اِلَّٓا اَصْحَابَ الْيَم۪ينِۜۛ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Müddessir Sûresi, 39. Ayet
Daralt
X
-
39. "Ancak hakkın ve erdemin tarafında olanlar başka."
40. "Onlar cennetlerdedir; birbirlerine sorular sorarlar"
Ancak hakkın ve erdemin tarafında olanlar başka. “Onlar cennetlerdedir; birbirlerine sorular sorarlar”. “Ashâbu'l-yemîn” Allah Teâlâ’nın “Kitabı sağ tarafından verilen kimse der ki ‘Alın kitabımı okuyun’” meâlindeki beyanında “kitabı sağ tarafından verilen” şeklinde tanıttığı kimselerdir. Cenâb-ı Hak, “ashâbu'l-yemîn”i rehin alınanların arasından istisna etmiştir. Çünkü O, rehinleri “her nefis” şeklinde çoğul lafzıyla ifade etmiştir. Dolayısıyla “hakkın ve erdemin tarafında olanlar”ın bu genellikten istisna edilmeleri yanlış olmamıştır. Yani “ashâbu'l-yemîn” önceden hapisten kurtulmayı hak ettikleri amel işleyenlerdir. Çünkü günahkârlar, günahları karşılığında rehin hale gelmişlerdir. “Ashâbu'l-yemîn” hayır yapmış ve salih amel işlemiştir. Cenâb-ı Hak, “Biz, iman edip dünya ve âhirette yararlı işler yapanların (önceki) kötülüklerini mutlaka sileriz ve onları yaptıklarının daha güzeliyle ödüllendiririz” meâlindeki beyanı doğrultusunda salih amelleri günahlar ve kötü amellere kefâret kılmıştır.
Yorumu Yorumla
-
Ashâbe (أَصْحَابَ)
İbn Fâris, s-h-b (s-h-b) kökünün temel manasının bir şeye mülazemet etmek, onunla sürekli beraber bulunmak ve bir şeyi takip etmek anlamına geldiğini belirtir; bu kökün her türlü ayrılmaz birlikteliği ve dostluğu kapsadığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "sahâbe" kelimesinin sadece fiziksel bir yan yanalık değil, zamanın çoğunda veya bir işin mahiyetinde ayrılmaz bir ruhsal/eylemsel birlikteliği ifade ettiğini, buradaki kullanımın ise bir niteliğe veya bir tarafa (yemîn) kalıcı olarak mensubiyet manası taşıdığını vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın sosyal ontolojisinde bir "gruba aidiyet" ve "kimlik" bildirdiğini, kişinin ahiretteki konumunun dünyadaki bu ayrılmaz bağlılıklarla şekillendiğini ve bu grubun birer üyesi haline geldiğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "taraftarlar, yandaşlar veya bir sınıfa dahil olanlar" anlamında olduğunu; "ashâbe'l-yemîn" tamlamasının, ilahi lütfa mazhar olmuş ve kurtuluşa ermiş seçkin bir zümreyi nitelediğini, onların bulundukları konumla özdeşleştiklerini ifade eder.
el-Yemîn (الْيَمِينِ)
İbn Fâris, y-m-n (y-m-n) kökünün temel manasının sağ taraf, güç, kuvvet ve bereket (yümn) olduğunu belirtir; sağ elin güç ve onur sembolü olmasından dolayı bu kökün her zaman yücelik ve üstünlük bildirdiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "yemîn" kelimesinin "yesâr" (sol) kavramının zıddı olduğunu, Kur'an'da ise mecazi olarak "huzur, saadet, güç ve yüksek makam" sahiplerini nitelemek için kullanıldığını; bu kişilerin amel defterlerinin sağdan verilmesinin de bu şeref ve müjdeyle ilişkili olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın "sağ-sol" dualizmi içinde merkezi bir değer terimi olarak değerlendirir; ona göre "yemîn", sadece mekânsal bir yön değil, ilahi rızanın, ahlaki başarının ve metafiziksel kurtuluşun (felaah) semantik bir kodudur. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bir simge olarak "mutlak selamet"i temsil ettiğini; bu gruptakilerin, bir önceki ayette geçen "rehin olma" (rehîne) durumundan istisna edilen, hesapları kolay görülen ve manevi özgürlüğüne kavuşmuş kutlu insanlar olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, kelimeyi antik Arap kültüründeki "uğur, ant ve güç" çağrışımlarıyla ilişkilendirir ve burada eskatolojik bir sınıflamanın estetik ve sarsılmaz bir ifadesi olarak yer aldığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "sağ taraf ehli" manasına geldiğini; bunun bir önceki ayette zikredilen "her nefsin kendi ameline rehin olması" kuralından, imanları ve salih amelleri sayesinde kendilerini kurtarmış olan mümin topluluğu nitelediğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla