ءَاَشْفَقْتُمْ اَنْ تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوٰيكُمْ صَدَقَاتٍۜ فَاِذْ لَمْ تَفْعَلُوا وَتَابَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mücâdele Sûresi, 13. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: yapamama, mücadele suresi, sadaka korkusu, mücadele suresi 13. ayet, namaz, mücadele 13, itaat, zekat, tövbe kabulü, allah, salat, dua, destek, amel, tevbe, resul
-
12. "Ey iman edenler! Peygamberle özel görüşme yapmak istediğiniz zaman, bu görüşmenizden önce bir sadaka verin. Sizin için en iyi ve en nezih davranış budur. Şayet bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir."
13. "Özel görüşme yapmadan önce sadaka verecek olmanızdan dolayı (vermediğiniz takdirde) korkuya mı kapıldınız? Madem bunu yapmadınız ve Allah da sizi bağışladı, o halde namazı özenle kılın, zekâtı verin, Allah'a ve resûlüne itaat edin. Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır."
Hz. Peygamber'le Özel Görüşmenin Anlamı
Ey iman edenler! Peygamberle özel görüşme yapmak istediğiniz zaman, bu görüşmenizden önce bir sadaka verin. Resûlullah'la (a.s.) gizlice konuşmak konusu çeşitli şekillerde yorumlanabilir. Onunla gizli konuşmak konusunda insanlar farklı kategorilere ayrılır. Bunlardan biri, din konusunda aydınlanmak ve gelen emirleri öğrenmek için olabilir. Diğeri münafıkların yaptığı gibi Hz. Peygamber'le özel olarak konuşmakla başkalarına karşı övünmek, Allah'ın resûlü nezdindeki özel konumunu ve üstünlüğünü göstermek isteyebilir. Üçüncü bir grup da, insanlara yalan şeyler işittirmek, duyduklarından daha farklı şeyleri onlara duyurmak isteyebilir. Nitekim Cenâb-ı Hak; "Yalana kulak verirler, sana gelmeyen başka bir kesimi dinler dururlar" buyurmaktadır. Ayette zikredilen şeyi yapan yahudilerdi. Allah'ın resûlü ile gizlice konuşmasına dair kaydettiklerimiz farklı yorumlar çerçevesinde olabilir.
Şimdi, gizli konuşmadan önce fakirlere sadaka verilmesi emri çeşitli şekillerde yorumlanabilir. Birincisi, konuşmadan önce sadaka verilmesi emri, Resûlullah'ın değerini yüceltmek, bu sadaka ile onun özel konumunu ortaya çıkarmak ve böylece kendisiyle gizli konuşmaya lâyık hale gelmektir. Bu, tıpkı temizliğin, Cenâb-ı Hakka münacata vesile kılınması gibidir. İkincisi, insanların Allah'ın resûlü ile özel olarak konuşmaya lâyık görülmesi sebebiyle, buna teşekkür anlamında sadaka vermeleri emredilmiştir. Üçüncüsü, konuşmadan önce sadaka vermekle emredilmelerinin, onları imtihan etmek ve gerçek durumlarını ortaya koymak amacıyla olması da mümkündür. Tıpkı cihat emrinin, insanların dindeki nifakını ve şüphelerini ortaya koymaya sebep kılınması gibi. İşte bu da öyledir. En doğrusunu Allah bilir. Gizlice konuşmak isteyen insanlara önceden sadaka vermelerinin emredilmesinin, gerçekten Resûlullah'a (s.a.) ihtiyacı olanların, özel konuşmalarla onun meşgul edilmesini engellemek anlamına gelmesi mümkündür. Cenâb- Hak mâlî destekte bulunma yoluyla kalplerinin hoşnut edilmesi için onlara, sadaka verilmesini emretmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
Sizin için en iyi ve en nezih davranış budur. Yani sadaka vermeniz kalplerinizi, vermemenizden daha çok temizler. Şayet bir şey bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir, Bu ilâhî beyanın sadaka verme emrinin fakirler için değil zenginler için olması da muhtemeldir. Çünkü âyette, sadaka verecek bir şey bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir buyurulmaktadır.
Özel görüşme yapmadan önce sadaka verecek olmanızdan dolayı korkuya mı kapıldınız? Müfessirlerin geneli buna, "ey zenginler, gizli konuşmanızdan önce sadaka vermekte cimrilik mi ediyorsunuz?" anlamını vermişlerdir. Madem bunu yapmadınız ve Allah da sizi bağışladı, yani sadaka vermediğiniz halde Allah sizi bağışladı. O halde namazı özenle kılın, zekâtı verin. Yani o sadakayı vermiyorsanız bari mallarınızın zekâtını verin. Müfessirler derler ki bu âyetteki namaz kılma ve zekât verme emri, gizli konuşmadan önce sadaka verilmesi emrini neshetmiştir. Allah'a ve resûlüne itaat edin. Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır. Bu son cümle, bir uyarı ifadesidir.
Peygamber'le özel görüşme yapacağınız zaman. Bu ilâhî beyan, haber-i vâhidin kabulüne işaret etmektedir. Çünkü insan, Hz. Peygamber'le (s.a.) gizlice ve tek başına konuşmaktadır, başka kimsenin bundan haberi yoktur. Bu konuşma, hem dinle hem de dünya hayatıyla ilgili olabilir. Şayet kişi, Resûlullah'tan (s.a.) işittiklerini başkalarına söylediğinde bu kabul edilmeyecekse, gizli konuşmanın anlamı kalmaz. O, tek başına ve özel olarak konuşmuş da sayılmaz. İşte bu hal, onun başkalarına vermiş olduğu haberin kabul edilmesi gerektiğini gösterir. Bu âyet, aynı zamanda yapılan her gizli konuşmanın, şeytanın eseri olmadığını da gösterir. Çünkü Hz. Peygamber sözü edilen kişilerle gizli konuşmuştur. "Gizli konuşmalar ancak şeytandandır" meâlindeki âyet daha önce sözü edilen olaya bağlıdır. Ayette "yed" (يد) kelimesinin belirtilmesinden, onun mutlaka belli organ anlamına geldiği anlaşılmamalıdır. Özel görüşmeden önce meâlindeki âyette yed kelimesi kullanılmıştır, ancak "necva" (نجوى) yani topluluğun ne eli ve ne de arası vardır. "Asılsız şey ona önünden (بين يديه) yaklaşamaz" cümlesindeki yed kelimesi de böyledir. Bu kelime ile burada bilinen organın kastedilmediğini herkes bilir. "Aksine O'nun eli de açıktır" meâlindeki ilâhî buyruğunda ve Resûlullah'ın "Verilen sadaka Rahman'ın eline düşer" hadisinde geçen el kelimesinin Allah'a izafe edilmesinden, eğer insanların Allah hakkındaki inançları bozuk değil ve O'nu mahlükata benzetme niyetleri de yoksa, bundan nasıl bilinen organ, yani el anlaşılır?
Katâde şöyle dedi: İnsanlar, Resûlullah (s.a.) ile özel olarak çok konuşmaya başlamışlardı. Cenâb- Hak, peygamberle özel görüşme yapmak istediğiniz zaman bu görüşmenizden önce bir sadaka verin buyruğuyla onlara bunu yasakladı. Hz. Ali'nin (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bu âyetin emriyle ilk amel eden kişi benim; şu kadar sadaka vermiştim, daha sonra ruhsat emri nâzil oldu.
Yorumu Yorumla
-
Eşfektüm (أَشْفَقْتُمْ)
İbn Fâris, ş-f-k kökünün temel olarak bir şeydeki incelik, zayıflık ve bir şeyi koruma arzusuyla karışık duyulan endişe anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "işfâk" kavramının sevgiyle karışık bir korku olduğunu, kişinin sevdiği bir şeyi kaybetme veya ona zarar gelme endişesiyle titizlenmesini ifade ettiğini açıklar; burada müminlerin sadaka yükümlülüğü karşısında duydukları çekince ve telaş bu kelimeyle tasvir edilmiştir. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin müminlerin ilahi emirler karşısındaki psikolojik hassasiyetini ve sorumluluk duygusunun yarattığı içsel gerilimi yansıttığını analiz eder.
Tukaddimû (تُقَدِّمُوا)
İbn Fâris, k-d-m kökünün bir şeyin önü, başlangıcı ve öne geçme eylemi anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "takdim"in bir şeyi amaçlanan bir işten önce gerçekleştirmek veya hazırlamak olduğunu ifade ederek, Peygamber ile yapılacak özel görüşmeden önce sadaka verilmesi şartına işaret edildiğini belirtir.
Yedey (يَدَيْ)
İbn Fâris, y-d-y kökünün aslen organ olan el anlamına geldiğini, ancak güç, nimet ve bir şeyin huzuru anlamlarında da kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "beyne yedey" kalıbının bir işe başlamadan hemen önceki zamanı veya bir şahsın bizzat huzurunda olmayı ifade eden bir mecaz olduğunu açıklar.
Necvâküm (نَجْوَاكُمْ)
İbn Fâris, n-c-v kökünün gizlilik, kurtuluş ve yükseklik anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin burada isim olarak kullanıldığını ve Peygamber ile yapılacak olan mahrem, özel görüşmeyi nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Medine sosyal hayatındaki özel kulisleri ve dertleşmeleri temsil eden semantik bir ağırlığı olduğunu analiz eder.
Sadakât (صَدَقَاتٍ)
İbn Fâris, s-d-k kökünün doğruluk, dürüstlük ve bir şeyin sağlamlığı anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kişinin Allah’a olan sadakatini ispat etmek için malından feragat etmesine bu ismin verildiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve İbranice kökenli "sedaqa" kavramıyla olan tarihsel ilişkisine dikkat çekerek, İslam ile birlikte kurumsal bir ibadet kimliği kazandığını analiz eder.
Tef'alû (تَفْعَلُوا)
İbn Fâris, f-a-l kökünün her türlü iş ve hareket anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fiil"in "amel"e göre daha genel bir kullanım olduğunu, bazen düşünmeksizin yapılan işleri de kapsadığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, sadaka verme eyleminin gerçekleştirilmemesi durumunu karşılamaktadır.
Tâbe (تَابَ)
İbn Fâris, t-v-b kökünün geri dönmek ve rücu etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tevbe"nin günahtan vazgeçip Allah'a yönelmek olduğunu, Allah için kullanıldığında ise kuluna merhametle yönelmesi ve onun kusurlarını affetmesi anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramın mümin ile Allah arasındaki kopan veya zedelenen ilişkinin yeniden tesisi olduğunu analiz eder.
Ekîmû (أَقِيمُوا)
İbn Fâris, k-v-m kökünün ayakta durmak, bir şeyi düzeltmek ve süreklilik kazandırmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ikâme"nin bir şeyi tüm rükunlarıyla, eksiksiz ve dosdoğru bir şekilde yerine getirmek olduğunu, özellikle namaz için kullanıldığında onun ruhuna uygun ifasını temsil ettiğini ifade eder.
Salât (الصَّلَاةَ)
İbn Fâris, s-l-v kökünün bir şeyi yakmak veya dua etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin aslen dua ve tazim olduğunu, şer'î anlamda ise belirli rükunları olan ibadeti ifade ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice "slota" ve Aramice kökenli olduğunu, İslam öncesi dönemde de dini bir terim olarak bilindiğini analiz eder.
Âtû (آتُوا)
İbn Fâris, e-t-y kökünün bir yere gelmek veya bir şeyi ulaştırmak manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin "vermek" (i'ta) anlamında kullanıldığında, bir şeyi gönül hoşluğuyla ve tam bir teslimiyetle ulaştırmayı ifade ettiğini açıklar.
Zekât (الزَّكَاةَ)
İbn Fâris, z-k-y kökünün temizlik, artış ve bereket anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zekatın hem malı temizlediğini hem de verenin ruhunu arındırıp manevi bir büyüme sağladığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice "zakutha" (saflık, masumiyet) kavramıyla dilsel bir bağı olduğunu analiz eder.
Atîû (أَطِيعُوا)
İbn Fâris, t-v-a kökünün boyun eğmek, bir şeyi kolaylıkla ve isteyerek yapmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "itaat"in zorlama olmadan, bir irade uyumuyla verilen emre uymak olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Kur'an'ın otorite sisteminde müminlerin ilahi iradeye olan mutlak ve aktif boyun eğisini temsil ettiğini analiz eder.
Resûl (رَسُولَهُ)
İbn Fâris, r-s-l kökünün bir şeyi bir yere göndermek ve elçilik etmek manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, resulün Allah'ın mesajını ulaştıran ve bu mesajın yaşanabilir modelini sunan makam olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin bölgesel dillerdeki karşılıklarına değinerek, Kur'an'ın bu terimi mutlak bir ilahi yetkiyle donattığını belirtir.
Habîr (خَبِيرٌ)
İbn Fâris, h-b-r kökünün bir şeyin içyüzünü, gizli detaylarını ve hakikatini bilmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Habîr" sıfatının Allah için kullanıldığında, kulların gizli niyetlerini ve amellerinin tüm inceliklerini kuşatan bir bilgiyi ifade ettiğini açıklar.
Ta'melûn (تَعْمَلُونَ)
İbn Fâris, a-m-l kökünün bilinçli bir niyetle ve farkındalıkla ortaya konan iş ve eylem anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "amel"in kişinin sadece dış dünyadaki hareketi değil, bu hareketin ardındaki ahlaki tercihlerini de kapsadığını, bu yüzden ilahi hesaba konu olduğunu analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla