يَٓا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Müddessir Sûresi, 1. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: uyar, müddessir suresi, peygamber, müddessir 1, örtüye bürünen, müddessir suresi 1. ayet, kalk
-
1-2. "Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar!"
Ey örtüsüne bürünen. Anlatıldığına göre Resûlullah’ı (a.s.) örtüsüne bürünmeye sevk eden husus, yaşadığı şu olay olmuştur. Resûl-i Ekrem (a.s.) Mekke’ye doğru giderken gökten ve yerden gelen bir ses işitir. Sağına, soluna, önüne ve arkasına bakar ama hiçbir şey göremez. Bunun üzerine korkuya kapılır ve evine gelir. “Üstümü örtün” der ve üzerini örtüp gizlerler. Yukarıdaki rivayet, sahihse diyecek bir şey yoktur! Aksi takdirde Resûlullah’ı (a.s.) örtüsüne bürünmeye sevk eden sebep, belirtilen o korku olamaz. Çünkü örtüye bürünmek, insana çığlık attıran korkuyu sakinleştirecek bir vesile değildir. İlk inen vahyin “Ey örtüsüne bürünen” meâlindeki beyan olduğu söylenmiştir. Nakledilen rivayet sahih ise yine diyecek bir şey yoktur. Aksi takdirde Resûl-i Ekrem’e (a.s.) gelen ilk vahiy duyduğu o çığlık sesidir. Çünkü bu ses, “Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar” cümlesinden öncedir. Rivayet edilir ki Mekke kâfirleri, Resûlullah’a (a.s.) büyücü olduğu iftirasını atmışlardı. Kendisine bu iftirayı atmakta fikir birliği etmişler ve onun hakkındaki bu iddiaları yayılmıştı. Böylesi bir iftira, Resûl-i Ekrem’i (a.s.) üzmüş, akabinde evine gitmiş ve örtüsüne bürünmüştü. Bunun üzerine Allah Teâlâ, “Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar” emriyle kalkmasını ve onları uyarmasını emretmiştir. Bu açıklamaya göre Resûlullah’a (a.s.) gelen [ilk] vahiy, bu sûrenin inişinden önce gelmiş olur ki üzerinde gördükleri alâmetlerden dolayı ona sihirbaz ismini vermiş olsunlar. En doğrusunu Allah bilir.
Rivayete göre Hz. Mûsâ şöyle demiştir: “Rabb’im Sina dağı tarafından bana geldi, (ileride) Sâûrâ dağı tarafından gelecektir. Fârân dağından doğacaktır”. Eğer bu rivayet sahihse “Rabb’im bana geldi” demek, “bana vahyetti” demektir. “(İleride) Sâûrâ dağı tarafından gelecektir” cümlesiyle kastedilen ise Hz. îsaya (a.s.) vahiy gelecek oluşudur. “Fârân dağından doğacaktır” sözünden maksat ise Peygamber Efendimize (a.s.) indirilen Kur andır. Bu haber, bize Rabb’in her gece dünyaya en yakın semaya indiğinden söz eden rivayetlerin “Var mı dua eden duası kabul edilsin! Var mı istiğfar eden bağışlansın” sözünün meleklere buraya inme emrinin verilmesi anlamında olduğunu gösterir. Resûlullah’ın (a.s.) kendisine ilk vahiy geldiği sırada Fârân dağında bulunuyor olması da mümkündür. Fârân dağı, Mekke dağlarından biridir. Ya da bu dağ, ismini bu yere nispetle almıştır.
Ey örtüsüne bürünen! meâlindeki âyette Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (a.s.) peygamberliğini zihinlere yerleştirme ve resûl olduğuna dair delil özelliği bulunmaktadır. Şöyle ki: Bir kişiyi üzerindeki elbise ile tanıtmak ve onunla anmak söz konusu kişiyi yüceltme ve şerefli kılma makamına yükseltmez. Asıl yüceltme, isim ve künyesi ile kişiyi çağırarak yapılır. Durum kâfirlerin iddia ettikleri gibi olsaydı, yani Kuran Allah katından gelmemiş ve Resûlullah’ın (a.s.) kendisi tarafından uydurulmuş olsaydı kendini elbisesi ile tanıtmaz, aksine yüceltecek ve büyütecek ifadelerle tanıtırdı. Bunu yapmadığına göre Resûl-i Ekrem’in hak bir peygamber olduğu, risâleti kendisine vahyedildiği gibi tebliğ ettiği ve emredilene uygun olarak aktardığı ortaya çıkmıştır. (Bunun yanında) “Suratını astı, yüzünü çevirdi” meâlindeki âyette ve başka âyetlerde olduğu gibi Resûl-i Ekrem’i azarlama (itâb) sadedinde gelen âyetlerde de onun peygamberliğini kanıtlayan deliller vardır. Resûlullah’tan (a.s.) “örtüsüne bürünen” diye bahsedilmesi, kişinin kardeşini elbisesi ile tanıtmasının caiz olduğunu bilme hedefine yönelik de olabilir. Resûl-i Ekrem’in (a.s.) büründüğü elbisesine nispet edilmesi, o elbisenin vahyin iniş esnasında üzerinde bulunması nedeniyle yüceltilmesi gibi bir sebebe dayanabilir. Daha önce belirttiğimiz gibi “nâkatullâh” (نَاقَةُ اللَّهِ), “mesâcidallâh” (مَسَاجِدُ اللَّهِ), “Rabbu’l-arş” (رَبُّ الْعَرْشِ) örneklerinde olduğu üzere eşyanın tek tek Allah’a nispet edilmesi, bu nesnelerin değerini büyütme sadedinde ifade edilir, örneklerin birincisi, deve mûcizesinin büyüklüğünü göstermek, İkincisi mescitleri şereflendirmek, üçüncüsü ise arşı yüceltmek içindir. Varlıkların bir bütün olarak Allah Teâlaya nispet edilmesi ise Cenâb-ı Hakk’ı yüceltmek anlamına gelir. “el-Hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn” (الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ) (yani hamd âlemlerin Rabb’inedir), “Rabbus-semâvâti ve’l-ardi ve mâ beynehumâ” (رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا)” (yani göklerin, yerin ve aralarında bulunanların Rabb’i) âyetleri buna örnektir. Bundan sonra kişiye rükû yaparken Allah Teâlâ'yı tesbih etmesi ve “Sübhâne Rabb’iye’l-azîm”, yani “Ey büyük Rabbim! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim” demesine izin verilmiştir. Burada kişi “Rabb’iye”, yani Rabb’im diyerek kendini Rabb’ine nispet etmiştir. Oysa bu gibi durumlarda ifade nefsi yüceltme tarzında dile getirilmemesi için “sübhâne Rabb’inâ”, yani “Rabb’imizi noksan sıfatlardan tenzih ederiz” demek gerekirdi. Fakat söz konusu tesbihi, Rabb’in tâziminin ve yücelikle nitelenmesinin gerçekleştiği duruma, yani rükû ve secde haline denk geldiği zaman kişinin bu tesbihi okumasına izin verilmiştir. Bu, nefsi yüceltme sadedinde söylenmiş bile olsa sözünü ettiğimiz durumdan dolayı buna izin verilmiştir. Resûl-i Ekrem’in (a.s.) büründüğü elbisenin de aynı şekilde vahyin indiği esnada giyilmiş olması açısından şanı yücelmiş ve Resûlullah (a.s.) o elbiseye nispet edilmiş oldu. Öte yandan kişi örtüsüne uyumak ya da dinlenmek istediği zaman bürünür. Bu durum, kişinin o halde melekle birlikte olması şöyle dursun itibar sahibi büyük insanlarla bile birlikte olmayı istediği bir görüntü olamaz. Bu olgu, bize Resûl-i Ekrem’in kendisine vahyin ne zaman geleceğini bilmediğini gösterir. Bilmeyince de vahyin ne zaman geleceğinin bildirilmesi haline nazaran bu durum çok daha zor ve çok daha sıkıntılı olur. Çünkü kendisine vahyin ne zaman geleceği bildirilmediği zaman nefsini meleklerle baş başa olmaktan hayâ edeceği bütün durumlara düşmekten koruması gerekir. Bu nedenle hiçbir kimseye ölüme hazır olması için ömrünün ne zaman sona ereceği bildirilmemiştir ki kişi ölümün her an gelebileceği korkusu içinde olsun ve ömrünün sonuna kadar bu korku içinde yaşasın. En doğrusunu Allah bilir.
Kalk ve uyar! Resûl-i Ekrem (a.s.) hem “uyarıcı” ve hem de “müjdeci” olduğu halde âyette “müjdeleme” değil de özel olarak uyarmadan söz edilmiştir. Her ne kadar belirtilmemiş olsa da “uyarı”nın içinde “müjde” zımnen vardır. Çünkü “uyarı” insanların nefsi ile alâkalı değildir. “Uyarı” sadece kınanmış bir fiili işleyen kimsenin akıbetini beyan eder. Kişi, o fiili işlemekle uyarıyı hak edince terk etmekle de müjdeye lâyık olur. Sonuç olarak uyarıda müjdeleme, müjdelemede de uyarı olduğu ortaya çıkmış oldu. Allah Teâlâ, bunlardan birini belirtmekle yetinmiş diğerine gerek duymamıştır. “Kalk” anlamındaki “kum” kelimesi, kalkmakla yükümlü tutmak anlamında değildir. Mânası, gücünün yettiği nispette insanları uyarmak ve müjdelemek için kalk demektir.
Yorumu Yorumla
-
el-Müddessir (الْمُدَّثِّرُ)
Kelimenin kökü Arapça "d-s-r" harflerinden oluşur. İbn Fâris, "d-s-r" kökünün bir şeyi bütünüyle örtmek, bürümek ve sarmak anlamına geldiğini belirtir; bu kökten türeyen "disâr" kelimesinin kişinin tenine temas eden iç kıyafetlerin üzerine giyilen dış örtü veya kalın elbise olduğunu, dolayısıyla "el-müddessir" kelimesinin de dış elbisesine veya örtüsüne bürünen kişi anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "disâr" kelimesinin bedene temas eden içlik anlamındaki "şiâr" kelimesinin zıddı olarak üst kıyafeti ifade ettiğini vurgular ve kelimenin, kendi dış kıyafetlerine sarınıp bürünen kimseyi tanımladığını, bağlam açısından vahyin ilk anlarında yaşanan yoğun psikolojik ve bedensel sarsıntı nedeniyle örtüye sarınma durumuna işaret ettiğini kaydeder. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin morfolojik gelişimini detaylandırarak asıl formunun "örtüye bürünmek" anlamındaki "tedessür" masdarından türeyen "mütedessir" olduğunu, zamanla kelimedeki "te" harfinin "dal" ve "se" harflerine idgam edilerek (kaynaştırılarak) "müddessir" halini aldığını açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin anlamsal çerçevesini vahiy psikolojisi zemininde ele alır ve örtüye bürünme eyleminin, ilahi kelamla karşılaşmanın yarattığı ezici tecrübe karşısında dünyevi bir örtünün fiziksel güvenliğine sığınma refleksini yansıttığını belirtir. Angelika Neuwirth, üst örtüsüne bürünme mefhumunu, antik Arap toplumundaki kâhinlerin gaibden ilham almadan önce bir örtüye sarınmaları şeklindeki arkaik gelenekle anlamsal olarak ilişkilendirir; Kur'an bağlamında kelimenin ağır ve sarsıcı bir ilahi mesajı teslim almaya hazırlanan kişinin fiziksel olarak yalıtılma ve ruhsal olarak odaklanma durumunu resmettiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin doğrudan "disâr" kökünden geldiğini doğrulayarak, vahyin ağırlığı altında endişeyle örtüsüne bürünen peygambere doğrudan o anki bedensel durumu ve eylemi üzerinden seslenilmesinin, ilahi hitaptaki son derece şefkatli, yakın ve teskin edici bir üslubu ortaya koyduğunu belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla