Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Müddessir Sûresi, 27. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Müddessir Sûresi, 27. Ayet

    وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا سَقَرُۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemâ edrâke mâ sekar(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      27. "Sen bilir misin sekar nedir?"

      28."Bitirir ama yok olmaya da bırakmaz;"

      Bitirir ama yok olmaya da bırakmaz. Bu beyanın mânası şudur: Ona lezzet alacağı bir hayat bırakmadığı gibi helâk olup da rahata kavuşmasına da izin vermez. Bilakis o, sonsuza kadar helâk içinde kalır. Nitekim Allah Teâlâ bu hususu bir âyette meâlen şöyle açıklamıştır. “Kim Rabb’ine günahkâr haliyle varırsa, bilsin ki cehennem onu beklemektedir; orada ne ölür ne de düzgün yaşar”. Şu mânaya gelmesi de muhtemeldir: “Sekar, onda ne deri bırakır, ne et ve ne de kemik! Aksine cildini pişir, etini yer, kemiğini kırar ve onu bu hal üzere, yani kemiği kırık, eti yenilmiş ve derisi pişmiş halde bırakmaz. Aksine derisi, eti, kemiği tekrar eski haline getirilir ve onları ebediyete kadar yakar, ona bir rahatlık bırakmaz, müsaade etmez ki oradan kaçsın ve azabından kurtulsun.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Edrake (أَدْرَاكَ)

        Kelimenin kökü Arapça d-r-y harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel manasının bir şeyi bilmek, ona ulaşmak ve onu kavramak olduğunu belirtir; özellikle bir hile, gizli bir yol veya çabayla bilgi sahibi olmaya "dirâyet" dendiğini ifade eder. Ancak ayetteki kullanımda bu kelimenin, insanın kendi sınırlı akıl ve tecrübe dünyasıyla ulaşamayacağı, ancak ilahi bir bildirimle muttali olunabilecek büyük bir gerçeğe işaret ettiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "edrâke" fiilinin burada bir şeyi bütün boyutlarıyla ihata etmek ve onun mahiyetini tam olarak kavramak anlamına geldiğini belirtir; Kur’an’daki "mâ edrâke" kalıbının, muhatabın zihnindeki tüm dünyevi benzerlikleri aşan, tasavvuru imkansız ve dehşetli bir konuya dikkat çekmek için kullanılan retorik bir soru formu olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Kur'an'ın "epistemolojik sınır" vurgusu olarak ele alır; ona göre "edrâke" burada sadece bilgi vermeyi değil, bilginin nesnesi olan şeyin (Sakar) insan idrakini felç eden sarsıcı doğasını muhataba hissettirmeyi amaçlayan bir iletişim aracıdır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "Sana ne bildirdi?" veya "Sana ne idrak ettirdi?" manasına geldiğini, bu soru kalıbının ardından gelecek olan açıklamanın sıradan bir bilgi değil, varoluşsal bir sarsıntı yaratacak eskatolojik bir gerçeklik olduğunu belirtir; bu ifadeyle muhatabın dikkatinin en üst düzeye çıkarıldığını ve "Sakar"ın mahiyetinin beşeri ölçülerin çok ötesinde olduğunun ihtar edildiğini kaydeder.

        Sekar (سَقَرُ)

        Kelimenin kökü Arapça s-k-r harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının sıcaklığın bir nesneye etkisiyle rengini değiştirmesi, onu kavurması ve eritmesi olduğunu belirtir; güneşin hararetiyle tenin kararmasının bu kökle ifade edildiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "Sakar" isminin cehennemin özel bir derecesini veya yakıcılığının şiddeti dolayısıyla bizzat kendisini nitelediğini ifade eder; bu ismin, içine giren her şeyi eriten, aslından koparan ve fiziksel bütünlüğünü bozan mutlak bir harareti simgelediğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin yabancı dillerle olan uzak fonetik benzerliklerine değinmekle birlikte, Kur'an'ın bu kelimeyi "yakıp kavuran ateş" anlamında özgün bir dinsel terime dönüştürdüğünü belirtir. Angelika Neuwirth, "Sakar" kelimesini ayetteki "mâ edrâke" sorusuyla birlikte değerlendirerek, bunun sadece bir ateş ismi değil, aynı zamanda bilinmezliğin yarattığı o derin ve gizemli dehşeti temsil eden bir sembol olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin özel bir isim olarak "gayr-i munsarif" (tenvin almayan) yapıda olduğunu, bunun da Sakar’ın cehennem içinde bambaşka ve sarsıcı bir "azap merkezi" olduğuna işaret ettiğini belirtir; bu ayetteki tekrarın, 26. ayetteki tehdidi pekiştirdiğini ve Sakar’ın ne olduğu sorusunun cevabının ancak bir sonraki ayetlerdeki "eritici ve yok edici" vasıflarla anlaşılabileceğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X