Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mülk Sûresi, 24. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mülk Sûresi, 24. Ayet

    قُلْ هُوَ الَّذ۪ي ذَرَاَكُمْ فِي الْاَرْضِ وَاِلَيْهِ تُحْشَرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul huve-lleżî żeraekum fî-l-ardi ve-ileyhi tuhşerûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur; sadece gelip O’nun huzurunda toplanacaksınız.

      Cenâb-ı Hak, bu âyette iki haberi toplamıştır. Biri, hakkında tartışma konusu yapılan şeydir. O’nun huzuruna gelip toplanacaksınız. Bazı kâfirler öldükten sonra dirilmeyi ve haşri inkâr ederler. İkincisi, hakkında hiçbir tartışma yapılmayan husustur: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur. Cenâb-ı Hak şu âyet-i kerîmelerde ilk yaratışı, âhiretteki tekrar yaratmaya kadir olduğunun delili kılmıştır: "İnsan, ‘şu çürümüş kemiklere kim can verecekmiş?’ diyor. De ki: Onları ilk başta yaratmış olan diriltecek”; "Varlığı ilkin yaratan, sonra bunu tekrar eden O’dur ve bu O’nun için pek kolaydır”. Allah Teâlâ, ilk yaratmayı onu tekrarlamaya delil kılınca, insanların da onunla istidlal etmeleri gerekir. O, burada her ne kadar delil olarak değil, ilki ve sonu bir arada zikretme konumunda onlardan bahsetmemişse de bu üslupta istidlal etme durumu da bulunmaktadır.

      Azîz ve Celîl olan Allah’ın kullandığı yeryüzünde anlamına gelen “fi’l-ard” (فِي الْأَرْضِ) ifadesinde şu hususa işaret edilmektedir: Cenâb-ı Hak, insan türünü yeryüzünde yaratmıştır; tâ ki bir kısmı diğerinin dünyaya gelişini görsün ve kendilerinin önceden şu anda bulundukları gibi olmadıklarını anlasınlar. Aksine şu anda bulundukları hale gelinceye kadar aşılanmış yumurta, pıhtılaşmış kan ve bebek evrelerini geçirdiklerini bilsinler. Onlar ilk yaratma işini bu şekilde anlarlarsa bu, onlarda, Allah’ın tekrar yaratma kudretine dair bilgisini de zorunlu kılar. Başka bir yoruma göre yeryüzünde meâlindeki ifadesi, “Sizi yarattı ve yeryüzünde sizin için meskenler meydana getirdi, faydalanmanız için yeryüzünü size yaydı ve onu toplanma yeri kıldı” anlamına gelir. Bu durumda da söz konusu ifadede İlâhî nimet, kudret ve saltanatı hatırlatma bulunmaktadır.

      Âyette geçen “zeraeküm” (ذَرَأَكُمْ) fiili “sizi tek bir asıldan çoğalttı” anlamına gelir. Tıpkı Cenâb-ı Hakkın şu âyet-i kerîmede ifade buyurduğu gibi: “Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan O’dur”. Bilindiği üzere bütünüyle varlığın tek bir nefis içinde olması söz konusu değildir. Öyleyse tek bir nefisten diğer nefisleri yaratmaya güç yetiren Allah Teâlâ daha önce var olanı tekrar yaratmaya da kadirdir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Zer’eküm (ذَرَأَكُمْ)

        İbn Fâris, z-r-e kökünün asıl anlamının bir şeyi yaratmak, çoğaltmak ve bir yere yaymak olduğunu belirtir. Bu kökün aynı zamanda beyazlık ve parlaklık anlamlarına da geldiğini, canlıların yeryüzüne dağılıp çoğalmasını nitelediğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, zer’ kavramının "halk" (yaratma) fiilinden farkının, varlığın çoğaltılarak geniş bir alana yayılması ve dağıtılması olduğunu açıklar; ayette insanların yeryüzünün her tarafına bir tohum gibi serpilip çoğaltılmasını temsil ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Habeşçe (zar’a) ve İbranice (zara) gibi Sami dillerindeki "tohum ekmek" ve "saçmak" anlamındaki köklerle ilişkili olduğunu, Kur'an'da ise bu tarımsal metaforun insan neslinin yeryüzüne yayılması için kullanıldığını aktarır. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Kur'an'ın ontolojik dünyasında canlıların coğrafi dağılımı ve demografik genişlemesiyle ilgili ilahi bir planı simgelediğini, insanın yeryüzündeki fiziksel varlığının "yayılma" (zer’) üzerinden tanımlandığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sadece var etmeyi değil, aynı zamanda nüfus artışını, neslin devamını ve yeryüzünün her bölgesine yerleşmeyi ifade eden dinamik ve süreçsel bir yaratılış safhasını nitelediğini kaydeder.

        Arda (الْأَرْضِ)

        İbn Fâris, e-r-d kökünün asıl anlamının aşağıda bulunan, ayak basılan zemin ve semanın zıttı olan her şey olduğunu belirtir. Bu kökün aynı zamanda sertlik ve kararlılık ifade ettiğini ekler. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin insanların üzerinde barındığı ve "zer’" (yayılma) eyleminin gerçekleştiği temel fiziksel sahne olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesindeki (Aramice 'ar'a', İbranice 'erets') kadim ve ortak yapısına değinerek, Kur'an'ın bu mekanı insanın hem yaratılış kökeni hem de imtihan alanı olarak sunduğunu aktarır. Theodor Nöldeke, "ard" (yer) kavramının Kur'an kozmolojisindeki dikey hiyerarşinin alt basamağı olduğunu, gökyüzünden (semâ) gelen ilahi iradenin tecelli ettiği ve hayatın fışkırdığı düzlem olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, yeryüzünün bu ayette insanların serpilip çoğaldığı devasa bir yuva ve beşik olarak nitelendiğini, bu mülkiyetin sadece yaratıcıya ait olduğunun vurgulandığını belirtir.

        Tuhşerûn (تُحْشَرُونَ)

        İbn Fâris, h-ş-r kökünün asıl anlamının dağınık olan parçaları tek bir merkezde toplamak, bir araya getirmek ve onları bir yöne doğru sevk etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, haşr eyleminin bir topluluğu bulundukları yerlerden çıkarıp belli bir amaca veya hedefe doğru zorla veya bir nizam içinde yürütmek olduğunu, ayette ise yeryüzüne yayılmış olanların sonunda tek bir ilahi merkezde toplanacağını ifade ettiğini açıklar. Theodor Nöldeke, kelimenin eskatolojik bir terim olarak Kur'an'da merkezi bir öneme sahip olduğunu, ölümden sonraki büyük hesaplaşma için yapılan o kaçınılmaz ve evrensel toplanmayı nitelediğini analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin edilgen (meçhul) yapıda gelmesinin, insanların bu son toplanışta kendi iradelerinden ziyade mutlak bir ilahi otoriteye boyun eğerek sevk edileceklerini, kaçışın ve itirazın mümkün olmadığını vurguladığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "zer’e" (yayılma) ile "haşr" (toplanma) arasındaki semantik zıtlığın insanın hayat döngüsünü özetlediğini; yeryüzüne dağıtılan her bir ferdin nihayetinde asıl kaynağa döndürülerek hesap vereceğini kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, haşr kavramının insanın dünyevi serüveninin ontolojik bir son durağı olduğunu ve bu toplanmanın adaletin tecellisi için bir ön şart olarak sunulduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X