قُلْ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِۖ وَاِنَّمَٓا اَنَا۬ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mülk Sûresi, 26. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: mülk suresi 26. ayet, ilahi bilgi, peygamberin görevi, apaçık uyarıcı, mülk suresi, mülk 26, allah, ilim, bilgi
-
De ki: O bilgi yalnız Allah’a mahsustur, ben ise sadece açık bir uyarıcıyım.
Resûlullah inkârcılara, kendisinin ancak Allah’ın emrettiğini açıkladığını ve O’nun ancak kendisine indirip tebliğ etmesini emrettiği şeylerle uyardığını onlara açıklamaktadır. Bu âyette Hz. Peygamberin (s.a.) nübüvvetinin delili ve risâletinin kanıtı vardır. Şayet o, inkârcıların iddia ettiği gibi peygamber olmasaydı ve her şeyi kendi tarafından uydursaydı, bunu ancak yalanı ve yanlışı ortaya çıkmayacak bir zaman dilimine bağlardı; o da hayatının devam edemeyeceği bir zamana havale etmekten ibarettir. Bunu yapmamış ve şöyle demiştir: O bilgi, yalnız Allah’a mahsustur, ben ise sadece açık bir uyarıcıyım. İşte bu, onun peygamberliğini ve elçi olarak görevine bir ilave yapması veya kendiliğinden bir şey eklemesinin mümkün olmadığını göstermektedir. Tıpkı Ccnâb-ı Hakk'ın, "Suratını astı, yüzünü çevirdi” mealindeki âyetinde buyurduğu gibi; burada da onun elçiliği aynı açıdan ortaya çıkmaktadır. O sûrede de buna inşallah temas edeceğiz. Ben ise sadece açık bir uyarıcıyım. Yani, uyarmada, emredildiğim şeyin üzerine bir ilavede bulunamam.
Yorumu Yorumla
-
Kul (قُلْ)
İbn Fâris, k-v-l kökünün temelinde bir şeyi söylemek, telaffuz etmek ve ses çıkarmak anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin her türlü telaffuz edilen sözü kapsadığını, ancak burada ilahi emrin elçiye bir tebliğ görevi olarak iletilmesini ve bu mesajın beşeri bir kaynaktan değil, doğrudan yaratıcıdan geldiğini ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "Kul" (De ki) komutunun Kur'an'ın haber verici yapısında peygamberin şahsi iradesini devre dışı bırakarak, mesajın mutlak otorite olan Allah'a ait olduğunu semantik olarak perçinlediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu emir kipinin peygamberi sadece bir mesaj taşıyıcısı konumuna yerleştirdiğini ve muhataplara verilen cevabın ilahi bir kaynağa dayandığını vurguladığını kaydeder.
Al-İlmu (الْعِلْمُ)
İbn Fâris, a-l-m kökünün bir şeyi diğerinden ayıran iz, nişan ve alamet anlamına geldiğini belirtir. Bilginin, eşyanın ve olayların gizli alametlerini fark etmekle başladığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, ilmin bir nesnenin veya durumun hakikatini olduğu gibi idrak etmek olduğunu, bu ayette kıyametin vaktine dair mutlak ve gaybi bilginin sadece Allah'ın katında olduğunu nitelediğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (İbranice 'elem', Süryanice 'ilmâ') iz ve işaret anlamındaki köklerle kökensel ilişkisine değinerek, monoteist gelenekte ilahi bilginin her şeyi kuşatıcılığını temsil ettiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da ilim kavramının insan idrakini aşan "gaybi bilgi" ile sınırlı insan bilgisi arasındaki ontolojik farkı ortaya koyan anahtar bir terim olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada inkarcıların vaktini sordukları kıyamet takvimiyle ilgili bilginin, beşeri yetki alanının tamamen dışında olduğunu bildirdiğini belirtir.
Allâh (اللَّهِ)
İbn Fâris, e-l-h kökünün ibadet edilen, hayret uyandıran ve kendisine sığınılan varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin varlığı kendinden olan, her türlü noksanlıktan münezzeh ve tüm kemal sıfatlarını barındıran yüce yaratıcının özel ismi (lafza-i celal) olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, ismin köken itibariyle 'al-İlâh' formundan türediğini veya Süryanice 'Alâhâ' ile dilbilimsel bir akrabalık taşıdığını ifade eder. Theodor Nöldeke, Allah isminin Kur'an'da tüm sahte ilahların yetkilerini geçersiz kılan mutlak monoteist bir otoriteyi temsil etmek üzere merkezileştirildiğini analiz eder.
Nezîr (نَذِيرٌ)
İbn Fâris, n-z-r kökünün birini ileride karşılaşacağı bir tehlikeye karşı önceden uyarmak, korkutmak ve sakındırmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, nezîrin sadece bilgi veren değil, muhatabını yaklaşan azabın ciddiyetiyle yüzleştirerek sorumluluk almaya çağıran bir uyarıcı olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "nezîr" vasfının peygamberin ontolojik görev tanımını oluşturduğunu; elçinin asıl görevinin tarih veya vakit belirlemek değil, yaklaşan büyük hesaplaşmaya karşı insanlığı merhametle ikaz etmek olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin peygamberin tavizsiz uyarısını temsil ettiğini, bu uyarının reddinin gelecek olan azabı ahlaki açıdan meşrulaştırdığını kaydeder.
Mubîn (مُّبِينٌ)
İbn Fâris, b-y-n kökünün bir şeyin diğerinden ayrılması, aradaki mesafe ve netlik anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ibâne" fiilinden gelen bu sıfatın hem kendi içinde açık ve anlaşılır olmayı hem de başkalarına gerçeği her türlü şüpheden arınmış olarak beyan etmeyi ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "nezîrun mubîn" tamlamasının, peygamberin uyarısının hiçbir muğlaklık barındırmayan, son derece sade ve ikna edici bir nitelikte olduğunu semantik olarak nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, mubîn kelimesinin hakikat ile batıl arasındaki sınırları keskin bir şekilde çizen "apaçıklık" vasfını temsil ettiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla