لَا تُبْق۪ي وَلَا تَذَرُۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Müddessir Sûresi, 28. Ayet
Daralt
X
-
27. "Sen bilir misin sekar nedir?"
28."Bitirir ama yok olmaya da bırakmaz;"
Bitirir ama yok olmaya da bırakmaz. Bu beyanın mânası şudur: Ona lezzet alacağı bir hayat bırakmadığı gibi helâk olup da rahata kavuşmasına da izin vermez. Bilakis o, sonsuza kadar helâk içinde kalır. Nitekim Allah Teâlâ bu hususu bir âyette meâlen şöyle açıklamıştır. “Kim Rabb’ine günahkâr haliyle varırsa, bilsin ki cehennem onu beklemektedir; orada ne ölür ne de düzgün yaşar”. Şu mânaya gelmesi de muhtemeldir: “Sekar, onda ne deri bırakır, ne et ve ne de kemik! Aksine cildini pişir, etini yer, kemiğini kırar ve onu bu hal üzere, yani kemiği kırık, eti yenilmiş ve derisi pişmiş halde bırakmaz. Aksine derisi, eti, kemiği tekrar eski haline getirilir ve onları ebediyete kadar yakar, ona bir rahatlık bırakmaz, müsaade etmez ki oradan kaçsın ve azabından kurtulsun.
Yorum
-
Tubki (تُبْقِي)
İbn Fâris, b-k-y (b-k-y) kökünün bir şeyin sebat etmesi, kalması ve gitmemesi anlamına geldiğini belirtir; "lâ tubkî" ifadesinin Sakar'ın içine giren hiçbir şeyi sağ bırakmayacağını, onu bütünüyle tüketip yok edeceğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "beka" kelimesinin bir şeyin varlığını sürdürmesi olduğunu, buradaki olumsuzlama ile ateşin yok edici gücünün, içine atılan varlığın herhangi bir cüzünün eski haliyle kalmasına izin vermeyeceğinin kastedildiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu fiili Sakar'ın "yutucu" karakteriyle ilişkilendirir; ateşin, muhatabını tamamen absorbe ederek onu bağımsız bir varlık olmaktan çıkardığını ve mutlak bir fena/yok oluş sürecine soktuğunu savunur. Angelika Neuwirth, kelimenin cehennemin fiziksel ve ontolojik tahribatını betimlediğini, "bırakmama" eyleminin insanın bildiği tüm biyolojik dirençleri kıran bir kudretin ifadesi olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemi insanın varoluşsal bütünlüğünün parçalanması olarak nitelendirir; "tubkî"nin olumsuzlanmasıyla, kişinin dünyada sahip olduğu hiçbir özelliğin veya niteliğin bu ateş karşısında direnç gösteremeyeceğinin vurgulandığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "hiçbir şeyi sağ bırakmaz, bütünüyle tüketir" anlamına geldiğini, Sakar'ın içine atılan suçlunun bir parçasının bile bu yıkımın dışında kalamayacağını ifade eder.
Tezer (تَذَرُ)
İbn Fâris, v-z-r (v-z-r) kökünün asıl manasının bir şeyi terk etmek ve bırakmak olduğunu belirtir; "lâ tezer" ifadesinin Sakar'ın yakaladığı suçluyu bir an bile kendi haline bırakmayacağını, ondan el çekmeyeceğini veya onu azaptan muaf tutmayacağını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "vezr" fiilinin bir şeyi ehemmiyetsiz görüp arkaya atmak anlamı taşıdığını; Sakar’ın ise hiçbir zerreyi önemsiz görmeyip bütünüyle kuşatacağını ve ihmal etmeyeceğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu fiili bir "kuşatma" ve "takip" unsuru olarak değerlendirir; ateşin muhatabını ne bütünüyle yok edip bitirdiğini (tubkî) ne de eski halinde serbest bıraktığını (tezer), aksine onu bitmek bilmeyen bir azap döngüsünde rehin tuttuğunu savunur. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'ın edebi örgüsündeki hassasiyetine dikkat çekerek, burada hiçbir detayın atlanmadığı, her hücrenin bu ateşten nasibini aldığı bir "mutlak takip" halinin anlatıldığını belirtir. Gabriel Said Reynolds, kelimenin ifade ettiği "bırakmama" durumunun eskatolojik bir paradoks yarattığını, yani ateşin hem tükettiğini hem de azabın sürekliliği adına muhatabı terk etmediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "terk etmez, peşini bırakmaz" anlamına geldiğini; bu ifadenin bir önceki "lâ tubkî" ile birlikte düşünüldüğünde, Sakar'ın insanı ne yaşatacağını ne de öldürüp dindireceğini, yani azabın sürekliliğini ve hiçbir noksanlık kabul etmezliğini nitelediğini ifade eder.
Yorum
Yorum