Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mülk Sûresi, 30. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mülk Sûresi, 30. Ayet

    قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَٓاؤُ۬كُمْ غَوْراً فَمَنْ يَأْت۪يكُمْ بِمَٓاءٍ مَع۪ينٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul eraeytum in asbeha mâukum ġavran femen ye/tîkum bimâ-in ma’în(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Bir de şunu sor: Suyunuz çekiliverse size akarsuyu kim getirebilir?

      Bu âyet, Allah lütfettiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? mealindeki âyetin bağlantısıdır. Burada da aynı şekilde suyunuz çekiliverse, size akarsuyu kim getirebilir? buyurmaktadır. Âyetteki “maîn” (مَعِينٍ) kelimesi, gözün fark edip gördüğü su demektir. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kul (قُلْ)

        İbn Fâris, k-v-l kökünün temel anlamının ağızdan çıkan ses ve kelimelerin bir araya gelmesiyle oluşan beyan olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımıyla, bu sözün peygamberin kendi tercihi olmadığını, doğrudan ilahi bir kaynaktan gelen bir talimat ve yüzleşme çağrısı olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kavl kelimesinin zihindeki bir fikrin telaffuz yoluyla dışarıya aktarılması olduğunu, buradaki emir kipinin muhatapları en temel yaşam kaynakları üzerinden sarsıcı bir sorgulamaya çekmek amacıyla seçildiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "Kul" (De ki) komutunun Kur'an'ın hitap sisteminde peygamberi bir "sözcü" (messenger) konumuna yerleştirdiğini ve söylenenlerin otoritesini doğrudan Allah'a bağladığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada inkarcıların çaresizliğini ortaya koyacak bir mantık yürütme sürecini başlatan ilahi bir hamle olduğunu kaydeder.

        Eraeytum (أَرَأَيْتُمْ)

        İbn Fâris, r-e-y kökünün hem gözle görme hem de zihinsel bir kavrayış ve görüş (re’y) bildirdiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, muhatabın sadece fiziksel olarak değil, mantıksal olarak da bir durumu değerlendirmesi istendiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "eraeytum" (gördünüz mü / haber verin) ifadesinin bir şeyi kesin olarak bilip bilmediklerini sorgulayan ve onları bir itirafa zorlayan retorik bir soru olduğunu açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu tabirin muhatabın alışkanlıklarını kırarak onu en basit görünen ancak en hayati olan nimet (su) üzerinde derin bir tefekküre sevk ettiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin insanı kendi acziyetiyle yüzleşmeye çağıran, dış dünyadaki somut bir gerçeklikten (suyun çekilmesi) hareketle metafizik bir hakikate ulaşmayı amaçlayan epistemolojik bir araç olduğunu belirtir.

        Asbaha (أَصْبَحَ)

        İbn Fâris, s-b-h kökünün sabah vaktine girmek, aydınlanmak ve bir halden başka bir hale dönüşmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "asbaha" fiilinin burada bir durumun aniden ve kesin olarak gerçekleşmesini ifade eden bir nakıs fiil (veya tam fiil olarak durum değişikliği) olduğunu, suyun ulaşılamaz hale gelmesinin kaçınılmaz bir realiteye dönüşmesini nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin kökenindeki "sabah" vurgusunun, gecenin karanlığından sonra her şeyin gün gibi ortaya çıkması gibi, bu felaketin de saklanamaz bir açıklıkla gerçekleşebileceğini semantik olarak imlediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada bir "oluş" ve "hal değişikliği" bildirdiğini, insanın en sağlam güvencelerinin (su kaynakları gibi) bir anda nasıl işlevsiz kalabileceğini tasvir ettiğini kaydeder.

        Mâukum (مَاؤُكُمْ)

        İbn Fâris, m-v-h kökünün asıl anlamının akışkanlık ve canlılığın kaynağı olan sıvı olduğunu, her türlü hayatın başlangıcını temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mâ" (su) kelimesinin Kur'an'da hem maddi hayatın devamı hem de manevi arınmanın sembolü olduğunu, ayette ise doğrudan fiziksel yaşamın en temel ve vazgeçilmez unsuru olarak zikredildiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin tüm Sami dillerinde (İbranice 'mayim', Aramice 'mayyâ') ortak bir mirasa sahip olduğunu, Kur'an'ın bu en yalın ve en güçlü kavramı ilahi inayetin (rahmet) somut bir delili olarak kullandığını aktarır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "mâukum" (suyunuz) tamlamasındaki iyelik ekinin, insanın sahiplendiği ve kendi kontrolünde sandığı bu nimetin aslında ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu hissettiren bir vurgu taşıdığını belirtir.

        Gavran (غَوْرًا)

        İbn Fâris, g-v-r kökünün bir şeyin derinliklere inmesi, alt kısma gömülmesi ve ulaşılamayacak bir yere çekilmesi anlamına geldiğini belirtir. Mağaraya "gâr" denmesinin de bu derinlik ve gizlilikten kaynaklandığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, suyun "gavr" olmasının, yerin derinliklerine süzülüp insanın kazarak veya başka bir yolla ona ulaşma imkanının tamamen ortadan kalkması olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin bir "yok oluş" değil, bir "gizleniş" ve "ulaşılmazlık" olduğunu, böylece insana rızık kapıları kapandığında hissedilen o mutlak çaresizliği nitelediğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, gavr kelimesinin yeryüzünün uysal (zelûl) bir hizmetçiyken, aniden bu nimetleri içine saklayan aşılmaz bir hapishaneye dönüşmesini temsil eden jeolojik bir metafor olduğunu vurgular.

        Ye'tîkum (يَأْتِيكُمْ)

        İbn Fâris, e-t-y kökünün bir şeyin gelmesi, getirilmesi ve bir amaca yönelik hareket etmesi olduğunu belirtir. "İtyan"ın kolaylıkla ve kararlılıkla gerçekleşen bir gelişi nitelediğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin burada "kim size geri verebilir?" veya "kim o suyu yeniden var edip getirebilir?" anlamında kullanıldığını, yaratma ve rızık verme eylemindeki ilahi tekeli vurguladığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada bir meydan okuma barındırdığını; suyun yerin dibine çekilmesi durumunda hiçbir beşeri gücün, teknolojinin veya sahte ilahın o suyu geri getirmeye muktedir olmadığını bildiren sarsıcı bir retorik olduğunu kaydeder.

        Maînin (مَعِينٍ)

        İbn Fâris, kelimenin iki kökten gelebileceğini; m-e-n (akmak, kolayca süzülmek) veya a-y-n (göz, pınar, bakış) köklerinden türediğini belirtir. Suyun bolca akması ve gözle görülür derecede yüzeyde bulunması anlamlarını taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "maîn" kelimesinin hem yerin yüzeyinden fışkıran pınarlar gibi "gözle görülen" hem de üzerinde yürünebilen, kolayca faydalanılan "akan su" anlamına geldiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki 'ayn' (pınar/göz) köküyle ilişkili olarak, içilebilir ve tatlı su kaynaklarını niteleyen kadim bir sıfat olduğunu aktarır. Christoph Luxenberg, kelimenin Aramice kökenlerine dayanarak "bolluk ve tazelik" bildiren, insanın susuzluğunu gideren o en saf su halini temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "gavr" (derine kaçan) kelimesine zıt olarak, insanın kolayca ulaşıp istifade edebildiği, hayatını sürdürebildiği "elverişli ve akışkan" su nizamını nitelediğini ve suyun bir nimet olarak kalmasının da yine ilahi bir dengeye bağlı olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X