اَفَمَنْ يَمْش۪ي مُكِباًّ عَلٰى وَجْهِه۪ٓ اَهْدٰٓى اَمَّنْ يَمْش۪ي سَوِياًّ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mülk Sûresi, 22. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: hidayet, yüzüstü sürünen, doğru yolda yürüyen, mülk suresi, kıyas, mülk suresi 22. ayet, mülk 22
-
Şimdi (düşünün, önünü görmeden), yüzüstü sürünen mi hedefe erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi?
Âhiret Âleminin Gerekliliği
Bu âyet-i kerîmede hatırlatma, uyarma, korkutma, dehşete sevk etme ve üzerinde bulundukları halin aksine, bir durum tespiti vardır. Allah Teâlâ yol anlamına gelen “sırât” (صراط) kavramını düzgün yürüyenler için zikretmiş, fakat yüz üstü sürünenler için bunu kullanmamıştır. Burada üstü kapalı bir ifade var. Sanki Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: Yüz üstü kapanarak yolun dışında yürüyen mi daha kolay hedefine varır, yoksa yol üzerinde doğru düzgün yürüyen mi? Burada bir hatırlatma ve uyarmanın yanı sıra onların akıllarının aşağılanması söz konusu edilmektedir. Çünkü imanı tercih eden ve o yola girenler kesin deliller ve rehberlerle yola girmiş, küfrü tercih edenler ise hiçbir delil olmadan o yolu tercih etmiştir. Onların şaşkınlıkları ve beyinsizlikleri, kendilerini küfrü benimsemeye ve onu din edinmeye sevk etmiştir. Dünya yaşantısını ve körlüğü hidâyete ve doğru yola tercih eden kimse akılsız bir tiptir. Bundan dolayı âyette Yüz üstü sürünen mi hedefe daha iyi ulaşır? meâlindeki İlâhî beyanının şu anlama gelmesi mümkündür; O mu daha doğru yoldadır, yoksa düzgün bir yolda düzgün şekilde yürüyen mi? Aslında bu cümlenin hakkı şöyle denilmesidir: Düzgün yolda yürüyen, doğru yoldan ayrılıp eğri büğrü yolları tercih edenden daha kolay hedefine ulaşır. Âyetin ilk yorumunda korkutma, hatırlatma ve uyarmanın hepsi vardır, ikinci yorumunda ise hatırlatma ve uyarı bulunmaktadır. Bizim az önce söylediğimiz, o iki grubun, yani müslümanların ve kâfirlerin üzerinde bulundukları halin aksine bir durum tesbiti vardır tarzındaki sözümüze gelince, onlar kendilerinin doğru yolda diğerlerinin dalâlette olduğunu ileri sürerler. İki gruptan birinin dalâlette olduğu iddiaları birleşince, orada dalâletin karşılığının hidâyetin karşılığından, dosta verilecek karşılığın düşmana verilecek karşılıktan farklı bir şey olması gerektiği de ortaya çıkar. Sonra, dünyada tam mânasıyla Allah dostuna mükâfat, düşmanına da ceza verilmemektedir. Şu halde onlara yaptıklarının karşılığının verilmesi için mutlaka başka bir âlemin varlığının zorunlu olduğu ortaya çıkar. Böylece onların zikrettikleri şeyde, öldükten sonra dirilmeyi kabul ve tasdik etmenin gerekli olduğu anlaşılır. Burada anlattıklarımız, o iki gruba, üzerinde bulundukları halin aksini anlatır. Yüzüstü kapanarak yolun dışında yürüyen kişi, gözleri görmeyen bir kör ve yürümeye gücü yetmeyen bir kötürümdür. Doğru bir yolda düzgün şekilde yürüyen ise kendisini yoldan alıkoyacak ne bir körlüğü vardır, ne de bir hastalığı. Bu durumda yüz üstü sürünen kör olan adamdır, doğru bir yolda düzgün yürüyen de işiten ve gören adamdır. Bu durumda âyet Hûd sûresindeki âyetle aynı anlama gelmektedir: “Bu iki grubun durumu, kör ve sağır olan kimse ile gören ve işiten kimsenin durumuna benzer. Bunlar eşit olur mu?”
Yorumu Yorumla
-
Yemşî (يَمْشِي)
İbn Fâris, m-ş-y kökünün asıl anlamının bir yerden bir yere ayaklar üzerinde intikal etmek ve hareket etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "meşy" eyleminin sadece fiziksel bir yürümeyi değil, insanın hayattaki gidişatını, tutumlarını ve tercihlerini simgeleyen bir hareket hali olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, bu fiilin bir yaşam tarzını ve ahlaki bir yönelimi temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın "yürümek" eylemini bir "yol" (sırât) metaforuyla birleştirerek, insanın dünyadaki varoluşsal devinimini ahlaki bir düzleme taşıdığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada basit bir adım atmaktan ziyade, bir amaca doğru bilinçli veya bilinçsiz bir ilerleyişi betimlediğini kaydeder.
Mukibben (مُكِبًّا)
İbn Fâris, k-b-b kökünün bir şeyi ters çevirmek, yüzüstü düşürmek ve bir nesneyi baş aşağı getirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ikbâb" fiilinin bir kimsenin yüzünün yere bakması, önünü görememesi ve dengesini kaybederek kapaklanması olduğunu; ayette bu kelimenin hakikate karşı körleşmiş, sadece ayak ucuna bakan ve ufku daralmış insanın halini nitelediğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin görsel bir imge (teşhis) yarattığını; suçluluk, utanç veya derin bir sapkınlık içindeki insanın fiziki ve ruhi yıkılışını en çarpıcı şekilde betimleyen bir "hal" (zarf-ı hal) olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın psikolojik terminolojisinde hidayetten mahrum kalmanın getirdiği "istikametsizlik" ve "perişanlık" halini semantik olarak dondurduğunu belirtir.
Vechihî (وَجْهِهِ)
İbn Fâris, v-c-h kökünün asıl anlamının bir şeyin karşısı, ön tarafı ve en belirgin kısmı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vech"in (yüz) insanın hem fiziksel siması hem de onun zatı, hakikati ve yöneldiği hedefi anlamına geldiğini ifade eder. Ayette "yüzüstü" (alâ vechihî) ifadesiyle, insanın onurunun ve idrakinin merkezi olan yüzün yere sürtülmesini, dolayısıyla haysiyet kaybını ve yönünü şaşırmışlığı simgelediğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerinde (İbranice 'panim', Süryanice 'parşopa') karşılıkları olan ancak Arapçada "zat" ve "yön" anlamında derinleşmiş bir terim olduğunu aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın ayetteki kullanımının insanın ontolojik olarak "yüzünü nereye döndürdüğü" meselesiyle ilgili olduğunu ve yanlış yöne bakanın felaketine işaret ettiğini belirtir.
Ehdâ (أَهْدَى)
İbn Fâris, h-d-y kökünün bir şeyi bir yere yöneltmek, yol göstermek ve rehberlik etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ehdâ" formunun (ism-i tafdil) iki şeyden hangisinin hedefe ulaşmada daha isabetli ve doğru olduğunu karşılaştırdığını; ayetteki soru kalıbıyla "en doğru yolu bulan"ın kim olduğunun muhataba sorgulatıldığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın "hidayet" (doğru yol) ve "dalalet" (sapıklık) arasındaki keskin ayrımını vurgulayan teolojik bir karşılaştırma aracı olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ehdâ kelimesinin burada akli bir kıyaslama yaparak muhatabı gerçeği itiraf etmeye zorlayan retorik bir işlev gördüğünü kaydeder.
Seviyyen (سَوِيًّا)
İbn Fâris, s-v-y kökünün bir şeyin düzgün, eşit, dengeli ve noksansız olması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "seviyy" kelimesinin yaratılıştaki kusursuzluğu, ahlaki dengeyi ve fiziksel olarak dik (upright) durmayı ifade ettiğini; ayette ise hem fiziksel olarak dik yürüyen hem de karakter olarak dürüst ve dengeli olan insanı nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu sıfatın insanın fıtratına uygun, tutarlı ve vakur duruşunu temsil eden ontolojik bir nitelik olduğunu vurgular. Gabriel Said Reynolds, kelimenin denge ve itidal anlamının Kur'an'ın genel ahlak yasasıyla (mizan) olan dilsel ilişkisine dikkat çeker.
Sırâtin (صِرَاطٍ)
İbn Fâris, s-r-t kökünün asıl anlamının yutmak (serat) olduğunu; yolun da yolcuyu yutup içine alması nedeniyle bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sırât"ın geniş, açık ve üzerinde yürünmesi kolay yol anlamına geldiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin köken olarak Latince "strata" (döşenmiş yol) kelimesinden Aramaic ve Süryanice (estrata) yoluyla Arapçaya geçtiğini ve Kur'an'da dini bir istikamet terimi olarak teknikleştiğini aktarır. Christoph Luxenberg, kelimenin yol anlamındaki bu geçişli yapısının erken dönem dini metinlerdeki "kurtuluş yolu" konseptiyle örtüştüğünü belirtir. Theodor Nöldeke, sırât kavramının Kur'an kozmolojisinde dünyevi hayattan uhrevi hedefe uzanan mutlak çizgiyi temsil ettiğini ifade eder.
Müstakîm (مُسْتَقِيمٍ)
İbn Fâris, k-v-m kökünün ayakta durmak, sabit kalmak ve bir şeyi doğrultmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "müstakîm" kelimesinin hiçbir eğriliği bulunmayan, dümdüz ve pürüzsüz olan şeyi nitelediğini; ayette ise Allah'ın belirlediği, sonu selamete çıkan sarsılmaz nizamı ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Kur'an'ın ahlaki coğrafyasında "din"in somutlaşmış hali olduğunu, sapmayan ve değişmeyen ilahi hakikati sembolize ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, müstakîm sıfatının sırât ile birlikte kullanılmasının, takip edilen yolun hem yapısal olarak hatasız hem de işlevsel olarak en kısa ve net yol olduğunu vurguladığını kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla