Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mümtehine Sûresi, 5. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mümtehine Sûresi, 5. Ayet

    رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَاۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Rabbenâ lâ tec’alnâ fitneten lilleżîne keferû vaġfir lenâ rabbenâ(s) inneke ente-l’azîzu-lhakîm(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Rabbimiz! Bizi, inkâr edenler için bir sınama konusu yapma. Bizi bağışla ey Rabbimiz! Çünkü kudret ve hikmet sahibi olan setisin."

      Rabb’imiz! Bizi, inkâr edenler için sınama konusu yapma! Müfessirler bu âyetin üç şekilde yorumlanabileceğini söylemiştir. Birincisi, düşmanlarımızı başımıza musallat etme, ki onlar, kendilerinin hak yolda bizim ise bâtıl yolda olduğumuzu düşünmesinler. İkincisi, onlardan ayrı olarak bize azap gönderme ki onlar kendilerinin hak yolda bizim ise bâtıl yolda bulunduğumuzu zannetmesinler. Üçüncüsü de, dünyayı onlara genişletip bize daraltma ki, onların hak yolda bizim ise bâtıl yolda olduğumuz sonucuna varmasınlar. İkinci yorumu esas alacak olursak âyet, fâsıkların kendilerinin hak yolda olduklarını zannetmemeleri için bu ümmetin âdil fertlerinin Cenâb-ı Hak’tan afiyet istemelerinin vacip olduğu anlamına gelir. Fakat buna, bu ümmetin fâsıkları, içinde bulundukları fışkın sakıncalı olduğunu zaten biliyorlar, diye cevap verilebilir. Kâfirlere gelince, onların içinde küfrü hak din olarak kabul edenler vardır, müminlere üstün geldikleri zaman da onu gerçekten hak din sanırlar. Bu ümmetin fâsıkları ise, fıslan haram ve yasak olduğunu bildiklerinden artık o zanları da kalmamıştı. En doğrusunu Allah bilir.

      Bizi sınama konusu yapma! beyanındaki “fıtneten” (فتنة) kelimesi “azap” anlamındadır. Yani bizi, kâfirlere azap edilme sebebi kılma. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Rabb’imiz! Peygamberlerin aracılığıyla bize vâdettiklerini ver bize!” yani peygamberlerine vâdettiğin ve bize gerekli olan o sebebi bize ver diye yorumlanmıştır. Yukarıdaki âyet de bunun gibidir. En doğrusunu Allah bilir. Bizi bağışla ey Rabb’imiz! Yani düşmanlarımızı bize galip getirmeyi hak eden günahlarımızı bağışla! Çünkü kudret ve hikmet sahibi olan sensin. Buradaki “Aziz” kelimesi, düşmanlarından intikam alan anlamına gelir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Rabbenâ (رَبَّنَا)

        İbn Fâris, "r-b-b" kökünün temelinde bir şeyi ıslah etmek, onun üzerinde mutlak mülkiyet ve tasarruf sahibi olmak anlamlarının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" kavramının bir şeyi halden hale geçirerek adım adım mükemmelliğe ulaştıran (terbiye eden) yaratıcıyı ifade ettiğini; ayetteki yakarışta kulun kendi acziyetini ve Allah'ın mutlak yöneticiliğini itiraf ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin İslam öncesi dönemde kabile reisi veya mülk sahibi için kullanılan seküler anlamının, Kur'an'da insan ile yaratıcı arasındaki ontolojik bağın temel tanımlayıcısı haline geldiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, duadaki "Rabbimiz" hitabının, müminlerin sığınacak başka hiçbir otoritelerinin kalmadığı bir çaresizlik anında ilahi himayeye duyulan mutlak ihtiyacı yansıttığını ifade eder.

        Tec'alnâ (تَجْعَلْنَا)

        İbn Fâris, "c-a-l" kökünün bir şeyi bir halden başka bir hale dönüştürmek, kılmak veya yerleştirmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ca'l" fiilinin "halk" (yaratma) kelimesinden farklı olarak, mevcut olan bir durumun niteliğini değiştirmek veya birini belirli bir konuma getirmek anlamında kullanıldığını; ayetteki "bizi kılma" ifadesinin, müminlerin kafirlerin elinde bir oyuncak veya deneme tahtası durumuna düşürülmemesi talebi olduğunu açıklar.

        Fitneten (فِتْنَةً)

        İbn Fâris, "f-t-n" kökünün asıl anlamının altını ateşe atıp saf olup olmadığını denemek olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin buradan hareketle insanın inancındaki sadakati ölçmek için karşılaştığı şiddetli imtihan, baskı ve azap anlamlarına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "fitne" kavramının Kur'an'da sosyal düzeni bozan kaosun yanı sıra, özellikle inananların inançlarından dönmeleri için kafirler tarafından uygulanan her türlü psikolojik ve fiziksel şiddeti temsil ettiğini analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), buradaki fitne kelimesinin müminlerin mağlubiyeti durumunda kafirlerin "eğer hak yolda olsalardı yenilmezlerdi" diyerek kendi inkar sistemlerini haklı çıkarmalarına (yani kafirler için bir yanılgı vesilesi olmaya) işaret ettiğini retorik açıdan detaylandırır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, fitnenin burada ontolojik bir sınanma olduğunu, müminlerin kafirlerin zulmü altında ezilerek inanç zafiyetine düşmekten korunma isteğini yansıttığını ifade eder.

        Keferû (كَفَرُوا)

        İbn Fâris, "k-f-r" kökünün örtmek, gizlemek ve yok saymak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin Allah'ın birliğini ve vahyini inkar ederek hakikatin üzerini örtenleri ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, bu ayetteki "kafirler" nitelemesinin sadece teolojik bir inkarı değil, aynı zamanda müminlere karşı aktif düşmanlık besleyen ve onları fitneye düşürmeye çalışan politik-dini grubu da kapsadığını tahlil eder.

        İğfir (اغْفِرْ)

        İbn Fâris, "ğ-f-r" kökünün temelinde korumak ve örtmek anlamının bulunduğunu; miğfer (koruyucu başlık) kelimesinin de bu kökten geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mağfiret"in Allah'ın kulu günahın pisliğinden koruması, ayıplarını örtmesi ve onu azaptan muhafaza etmesi anlamına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin ayet içindeki konumunun, müminlerin hem düşman baskısına karşı hem de kendi insani hatalarına karşı ilahi bir zırh ve bağışlanma talep ettiklerini gösterdiğini belirtir.

        El-Azîz (الْعَزِيزُ)

        İbn Fâris, "a-z-z" kökünün galebe çalmak, üstün gelmek, güçlü ve nadir olmak anlamlarına geldiğini; sert zemine de "azâz" dendiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin mağlup edilmesi imkansız olan, her şeye galip gelen mutlak güç sahibi anlamına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Allah'ın bu sıfatının özellikle zulüm ve baskı altındaki topluluklara yönelik bir teselli taşıdığını, çünkü nihai gücün zalimlerde değil, mutlak Aziz olan Allah'ta olduğunu analiz eder.

        El-Hakîm (الْحَكِيمُ)

        İbn Fâris, "h-k-m" kökünün engellemek ve düzeltmek için hükmetmek olduğunu; atın gemine de bu yüzden "hakeme" dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Hakîm"in her şeyi hikmetle, yerli yerinde ve kusursuz bir nizam içinde yapan, cahillikten münezzeh olan anlamına geldiğini ifade eder. Angelika Neuwirth, ayetin "Azîz" ve "Hakîm" isimleriyle bitmesinin, ilahi otoritenin sadece kaba bir güç değil, aynı zamanda derin bir bilgelik ve adaletle işlediğini gösteren bir edebi mühür olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu sıfatın müminlerin karşılaştığı zorlukların ve imtihanların ilahi bir hikmet çerçevesinde gerçekleştiğine duyulan güveni pekiştirdiğini tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X