يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا تَنَاجَيْتُمْ فَلَا تَتَنَاجَوْا بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِ وَتَنَاجَوْا بِالْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّـذ۪ٓي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mücâdele Sûresi, 9. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: mücadele 9, mücadele suresi 9. ayet, toplanma, mümin fısıldaşması, iyilik, takva, korku, mücadele suresi, allah, resul
-
"Ey iman edenler! Aranızda gizli konuştuğunuz zaman, günah işleme, haksızlık etme ve peygambere karşı gelme hususunda fısıldaşmayın; iyilik ve takvå hakkında konuşun ve huzurunda toplanacağınız Allaha saygısızlık etmekten sakının."
Ey iman edenler! Aranızda gizli konuştuğunuz zaman günah işleme, haksızlık etme ve Peygamber'e karşı gelme hususunda fısıldaşmayın; iyilik ve takvâ hakkında konuşun. Müfessirler bu âyetin münafıkları kastettiğini söylemiştir. Bize göre ise müminlerin, onlar gibi gizlice fısıldaşmalarını yasaklamaya hamledilmesi de mümkündür. Yani ey iman edenler, onlar sizin hakkınızda düşmanlık ve günah işlemek için gizlice konuştukları gibi, siz de onlar hakkında aynı şekilde gizlice konuşmayın. Onların sizin hakkınızda yaptıklarını siz yapmayın, fakat siz onlar hakkında iyilik ve takvâyı konuşabilirsiniz. Bu tıpkı "Mescid-i Haram'a girmenizi engellediler diye bir topluma karşı duyduğunuz kin, sakın aşırı gitmenize sebep olmasın!" meâlindeki âyete benzemektedir. Cenâb-ı Hak, onlar müminleri Mescid-i Haram'dan geri çevirdikleri için, müminlerin onlara saldırmalarını yasaklamakta, bilakis; "İyilik ve takvå hususunda yardımlaşın!" buyurarak onlara iyilik ve takvå üzerine yardımlaşmayı emretmektedir. İşte üzerinde konuştuğumuz âyet de bunun gibidir. En doğrusunu Allah bilir. Bu âyetin, müminlere bu tür davranışları yasaklamak için doğrudan doğruya müminler hakkında gelmiş olması da muhtemeldir. Bu durumda âyet, "eğer gizli konuşacaksanız, sizi günaha, düşmanlığa, haddi aşmaya ve Hz. Peygamber'in (s.a.) emir ve yasaklarına karşı gelmeye sevk edecek şeyleri konuşmayın" demektir; İyilik ve takvå hakkında konuşun! Sonra buradaki "el-birru" (البر) lafı muhtemeldir ki her türlü hayrı içine almaktadır. Takvå ise, daha önce bahsedildiği üzere, insanların kendilerini cehennemden koruyan her şeydir.
Huzurunda toplanacağınız Allah'a saygısızlık etmekten sakının. Bu ilâhî beyanın, müminlere ve haşrin varlığını kabul eden kafirlere hitap etmiş olması mümkündür; çünkü Ehl-i Kitap ile bazı müşrikler öldükten sonra dirilmeyi kabul ediyorlardı. Dehrîler ile müşriklerin bir kısmı ise bunu inkár ediyordu.
Yorumu Yorumla
-
Âmenû (آمَنُوا) İbn Fâris, e-m-n kökünün temelinde güven, korkunun zıddı ve emin olma hali bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, imanın salt bir zihni tasdikten öte, kalbin bir gerçeğe mutmain olması ve o güvene teslim olması anlamına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu kavramı İslam öncesi "bir kabile liderine güvenme" anlamından koparıp, ontolojik bir güvenle Allah'a bağlanma ve O'nun yasalarına sadakat gösterme şeklinde yeniden inşa ettiğini analiz eder.
Tenâceytüm / Tetenâcev (تَنَاجَيْتُمْ / تَتَنَاجَوْا) İbn Fâris, n-c-v kökünün bir şeyin yüksekte kalması, kurtulması veya gizli bir yer/hal olması manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fısıldaşmaya "necvâ" denmesinin sebebinin, konuşulanların başkalarından gizlenerek mahrem bir alanda tutulması olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman, kelimedeki karşılıklılık (müfâale) vezninin, inananların kendi aralarındaki iletişimin niteliği üzerine bir sorgulama başlattığını, gizli görüşmelerin bir "iş birliği" boyutu taşıdığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ayetteki vurgunun, gizli konuşmaların yasaklanmasından ziyade, bu konuşmaların ahlaki içeriğinin ve amacının (günah mı yoksa hayır mı) denetlenmesi olduğunu vurgular.
İsm (الْإِثْمِ) İbn Fâris, e-s-m kökünün bir şeyin gecikmesi, hayırdan geri kalması ve yavaşlaması temel anlamını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ism" kelimesinin insanı sevap kazanmaktan ve manevi yükselişten alıkoyan bilinçli günahlar için kullanıldığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik dünyasında bu kavramın, toplumsal uyumu bozan ve ilahi sınırlara bilinçli bir başkaldırı içeren eylemleri nitelediğini belirtir.
Udvân (الْعُدْوَانِ) İbn Fâris, a-d-v kökünün sınırı aşmak, haddi tecavüz etmek ve haksızlık yapmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, udvânın özellikle başkalarının haklarına kasten saldırmak ve hukuki sınırları çiğnemek olduğunu açıklar. Angelika Neuwirth, bu kelimenin "ism" ile beraber kullanılmasının, gizli görüşmelerin hem kişisel ahlaka (günah) hem de toplumsal barışa (saldırganlık) yönelik olumsuz etkilerine işaret ettiğini analiz eder.
Ma'siyet (مَعْصِيَتِ) İbn Fâris, a-s-y kökünün sertleşmek, boyun eğmemek ve itaatten çıkmak manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ma'siyet"in bir otoriteye (burada Resûl) karşı bile isteye direniş göstermek olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın sadece bir emir ihlali değil, aynı zamanda ilahi otoriteyle kurulan ahdin bozulması anlamına geldiğini vurgular.
Resûl (الرَّسُولِ) İbn Fâris, r-s-l kökünün bir mesajı iletmek üzere gönderilmek manasına geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanicedeki "r'shūlā" formuyla dilsel bir köken birliği taşıdığını, ancak Kur'an'da bu terimin mutlak bir ilahi elçilik ve yasama yetkisiyle donatıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, buradaki vurgunun, gizli görüşmelerin Peygamber'in temsil ettiği hukuk düzenine karşı bir muhalefet aracına dönüştürülmemesi gerekliliği olduğunu belirtir.
Birr (بِالْبِرِّ) İbn Fâris, b-r-r kökünün genişlik, ferahlık ve toprak parçası (kara) manasından türediğini; iyiliğin de insanın içini ferahlatıp genişletmesi sebebiyle bu adı aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "birr"in sadece yüzeysel bir iyilik değil, doğruluğu ve dürüstlüğü kapsayan kapsamlı bir erdem olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Kur'an'ın merkezi ahlak terimlerinden biri olduğunu, gizli görüşmelerin (necvâ) ancak bu toplumsal ve dini "hayır" ekseninde meşruiyet kazanabileceğini analiz eder.
Takvâ / İttekû (التَّقْوَىٰ / اتَّقُوا) İbn Fâris, v-k-y kökünün bir şeyi korumak, sakınmak ve araya bir engel (kalkan) koymak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, takvanın nefsi, Allah'ın hoşnutsuzluğuna neden olacak her türlü eylemden koruma çabası olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin İslam öncesi dönemdeki "fiziksel korunma" anlamından, Allah karşısında duyulan derin sorumluluk bilincine ve ahlaki bir titizliğe dönüştüğünü analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "ittekû" emrinin, tüm eylemlerin (özellikle gizli konuşmaların) ilahi bir murakabe altında olduğu gerçeğiyle sınırlandırılmasını ifade ettiğini belirtir.
Allah (اللَّهَ) İbn Fâris, e-l-h kökünün mutlak mabud, kulluk edilen ve hayretle yönelinen varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin her şeyin kaynağı ve otoritenin yegane sahibi olan zatı nitelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, ismin İslam öncesi Arap teolojisindeki arka planına değinerek, Kur'an'ın bu ismi mutlak bir vahdet içerisinde yeniden konumlandırdığını belirtir.
Tuhşerûne (تُحْشَرُونَ) İbn Fâris, h-ş-r kökünün bir şeyi toplamak, bir araya getirmek ve her yönden sevk etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "haşr" eyleminin zorunlu bir toplanma olduğunu, özellikle hesap gününde insanların hiçbir kaçış imkanı bulmaksızın huzurda toplanmalarını ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Kur'an'ın eskatolojik sahnesinde gizli-açık her eylemin hesabının sorulacağı o büyük "yüzleşme" anını sembolize ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin edilgen yapısının (tuhşerûn), bu toplanmanın insan iradesinin ötesinde, mutlak ilahi bir zorunlulukla gerçekleşeceğine işaret ettiğini vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla