وَلِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mülk Sûresi, 6. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: rabbi inkar, mülk suresi, mülk 6, kötü varış yeri, cehennem azabı, mülk suresi 6. ayet, rab, cehennem, azap, küfür, kafir, örtmek, gizlemek, nankörlük, inkar, münkir, gavur
-
Keferû (كَفَرُوا)
İbn Fâris, k-f-r kökünün asıl anlamının "örtmek" ve "gizlemek" olduğunu, toprağa tohum ekip üzerini örten çiftçiye de bu yüzden "kâfir" dendiğini belirtir. Terim olarak ise Allah’ın varlığını, birliğini veya nimetlerini inkar ederek gerçeğin üzerini örtmeyi ifade ettiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, küfrü "nimetin inkarı" ve "imanın zıttı olan inkar" olarak ikiye ayırır; bu ayetteki kullanımın hem Allah’ın rububiyetini tanımamak hem de hakikati bilinçli bir şekilde örtmek anlamına geldiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin İslam öncesi Arapçada ahlaki bir kategori olan "nankörlük" (nimetin üzerini örtmek) anlamından, Kur'an'da teolojik bir "inanmama" ve "baş kaldırma" terimine evrildiğini, burada mutlak bir ontolojik kopuşu temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sadece teorik bir inkarı değil, aynı zamanda Allah’ın otoritesini reddeden aktif bir tavrı ve hakikate karşı dirençli bir örtme eylemini nitelediğini belirtir.
Rabbi (رَبِّ)
İbn Fâris, r-b-b kökünün asıl anlamının bir şeyi ıslah etmek, onu korumak ve ona malik olmak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, Rab isminin bir şeyi kademeli olarak geliştirip mükemmelliğe ulaştıran (terbiye eden) anlamına geldiğini, mutlak anlamda kullanıldığında sadece Allah’ı ifade ettiğini, O'nun hem yaratan hem de yöneten otoritesini temsil ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin genel Sami dil mirasında (Aramice ve Süryanice 'Rabbâ') efendi, usta ve büyük anlamlarında ortak olduğunu, Kur'an’da ise bu kavramın monoteist bir içerikle evrenin tek sahibi ve yöneticisi olarak merkezileştirildiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Rab kavramının Kur'an'ın "Allah-insan" ilişkisindeki "Efendi-Kul" (Rab-Abd) dikey yapısının kurucu unsuru olduğunu, buradaki aitlik ekinin (-bihim) bu otoriteye karşı sorumluluğu pekiştirdiğini ifade eder.
Azâbe (عَذَابُ)
İbn Fâris, a-z-b kökünün asıl anlamının "menetmek" ve "uzaklaştırmak" olduğunu, bir kimseyi yemekten ve uykudan alıkoyan şiddetli acı için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, azabın kişiyi suçtan vazgeçiren veya yaptığına karşılık verilen elem verici ceza olduğunu, ayetteki bağlamda ise inkarlarının bir sonucu olarak bu kişilerin ilahi rahmetten mahrum bırakılmalarını temsil ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki "menetmek" anlamından hareketle, azabın aslında insanı kendi fıtratından ve ilahi huzurdan uzaklaştıran bir mahrumiyetin sonucu olduğunu vurgular.
Cehenneme (جَهَنَّمَ)
İbn Fâris ve Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Arapça kökenli olduğunu kabul eden görüşe göre "cihnâm" (derin kuyu) kelimesinden türediğini, cehennemin dibi görünmez derecede derin olmasından dolayı bu adın verildiğini belirtirler. Arthur Jeffery, kelimenin yabancı kökenli (İbranice 'Ge-Hinnom') olduğunu, Kudüs yakınlarındaki Hinnom Vadisi’nin adından mülhem olarak kutsal metinlerde "azap mekanı" anlamında yerleştiğini ve Arapçaya bu yolla geçtiğini ifade eder. Angelika Neuwirth, kelimenin Kur'an kozmolojisinde inkarcıların son durağı olarak sunulduğunu ve bu isimlendirmenin geç antik dönemin eskatolojik tasavvurlarıyla dilsel bir paralellik taşıdığını kaydeder.
Bi’se (بِئْسَ)
İbn Fâris, b-e-s kökünün şiddet, zorluk, fakirlik ve kötü hal anlamına geldiğini, bu kelimenin ise Arap dilinde yergi (zemm) ifade etmek için vaz' edilmiş bir fiil olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ni'me" (ne güzel) fiilinin zıttı olarak, bir durumun veya varış yerinin son derece kötü ve çirkin olduğunu vurgulamak için kullanıldığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki işlevinin sadece bir niteleme değil, aynı zamanda seçilen yanlış yolun sonucuna dair sarsıcı bir değer yargısı bildirmek olduğunu kaydeder.
El-Mesîr (الْمَصِيرُ)
İbn Fâris, s-y-r kökünün bir yöne doğru gitmek, hareket etmek ve sonunda bir hale dönüşmek (sayruret) anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, masîr kelimesinin hem dönülen yer (mekan) hem de varılan son hal (durum) anlamına geldiğini, ayetteki bağlamda ise hayat yolculuğunun ulaştığı kaçınılmaz ve kötü son durağı ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin "dönüş" anlamının, insanın başıboş olmadığını ve her eylemin bir sonuca, bir varış noktasına gebe olduğunu dilsel olarak vurguladığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, masîr kelimesinin bir "akıbet" vurgusu taşıdığını, insanın dünya hayatındaki tercihlerinin onu evrilteceği son noktayı temsil ettiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla