Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Müddessir Sûresi, 34. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Müddessir Sûresi, 34. Ayet

    وَالصُّبْحِ اِذَٓا اَسْفَرَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-ssubhi iżâ esfer(a)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      32-34. "Hayır hayır (öğüt almazlar). Aya andolsun! Dönüp gitmekte olan geceye; Ağarmakta olan sabaha andolsun ki,"

      Hayır. “Kellâ” kelimesinin “hayır” mânasında değil de “gerçekten” anlamında olduğunu söyleyenler olmuştur. Bazıları da bu kelimenin reddetme ve uyarma anlamına geldiğini ifade etmişlerdir. Dönüp gitmekte olan geceye; ağarmakta olan sabaha andolsun ki. Bu cümle kasem, yani yemin konumundadır. Daha önce kasemin, kastedilen mânanın pekiştirilmesi için yapıldığını belirtmiştik. Gecenin dönüp gitmesi, gündüzün gelmesiyle olur. Gecenin sonunun belirtilmesinin günün baş tarafının, günün baş tarafının da bütün günün belirtilmesini gerektiriyor olması mümkündür. Öte yandan gece gelince karanlık bütün eşyayı hoş bir vakitte örter. Gündüz de böyledir. Gündüz gelince bütün mahlûkatın üzerinden karanlığı hoş bir saatte kaldırır. Öyle ki insan, ömrü boyunca, -bu eşyanın sayısı kadar uzun ömrü bile olsa-, bunların tamamını öğrenmeye çalışsa bunu başaramaz. Gecenin bahsettiğimiz etkisi, gündüzün de sözünü ettiğimiz durumu, gözle görülen ve müşahede edilen olgulardır. Gecede ve gündüzde var olan hikmet, yani gecenin hangi özelliğinden dolayı eşyanın üstünü örtüp görülmesine engellemeye elverişli olduğu, gündüzün de hangi özelliğinden dolayı örtmeyi ortadan kaldırmaya münasip bulunduğu öğrenilmek istense bu asla kavranamaz. Dolayısıyla âyet, hikmetine akılla ve düşünceyle ulaşmanın mümkün olmadığı her ne varsa onları İnkâr etmemek gerektiğini beyan etmiş olmaktadır. Bu durum, içindeki hikmetler akılla kavranamasa bile peygamberlerin getirdikleri haberleri tasdik etmeyi gerektirmektir. Yine bu İlâhî beyanda, geceyi ve gündüzü varedenin bir olduğu, bütün mahlûkatın O’nun otoritesi ve idaresi altında bulunduğu, bunlar hakkında dilediğine hükmettiği ve istediğini yaptığına dair deliller vardır. Ayetteki yeminin bahsi geçen iki vakte, yani gecenin dönüp gitmesi ve sabahın aydınlanmasına yönelik olması da mümkündür. Bu iki vakit hakkmda da birincide olduğu gibi pekiştirme söz konusu olur.

      Âyette geçen “esfera” (أَسْفَرَ) kelimesi aydınlattı ve ışık yayıldı demektir. “Edbera” (أَدْبَرَ) gitti anlamına gelir. [Ebû Bekir el-Esam el-] Keysânî’nin şu açıklamayı yaptığı nakledilir: “De-be-ra” kelimesi Kureyş lehçesidir. Araplar şöyle derler: “Zehebe ke’l-emsi’d-dâbir” (ذَهَبَ كَالْأَمْسِ الدَّابِرِ) yani “O geçip giden dün gibi geçti gitti”. Araplar, günlerin, ayların ve senelerin geçmesini ifade ederken “de-be-ra” fiilini kullanırlar, ama “debera’r-raculü” “adam gitti” ya da “deberal-emru”, “durum gitti” demezler, fakat “edbera” denilir. İbn Mesûd’un mushafında “izâ edbera” (إِذَا أَدْبَرَ) geçerken, başka bazı mushaflarda “iz edbera” (إِذْ أَدْبَرَ) şeklindedir. Yaygın olarak bilinen kırâat ise dediğimiz gibi “izâ debera” (إِذَا دَبَرَ) kırâatidir.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Subhi (الصُّبْحِ)

        İbn Fâris, s-b-h (s-b-h) kökünün temel manasının kırmızılık ve bir şeyin parlaması olduğunu belirtir; şafağın sökmesiyle gökyüzünde oluşan o ilk aydınlığın ve kırmızılığın bu kökle ifade edildiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, subh kelimesinin gecenin karanlığından sonra beliren ilk ışık ve sabah vakti anlamına geldiğini, bunun karanlığın dağılmasını ve eşyanın hakikatiyle görünmeye başlamasını simgelediğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın kozmik dualitesinde "nur" (ışık) kategorisine girdiğini ve gecenin zıddı olarak ilahi mesajın topluma getirdiği "aydınlanma" sürecinin doğadaki yansıması olduğunu savunur. Angelika Neuwirth, bu kelimeyi antik Arap şiirindeki zaman algısıyla ilişkilendirerek, sabahın sadece bir vakit değil, aynı zamanda bir "yenilenme" ve "umut" anını temsil eden edebi bir imge olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada bir yemin unsuru olduğunu ve Allah'ın sabah vakti üzerine yemin ederek, peşinden gelen beyanların gün gibi aşikâr olduğunu ihtar ettiğini ifade eder.

        Esfera (أَسْفَرَ)

        İbn Fâris, s-f-r (s-f-r) kökünün temel manasının bir şeyi ortaya çıkarmak, açığa vurmak ve örtüsünü kaldırmak olduğunu belirtir; kadının yüzündeki örtüyü açmasına "isfar" denilmesinin sebebinin bu olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, isfar kelimesinin şafak için kullanıldığında, ışığın her yeri kaplayıp her şeyin görünür hale gelmesi ve karanlığın perdesinin tamamen kalkması anlamına geldiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin "açıklık" ve "tezahür" ile olan anlamsal bağına dikkat çekerek, burada şafağın sadece doğmasını değil, etrafı bütünüyle aydınlatıp belirsizliği ortadan kaldırmasını nitelediğini savunur. Angelika Neuwirth, bu fiilin kullanımını gecenin "edbera" (çekilme) eylemiyle karşıtlık oluşturacak şekilde ele alır; gecenin arkasını dönüp gitmesine mukabil sabahın yüzünü açarak (esfera) sahneye çıkmasının dramatik bir "vuzuh" (netleşme) anı olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "iyice ağarmak, parlamak ve her yeri aydınlatmak" manasına geldiğini; ayetin, hakikatin tıpkı şafak gibi apaçık ortaya çıkacağı gerçeğini kozmik bir delil üzerinden sunduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X