لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mücâdele Sûresi, 17. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: mücadele suresi 17. ayet, mücadele suresi, cehennem ehli, çocuklar, mallar, mücadele 17, ebediyet, faydasızlık, allah
-
"Malları da evlatları da Allah'ın azabına karşı kendilerine hiçbir yarar sağlamayacak. Onlar cehennemliktir; orada ebedî olarak kalacaklar."
Malları da evlatları da Allah'ın azabına karşı kendilerine hiçbir yarar sağlamayacak. Burada Allah haber vermektedir ki onlar mal yüzünden yahudileri dost edindiler ve müminlerle inatlaştılar; fakat bu mallar kendilerine azap geldiğinde onları Allah'ın azabından kurtaramayacak.
Yorumu Yorumla
-
Tuğniye (تُغْنِيَ)
İbn Fâris, ğ-n-y kökünün temel olarak bir şeyin yeterli gelmesi, zenginlik, başkasına muhtaç olmamak ve bir ihtiyacı gidermek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ğınâ" kavramının insanın kendisini koruyacak veya eksiğini tamamlayacak donanıma sahip olması demek olduğunu, buradaki olumsuz kullanımla (len tuğniye) münafıkların sahip oldukları hiçbir dünyevi gücün ilahi irade karşısında onlara fayda sağlamayacağını, onları korumaya yetmeyeceğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin insanın dünyevi biriktirmelerinin ahiret boyutunda ve ilahi yargılama anında mutlak bir işlevsizliğe, varoluşsal bir yetersizliğe dönüşeceğini sembolize ettiğini analiz eder.
Emvâlühüm (أَمْوَالُهُمْ)
İbn Fâris, m-v-l kökünün mülk edinilen, insanın tabiatı gereği meylettiği ve sahip olduğu her türlü maddi varlık ve servet anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mal kelimesinin güç ve statü sağlayan dünyevi birikimleri temsil ettiğini, ayetin bağlamında bu maddi gücün ilahi azap karşısında koruyucu bir kalkan olamayacağı gerçeğinin vurgulandığını ifade eder.
Evlâdühüm (أَوْلَادُهُم)
İbn Fâris, v-l-d kökünün bir canlının doğurması, nesil ve soy üretmesi anlamını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, evlat kavramının tıpkı mal gibi cahiliye ve Medine toplumunda erkeğin gücünü, sosyal kredisini ve geleceğe dair teminatını temsil ettiğini; ayette mülk ile birlikte zikredilerek, insanın en çok güvendiği bu iki dünyevi dayanağın Allah'ın hükmü karşısında geçersiz kılındığını açıklar.
Allah (اللَّهِ)
İbn Fâris, e-l-h kökünün kulluk, ibadet ve mutlak sığınak olma anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin her şeyin yaratıcısı ve mutlak hakimi olan, bütün dünyevi güçlerin ve sığınakların üzerinde yer alan yegane yüce varlığı nitelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin arka planında Süryanice ve Aramice formların bulunduğunu, ancak Kur'an'ın bu ismi mutlak bir vahdet içerisinde, hiçbir malın veya nesebin hükmünü değiştiremeyeceği en üstün ve tek otorite olarak sunduğunu analiz eder.
Şey'en (شَيْئًا)
İbn Fâris, ş-y-e kökünün irade etmek ve dilemek manasından türediğini, varlık kazanan ve düşünülebilen her türlü nesne için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin dildeki en genel kapsamlı varlık ismi olduğunu, ayette olumsuzluk bağlamında kullanılarak "en ufak bir şey, hiçbir fayda, zerrece bir katkı" anlamında, dünyevi araçların çaresizliğini en uç noktada vurguladığını ifade eder.
Ashâbu (أَصْحَابُ)
İbn Fâris, s-h-b kökünün bir şeye bitişmek, eşlik etmek, ayrılmamacasına beraber olmak ve yoldaşlık etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ashâb" kelimesinin aralarında kopmaz bir bağ bulunan, bir yere veya bir duruma sıkı sıkıya ait olan kimseler için kullanıldığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik (ahiret bilimi) dilinde bu kavramın çok kritik bir yeri olduğunu; "ateşin yoldaşları" ifadesinin sadece ateşin içinde bulunmayı değil, oraya ontolojik bir aidiyeti, kalıcı bir mülkiyeti ve değişmez bir ahiret statüsünü simgelediğini analiz eder.
En-Nâr (النَّارِ)
İbn Fâris, n-v-r kökünün ışık saçan, aydınlatan ve yakan ateş manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin ahiretteki nihai azap mekanını (cehennemi) temsil ettiğini, dünyadaki yalan ve ihanetlerin karşılığı olarak ruhu ve bedeni kuşatan mutlak yakıcı gerçeği ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, nâr kavramının Kur'an'ın ahlaki-kozmolojik yapısında ilahi rahmetin (cennet) tam zıddı olarak konumlandığını, münafıkların dünyada kurdukları sahte güven ortamının ahirette bu mutlak yıkımla yer değiştireceğini belirtir.
Hâlidûn (خَالِدُونَ)
İbn Fâris, h-l-d kökünün bir şeyin bozulmadan uzun süre kalması, yerinde sabit durması ve kalıcılık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hulûd"un bir mekanda veya durumda sonu gelmeksizin, ebedi olarak kalmak olduğunu; azabın geçici bir arınma evresi değil, münafıklar için geri dönüşü olmayan sonsuz bir son durak olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu sıfatın azabın statik ve sonsuz boyutuna işaret ettiğini, ilahi merhametten tamamen kopmuş ve zamanın ötesine geçmiş bir mahrumiyet halini vurguladığını analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla