Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mümtehine Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mümtehine Sûresi, 2. Ayet

    اِنْ يَثْقَفُوكُمْ يَكُونُوا لَكُمْ اَعْدَٓاءً وَيَبْسُطُٓوا اِلَيْكُمْ اَيْدِيَهُمْ وَاَلْسِنَتَهُمْ بِالسُّٓوءِ وَوَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İn yeśkafûkum yekûnû lekem a’dâen ve yebsutû ileykum eydiyehum ve elsinetehum bi-ssû-i ve veddû lev tekfurûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Onlar sizi bir yakalasalar size yine düşmanca davranırlar, elleriyle ve dilleriyle size kötülük etmeye çalışırlar ve isterler ki sizler de hakkı inkâr edesiniz."

      Onlar sizi bir yakalasalar size yine düşmanca davranırlar, elleriyle ve dilleriyle size kötülük etmeye çalışırlar. En doğrusunu Allah bilir ya, bize göre bu âyet şöyle yorumlanmalıdır: Cenâb-ı Hak, kâfirlerin mallarına olan düşkünlüklerini gören Müslümanların, çocuklarını vc mallarını korumak için onlara özendiklerini görünce, onları şöyle ikaz etmiştir: Onların koruma gayretlerine nasıl özenirsiniz? Şayet onlar size güçleri yeter ve galip gelirlerse öldürürler, dilleriyle sizi incitirler. Sanki O, şöyle buyuruyor: Kendilerine gizlice sevgi göstermek suretiyle onlara nasıl dost olursunuz? Eğer onlar galip gelirlerse sizi öldürürler, çünkü onlar size düşmandır.

      Onlar isterler ki sizler de hakkı inkâr edesiniz. Yani onlar, sizin küfre dönmenizi isterler, bununla birlikle güçleri yeterse yine de sizi öldürürler. Onların size karşı durumu bu olduğuna göre çocuklarınızı ve mallarınızı korumalarına nasıl tamah edersiniz?​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yeskafûkûm (يَثْقَفُوكُمْ)

        İbn Fâris, "s-k-f" kökünün bir şeyi ustalıkla, zekice, hızla ele geçirmek, bulmak ve kavramak anlamlarında olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin savaşta veya benzeri bir durumda birini üstünlük kurarak kıskıvrak yakalamak, zekâ ve maharetle alt edip ele geçirmek anlamına geldiğini; ayetteki bağlamında da inananların düşmanları tarafından zayıf veya gafil avlandıkları anlarda yakalanıp mağlup edilmeleri durumunu ifade ettiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin tarihsel ve politik arka planında bu kelimenin, müşriklerin müslümanlara karşı sürekli fırsat kollayan ve en ufak bir zafiyette onları yok etmeyi hedefleyen tehditkâr tutumlarını anlatan son derece vurgulu bir askeri-sosyolojik fiil olduğunu analiz eder.

        Yekûnû (يَكُونُوا)

        İbn Fâris, "k-v-n" kökünün bir şeyin var olması, meydana gelmesi ve oluşması anlamlarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin bir durumdan başka bir duruma geçişi veya bir vasfın sabitliğini, kalıcılığını ifade ettiğini; ayette düşmanlık durumunun gizli bir potansiyelden çıkarak aniden ve kesin bir biçimde ortaya çıkışını anlattığını belirtir.

        A'dâen (أَعْدَاءً)

        İbn Fâris, "a-d-v" kökünün sınırı aşmak, haddi geçmek ve zulmetmek temel anlamlarına sahip olduğunu, düşmanlığın da bu aşırılıktan ve haksızlıktan doğduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, düşmanlığın kalplerdeki uyuşmazlığın ve kinin dışa vurumu olduğunu; bu ayette düşmanların inananları ele geçirdiklerinde içlerindeki gerçek kin ve nefreti saklamayıp eyleme dökeceklerini tahlil eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'da inançsızlığın (küfr) sosyal ve psikolojik bir yansıması olarak ele alındığını, müşriklerin müminlere duyduğu husumetin sadece dünyevi bir çıkar çatışmasından değil, tamamen teolojik ve ontolojik bir zıtlıktan kaynaklandığını anlamsal alan çerçevesinde inceler.

        Yebsutû (يَبْسُطُوا)

        İbn Fâris, "b-s-t" kökünün bir şeyi yaymak, genişletmek, açmak ve uzatmak temel anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kökün hem fiziksel hem de mecazi bir uzatmayı ifade ettiğini; ayette ellerin ve dillerin kötülükle "uzatılmasının", fiili ve sözlü şiddetin pervasızca uygulanıp müminler üzerinde yaygınlaştırılması anlamına geldiğini söyler. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "yebsutû" kelimesinin burada "eller" ve "diller" ile birlikte kullanılmasının, düşmanlığın boyutlarının salt fiziksel eziyetle sınırlı kalmayıp, psikolojik savaşı, propagandayı ve itibarsızlaştırmayı da kapsayan çok yönlü bir saldırı halini güçlü bir edebi ve retorik tasvirle anlattığını analiz eder.

        Eydiyehüm (أَيْدِيَهُمْ)

        İbn Fâris, "y-d-y" kökünün anatomik olarak el organını ifade ettiğini, mecazen ise güç, kudret, nimet ve tahakküm anlamlarında kullanıldığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, elin insanın eylem, saldırı ve güç merkezi olduğunu; ayette düşmanların fiziksel güçlerini, müminlere yönelik darp, işkence ve doğrudan fiziksel müdahalelerini temsil ettiğini vurgular.

        Elsinehüm (أَلْسِنَتَهُمْ)

        İbn Fâris, "l-s-n" kökünün dil organını, lisanı ve konuşma yetisini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dilin insanın temel ifade ve iletişim aracı olduğunu; ayette bu kelimenin düşmanların hakaretlerini, iftiralarını, sözlü tacizlerini, alaylarını ve psikolojik yıpratma taktiklerini mecazi bir bütünlük içinde simgelediğini açıklar.

        Bissûi (بِالسُّوءِ)

        İbn Fâris, "s-v-e" kökünün çirkinlik, kötülük, hoşa gitmeyen ve insana üzüntü, acı veren her türlü şey anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin aklen, dinen ve örfen çirkin kabul edilen tüm eylemleri kapsadığını; ayette müşriklerin müminlere yönelik niyetlerinin ve fiillerinin tamamen zarar verme ve tahribat üzerine kurulu olduğunu anlattığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, sû' kavramının burada sadece bedensel bir işkenceyi değil, aynı zamanda müminlerin inançlarını, değerlerini ve onurlarını hedef alan, insan doğasının reddedeceği en ağır ahlaki yozlaşma ve zulüm biçimlerini işaret ettiğini detaylandırır.

        Veddû (وَدُّوا)

        İbn Fâris, "v-d-d" kökünün sevgi, muhabbet, temenni ve bir şeyi kalpten şiddetle arzulama anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin insanın iç dünyasında yeşeren, köklü ve derin bir isteği ifade ettiğini; ayette inkar edenlerin müminleri kendi sapkın inançlarına geri döndürme arzularının anlık bir heves değil, vazgeçilmez ideolojik bir ihtiras ve nihai hedef olduğunu açıklar.

        Tekfurûn (تَكْفُرُونَ)

        İbn Fâris, "k-f-r" kökünün temelinde bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek ve saklamak anlamlarının yattığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, ayetteki bağlamıyla bu kelimenin, müminlerin imana erdikten sonra hakikatin üzerini örterek yeniden şirke dönmelerini ve Allah'ın hidayet nimetine karşı nankörlük etmelerini ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "küfr" kavramının Kur'an anlambilimindeki en büyük teolojik sapma olduğunu; düşmanların asıl gayesinin müminlere sadece fiziksel veya psikolojik zarar vermek değil, onları kendi "küfür" karanlıklarına sürükleyerek ontolojik ve ebedi bir yıkıma uğratmak olduğunu detaylıca inceler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X