لَنْ تَنْفَعَكُمْ اَرْحَامُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْۚۛ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۚۛ يَفْصِلُ بَيْنَكُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mümtehine Sûresi, 3. Ayet
Daralt
X
-
"Kıyamet gününde ne yakınlarınızın ne de çocuklarınızın size yararı olabilir; Allah aranızda hükmünü verir. Yapıp ettiklerinizi Allah tamamıyla görmektedir."
Kıyamet gününde ne yakınlarınızın ne de çocuklarınızın size yaran olabilir; Allah aranızda hükmünü verir. Bu âyet iki şekilde yorumlanabilir; Birincisi, kıyamet günü yakınlarınız ve çocuklarınız bile size hiçbir fayda veremeyeceğine göre o kâfirlerle nasıl dost olursunuz? İkincisi, kıyamet günü yakınlarınız bile size şefaat edemez ve hiçbir fayda sağlayamaz. Allah aranızda hükmünü verir, mealindeki cümle de iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi, sizinle yakınlarınız hakkında hükmü Allah verecektir. Çünkü Cenâb-ı Hak; “O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar” buyurmuştur. İkincisi, amellerinizin farklılığından dolayı o gün Allah sizinle yakınlarınızı ayırır, herkes amelinin gerektirdiği yere gider.
Yorumu Yorumla
-
Tenfe'aküm (تَنفَعَكُمْ)
İbn Fâris, "n-f-a" kökünün iyilik, yarar ve fayda sağlayan, zararın zıttı olan şeyleri ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, menfaati, arzu edilen iyi bir şeye ulaşmaya yardımcı olan araç veya durum olarak tanımlar; ayet bağlamında ise dünyevi bağların ahirette nihai bir kurtuluş veya fayda sağlama kapasitesinin mutlak surette geçersizliğini vurguladığını söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin tarihsel bağlamda Mekkeli müşriklerin ve tereddüt içindeki bazı müslümanların kabile ve akrabalık dayanışmasına (asabiyet) duydukları güveni kökten reddettiğini, dünyevi ittifakların uhrevi bir avantaj veya koruma sağlamayacağını kesin bir dille bildirdiğini analiz eder.
Erhâmüküm (أَرْحَامُكُمْ)
İbn Fâris, "r-h-m" kökünün yumuşaklık, merhamet, şefkat ve aynı zamanda akrabalığın fiziksel menşei olan rahim anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "rahim" kelimesinin fiziki olarak ceninin geliştiği yeri anlattığını, mecazen ise kan bağını ve yakın akrabalığı simgelediğini; ayette Arapların soylarına ve kabilelerine duydukları derin bağlılığa atıf yapılarak eskatolojik gerçeklikte bu biyolojik bağların hiçbir işe yaramayacağının anlatıldığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Cahiliye döneminde mutlak bir sosyal dayanışma ve etik sorumluluk temeli olan "rahim" (kan bağı) kavramının, Kur'an tarafından nasıl sistematik bir şekilde parçalanarak inanç kardeşliğine tabi kılındığını ve akrabalığın kurtarıcı hiçbir gücünün kalmadığını anlamsal alan teorisiyle tahlil eder.
Evlâdüküm (أَوْلَادُكُمْ)
İbn Fâris, "v-l-d" kökünün nesil, doğum ve üreme eylemlerini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin biyolojik soyu ve çocukları anlattığını; dünyevi hayatta servet ve evladın en büyük güç ve devamlılık kaynağı olarak görülmesine karşın, ayetin hesap gününde onların hiçbir şefaatçi veya koruyucu rol üstlenemeyeceklerini kesin bir dille ortaya koyduğunu kaydeder.
Yevme (يَوْمَ)
İbn Fâris, "y-v-m" kökünün gün doğumundan gün batımına kadar geçen süreyi ifade ettiğini, ancak daha geniş anlamda sınırları belirlenmiş herhangi bir zaman dilimi veya çağ için de kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin burada sadece yirmi dört saatlik bir döngüyü değil, dirilişin gerçekleşeceği o çok büyük ve spesifik dönüm noktasını (kıyamet gününü) anlattığını söyler.
El-Kıyâmeti (الْقِيَامَةِ)
İbn Fâris, "k-v-m" kökünün ayağa kalkmak, doğrulmak, sabit durmak ve dinlenme halinden dik konuma geçmek anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "kıyam" (kalkış) mastarından türediğini, ölülerin Rablerinin huzurunda duracakları o büyük diriliş anını anlattığını ve kelimedeki morfolojik vurgunun bu olayın dehşetine ve büyüklüğüne dikkat çektiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kıyamet kelimesinin teolojik ve eskatolojik bir terim olarak kullanımının, köken itibarıyla Süryanice (qyamta) ve Aramice Hıristiyan literatürüne dayandığını, son yargı inancını ifade etmek üzere Kur'an Arapçasına yerleştiğini öne sürer. Christoph Luxenberg, bu kelimenin doğrudan Süryanice "qyamta" kelimesinin dilsel bir yansıması olduğunu, Kur'an'ın ahiret tasavvurunun Geç Antik Çağ Süryani dini sözcük dağarcığıyla olan sıkı ilişkisine işaret ettiğini savunur.
Yefsılu (يَفْصِلُ)
İbn Fâris, "f-s-l" kökünün iki şeyi birbirinden kesmek, ayırmak, bölmek ve aralarındaki bitişikliği ortadan kaldırmak anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, bu fiili hak ile batılı, doğru ile yanlışı kesin çizgilerle birbirinden ayırmak olarak tanımlar; ayetteki bağlamında en yakın akrabaların bile inançları ve amelleri doğrultusunda fiziksel ve ahlaki olarak geri dönülmez bir biçimde ayrıştırılmasını ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, buradaki "fasıl" (ayırma) eyleminin, dünyevi ve sosyolojik yapıların tamamen çökertilerek, dünyadaki duygusal ve kabilesel sadakatlerin yerini mutlak ilahi adaletin almasını vurguladığını detaylandırır.
Allâh (اللَّهُ)
İbn Fâris, kelimenin kökenini ibadet etmek ve sığınmak anlamlarındaki "e-l-h" köküne bağlayarak tahlil eder. Râgıb el-İsfahânî, "ilâh" kelimesinden türeyip türemediğini dilbilimsel olarak tartışır ve bu ismin yalnızca her şeyi gören, mutlak ve yüce yaratıcıya has olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökeninin İslam öncesi dönemde Arap Yarımadası'ndaki monoteist etkileşimler sonucu Aramice veya Süryanice'deki "Alaha" kelimesiyle bağlantılı olduğunu savunur. Gabriel Said Reynolds, "Allah" isminin Kur'an'daki eskatolojik ve yargılayıcı bağlamının, Geç Antik Çağ'ın Süryani Hıristiyan ve Yahudi teolojik diyalogu içinde derin bir tarihsel anlama sahip olduğunu vurgular.
Ta'melûn (تَعْمَلُونَ)
İbn Fâris, "a-m-l" kökünün canlı bir varlığın bilinçli, kasıtlı ve iradeye dayalı olarak gerçekleştirdiği her türlü eylemi ve işi kapsadığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, amelin sıradan bir eylemden (fiilden) farklı olarak amaca yönelik, planlı ve tercih içeren bir çalışma olduğunu; ayette inananların düşmanla kurdukları gizli ittifaklar da dahil olmak üzere, açığa vurdukları veya gizledikleri tüm bilinçli faaliyetleri ifade ettiğini söyler.
Basîr (بَصِيرٌ)
İbn Fâris, "b-s-r" kökünün gözle görmek, idrak etmek, kavramak ve bir şey hakkında net, aydınlık bir bilgiye sahip olmak anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "basîr" sıfatını hem dış görünüşleri hem de en gizli gerçeklikleri bütün çıplaklığıyla algılayan olarak tanımlar; ayette Allah'ın bir niteliği olarak kullanılmasının, hiçbir gizli niyetin veya kapalı kapılar ardında kurulan ilişkinin Onun mutlak görüşünden ve bilgisinden kaçamayacağına dair sarsıcı bir uyarı olduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, Allah'ın bu sıfatının hesap günündeki mutlak adaletin teolojik bir garantisi olduğunu, eskatolojik ayrışmanın (fasıl) kusursuz ve her şeyi kuşatan bir bilgiye dayalı olarak gerçekleşeceğini tahlil eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla