emirlerin ve rızkın indiği manevi katları temsil ettiğini; hazinelerin semâvâta nispet edilmesinin, rızkın dünyevi hesapların çok ötesinde yüce bir takdire bağlı olduğunu gösterdiğini ifade eder. Arthur Jeffery, semâ kelimesinin semitik dillerdeki (Süryanice 'şemayya') kökenlerine ve Kur'an'ın bu kozmolojik terimi ilahi hükümranlığın mekânı olarak nasıl kullandığına değinir.
Ard (الْأَرْضِ)
İbn Fâris, e-r-d kökünün alçaklık, yayılmışlık ve ayaklar altındaki zemin anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, yeryüzünün her türlü rızkın bitiş ve çıkış yeri olduğunu; semâvât ve ardın birlikte zikredilmesinin, evrenin her noktasındaki tüm kaynakların Allah'ın tasarrufunda olduğunu vurguladığını açıklar. Toshihiko Izutsu, "ard" kavramının insanoğlunun maddi faaliyet alanı olduğunu, ancak münafıkların bu alanı ilahi bağından kopararak sadece seküler bir mülkiyet alanı olarak gördüklerini analiz eder.
Münâfikîn (الْمُنَافِقِينَ)
İbn Fâris, n-f-k kökünün iki çıkışlı bir delikten girip çıkma metaforuna dayandığını, bir yüzüyle inanıp diğer yüzüyle inkar eden karakteri temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, münafıkların dıştan Müslüman görünerek bu kimliğin avantajlarını kullandıklarını ancak ekonomik güçlerini İslam'ın aleyhine bir silah olarak kullanarak asıl niyetlerini ifşa ettiklerini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu ayette münafık profilinin "hesapçı ve rasyonalist" yönünün öne çıktığını; onların rızkı sadece maddi sebeplere bağlayan bu tavırlarının aslında bir cehalet ve anlamama biçimi olduğunu vurgular.
Yefkahûn (يَفْقَهُونَ)
İbn Fâris, f-k-h kökünün bir şeyin künhüne vakıf olmak ve asıl gerçeğini kavramak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fıkhın sadece zahiri bilgiyi değil, görünenin arkasındaki ilahi hikmeti sezmek olduğunu; münafıkların dünyevi rızık hesapları yaptıklarını ancak rızkın asıl kaynağının Allah olduğu gerçeğini kavrayacak basiretten yoksun olduklarını açıklar. Toshihiko Izutsu, "lâ yefkahûn" ifadesinin bu ayette münafıkların manevi bir körlüğüne işaret ettiğini; onların sadece görünürdeki maddi sebepleri gördüklerini, ancak mülkün mutlak yaratıcısını ve O'nun müdahalesini idrak edemediklerini detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki fıkıh eksikliğinin münafıkların sığ bir materyalizme saplanıp kalmaları ve aşkın gerçekliği denkleme katamamaları anlamına geldiğini vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla