Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mülk Sûresi, 18. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mülk Sûresi, 18. Ayet

    وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve lekad keżżebe-lleżîne min kablihim fekeyfe kâne nekîr(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onlardan öncekiler de (gerçekleri) yalan saymışlardı; ama verdiğim ceza da nasıl olmuştu?

      Allah Teâlâ bu âyette onlara, kendilerinden önceki peygamberleri yalancı sayan insanların hâlini ve onların başlarına gelen azabı hatırlatmakta; bunu da şimdiki muhatapların yalanlamaktan vazgeçmeleri için yapmaktadır. Tâ ki öncekilere inen azap bunlara da inmesin. Sonra da ama verdiğim ceza nasıl olmuştu? buyurmaktadır. Yani onlara gönderdiğim ceza nasıldı, onu şiddetli veya haklı bulmamışlar mıydı?​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kezzebe (كَذَّبَ)

        İbn Fâris, k-z-b kökünün asıl anlamının doğruluğun ve gerçekliğin zıttı olduğunu belirtir. Ayetteki şeddeli (tef'îl) kullanımı, sadece basit bir yalanlamayı değil, hakikati sistematik bir şekilde reddetmeyi, elçileri yalancılıkla itham etmeyi ve gerçeğe karşı dirençli bir tavır takınmayı ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, tekzibin kalbin tasdikine aykırı hareket etmek veya kesin kanıtlar sunulmasına rağmen inatla inkarı sürdürmek olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Kur'an'ın "küfür" semantiğinde merkezi bir eylem olduğunu, peygamberlerin getirdiği ayetlere karşı sergilenen bu aktif reddedişin, helak edilen geçmiş kavimlerin ortak karakteri olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada geçmiş kavimlerin (kavm-i Nuh, Ad, Semud vb.) hakikat karşısındaki kibirli duruşlarını nitelediğini ve bu tavrın tarihsel bir felaket yasasını tetiklediğini kaydeder.

        Min Kablihim (مِنْ قَبْلِهِمْ)

        İbn Fâris, k-b-l kökünün bir şeyin ön tarafı, başlangıcı ve zaman olarak öncesi anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ifadenin tarihsel bir sürekliliğe işaret ettiğini, mevcut inkarcıların sergilediği tavrın yeni olmadığını, kendilerinden önceki nesillerin de benzer bir inkar döngüsüne girdiklerini ifade eder. Theodor Nöldeke, Kur'an'ın bu zaman atfını "tarihsel bir ibret" zemini oluşturmak için kullandığını, geçmişin helak öykülerini güncel muhataplar için somut bir tehdit unsuru haline getirdiğini analiz eder.

        Keyfe (كَيْفَ)

        İbn Fâris, k-y-f kökünün bir şeyin halini, durumunu ve niteliğini sormaya yarayan bir edat olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "keyfe"nin sadece bir soru değil, gerçekleşen olayın dehşetini, hayret verici mahiyetini ve kaçınılmazlığını vurgulayan bir "takrir" (onaylatma) ve "taaccüb" (hayret) ifadesi olduğunu açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu edatın kullanımının muhatabı gerçekleşmiş olan felaketin niteliği üzerinde derinlemesine düşünmeye sevk ettiğini ve ilahi cezanın şiddetini zihinde canlandırdığını belirtir.

        Kâne (كَانَ)

        İbn Fâris, k-v-n kökünün bir şeyin var olması, meydana gelmesi ve gerçekleşmesi anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki kullanımın geçmişte olup bitmiş ve kesinleşmiş bir gerçekliğe (vuku bulmuş azaba) işaret ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin geçmiş zaman kipiyle gelmesinin, ilahi tehdidin sadece teorik bir ihtimal değil, tarihte birçok kez tecrübe edilmiş somut bir kanun olduğunu pekiştirdiğini kaydeder.

        Nekîr (نَكِيرِ)

        İbn Fâris, n-k-r kökünün bir şeyi tanımamak, reddetmek, hoşlanmamak ve bir duruma el koyarak onu değiştirmek (inkâr) anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nekîr" kelimesinin burada Allah'ın inkarcılara yönelik "yalanlaması" yani onların durumlarını altüst eden şiddetli cezası ve reddi anlamına geldiğini ifade eder. Kelimenin "münker" ile akraba olduğunu ve fıtrata, akla, selim duyguya aykırı olan inkarın, ilahi bir "nekîr" (cezalandırıcı müdahale) ile son bulduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Allah'ın "Tanınmayan/Bilinmeyen" bir güçle aniden müdahale edip nizamı değiştirmesini ve inkarcıları tanınmaz hale getirmesini niteleyen sarsıcı bir terim olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, nekîr kelimesinin ilahi öfkenin ve cezalandırmanın bir sonucu olarak ortaya çıkan "korkunç akıbet" ve "yabancılaşma" halini betimlediğini, muhatabın bu dehşetli sonucu iliklerinde hissetmesini amaçladığını kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X