اِتَّخَذُٓوا اَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mücâdele Sûresi, 16. Ayet
Daralt
X
-
"Onlar yeminlerini kalkan yapıp (insanları) Allah yolundan saptırdılar. Bu sebeple onlara küçük düşürücü bir azap vardır."
Onlar yeminlerini kalkan yaptılar. Yani yahudileri dost edinmediklerine dair yaptıkları yemini kalkan edindiler. (İnsanları) Allah'ın yolundan saptırdılar. Muhtemeldir ki burada kendilerini Allah'ın yolundan alıkoymuş olmaları veya zikredildiği şekilde insanları Allah'ın yolundan engellemiş olmaları kastedilmiştir. Onlara küçük düşürücü bir azap vardır. Yani onlar bu azabın içinde hor-hakir halde olacaklardır.
Yorumu Yorumla
-
İttehazû (اتَّخَذُوا)
İbn Fâris, e-h-z kökünün bir şeyi almak, elde etmek ve ona sahip olmak manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ifti'al kalıbındaki "ittihaz" eyleminin, bir şeyi rastgele almaktan ziyade, belirli bir amaç ve niyet doğrultusunda onu kasten edinmek, benimsemek ve kullanmak olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, münafıkların yeminleri bir refleks olarak değil, kendilerini korumak için son derece bilinçli ve stratejik bir siyasi araç olarak "edindiklerini" analiz eder.
Eymânehüm (أَيْمَانَهُمْ)
İbn Fâris, y-m-n kökünün sağ taraf, sağ el, güç, kuvvet ve bereket anlamlarına geldiğini; Arapların yeminleşirken sağ ellerini birbirine vurmalarından dolayı bu eyleme yemin dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, yeminin sözü kuvvetlendirmek ve bir anlaşmayı sağlama almak için kullanıldığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, cahiliye dönemi ve sonrasında yeminin sarsılmaz bir sosyal ve dinsel bağ (ahit) olduğunu, münafıkların bu en mukaddes sosyo-linguistik kurumu kendi yalanlarını örtbas etmek için araçsallaştırdıklarını analiz eder.
Cünneten (جُنَّةً)
İbn Fâris, c-n-n kökünün temelinde bir şeyi örtmek, gizlemek ve görünmez kılmak anlamının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cünne" kelimesinin savaşta bedeni silahlardan koruyan, arkasına saklanılan kalkan olduğunu ifade eder. Ayetteki mecazi kullanımda, münafıkların zahiri yeminlerini, içlerindeki küfrü ve ihaneti gizleyen ve onları Müslümanların tepkisinden koruyan bir "kalkan" olarak kullandıkları vurgulanır. Toshihiko Izutsu, kökündeki gizlilik manasına dikkat çekerek, bu kalkanın sadece fiziksel bir koruma değil, onların asıl kimliklerini (gerçek yüzlerini) örtbas eden bir illüzyon işlevi gördüğünü tahlil eder.
Saddû (فَصَدُّوا)
İbn Fâris, s-d-d kökünün bir şeyden yüz çevirmek, geri dönmek ve başkasını engellemek manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin hem kendisi hak yoldan sapmak hem de başkalarının o yola girmesine veya o yolda yürümesine aktif olarak mani olmak şeklinde çift yönlü bir eylemi karşıladığını açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, münafıkların yeminleri kalkan edinmelerinin asıl gayesinin, kendi canlarını kurtarmanın ötesinde, İslam davetinin toplumsal yayılışına set çekmek ve insanları ilahi mesajdan alıkoymak olduğunu analiz eder.
Sebîl (سَبِيلِ)
İbn Fâris, s-b-l kökünün uzayıp giden, açık ve geniş yol manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sebîl"in yürümesi kolay ve belirgin bir yol olduğunu, Kur'an terminolojisinde "Allah'ın yolu" (sebîlullah) ifadesinin dini hakikatleri, İslam nizamını ve ilahi kurtuluş rotasını sembolize ettiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice "ş'bîlâ" veya Aramice "şebîl" formlarıyla tarihsel ve filolojik bir bağı olduğunu belirterek, dini literatürde "kurtuluş yolu" manasında yerleşik bir kullanımının bulunduğunu aktarır.
Allah (اللَّهِ)
İbn Fâris, e-l-h kökünün mutlak mabud, ibadet edilen ve hayretle yönelinen yüce varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin her şeyi yaratan, mutlak hükümranlığı elinde bulunduran ve yolun kendisine ulaştığı yegane otoriteyi nitelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökenindeki Semitik "Alaha" formuyla olan bağına işaret ederek, Kur'an'ın bu ismi mutlak tevhid ekseninde yeniden tanımladığını belirtir.
Azâb (عَذَابٌ)
İbn Fâris, a-z-b kökünün tatlı sudan veya bir şeyi engellemekten geldiğini, cezanın da kişiyi haklardan mahrum etmesi veya suçtan alıkoyması sebebiyle bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, azabın bir kimseyi hak ettiği suçtan dolayı içine düştüğü şiddetli acı ve elem olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, azabın Kur'an'ın ontolojik ve ahlaki sisteminde, ilahi düzene karşı gelenlerin kendi eylemlerinin doğal ve kaçınılmaz kozmik sonucu olduğunu analiz eder.
Muhîn (مُّهِينٌ)
İbn Fâris, h-v-n kökünün hafiflik, kolaylık ve insanın haysiyetini yitirip aşağılanması manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "muhîn" sıfatının cezanın sadece fiziksel acı veren boyutunu değil, aynı zamanda ruhu ezen, onursuzlaştıran ve kişiyi zelil kılan psikolojik yıkım boyutunu ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, münafıkların dünyada sahte yeminler (kalkanlar) arkasına saklanarak toplumsal bir haysiyet ve prestij elde etmeye çalıştıklarını; buna karşılık ahirette onlara verilecek cezanın tam da bu sahte kibri yerle bir eden "aşağılayıcı" bir nitelikte tasarlandığını analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla