اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ مَا يَكُونُ مِنْ نَجْوٰى ثَلٰثَةٍ اِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ اِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَٓا اَدْنٰى مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْثَرَ اِلَّا هُوَ مَعَهُمْ اَيْنَ مَا كَانُواۚ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mücâdele Sûresi, 7. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: gökler, mücadele suresi, mücadele suresi 7. ayet, mücadele 7, beş kişi, dördüncü, beraberlik, ilahi bilgi, üç kişi, yer, altıncı, allah, kıyamet, sema, arz, ilim, bilgi
-
Elem tera enna(A)llâhe ya’lemu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(s) mâ yekûnu min necvâ śelâśetin illâ huve râbi’uhum velâ ḣamsetin illâ huve sâdisuhum velâ ednâ min żâlike velâ ekśera illâ huve me’ahum eyne mâ kânû(s) śümme yunebbi-uhum bimâ ‘amilû yevme-lkiyâme(ti)(c) inna(A)llâhe bikulli şey-in ‘alîm(un)
-
"Farkında değil misin? Allah göklerde olanı da yerde olanı da bilmektedir! Gizli gizli konuşan üç kişi yoktur ki dördüncüleri O olmasın; beş kişi yoktur ki altıncıları O olmasın. Bundan az veya çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar mutlaka Allah onların yanındadır; nihayet kıyamet günü onlara yapıp ettiklerini bildirecektir. Çünkü Allah her şeyi bilmektedir."
Farkında değil misin? Allah göklerde olanı da yerde olanı da bilmektedir! Gizli gizli konuşan üç kişi yoktur ki dördüncüleri O olmasın. Bu hitap, Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme yapılmış ise onun peygamberliğini kanıtlar, çünkü Allah, onların Resûlullah'a (s.a.) ve ashâbına yönelik olarak gizlice hazırladıkları tuzakları, hileleri ve gizli konuşmalarını peygamberine haber vermektedir. Cenâb-ı Hak bütün bunları resûlüne bildirmiştir ki resûlü bunları Allah sayesinde bildiğini anlasın. İkinci husus da söz konusu âyet resûlüne yönelik bir yardım ve zafer müjdesi konumundadır. Tıpkı Cenâb-ı Hakkın Hz. Mûsâ ile Hârûna (a.s.) hitap ettiği gibi; "Allah buyurdu: Korkmayın, bilin ki ben sizinle beraberim; işitirim, görürüm". Yani Firavun'un size söylediklerini ve verdiği cevapları işitirim. Size yönelik herhangi bir kasıtta bulunduğunu görürüm ve size yönelik bir tuzak kurduğu zaman sizden onu def ederim. O'nun Resûlullah'a yönelik şu beyanı da bu esasa bağlıdır: Farkında değil misin? Allah göklerde olanı da yerde olanı da bilmektedir! Gizli gizli konuşan üç kişi yoktur ki dördüncüleri O olmasın. Onların sana karşı niyetlerinin ne olduğunu ve senin hakkında neleri gizlediklerini Cenâb-ı Hak sana haber verecek, yardım edecek ve seni onların tuzaklarından koruyacaktır. Âyetteki hitabın özel olarak Resûlullah'a (s.a.) değil, her bir kimseye yönelik olması da mümkündür. Bu durumda sanki Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: Göklerde ve yerde yaşayanlar henüz yaratılmadan önce oralarda var olan ilginçliklere bakmaz mısın? Göklerdeki, yerdeki ve oralarda yaşayanlardaki ilgi çekici olayları görüyor ve bunları biliyorsan, Allah'ın, onların gizli konuşmalarını bileceğini de bil! Bu ifadeden, hile ve tuzak için yapılan gizli konuşmaların yasak olduğu konusunda bir uyarı anlamı çıkar.
Gizli gizli konuşan üç kişi yoktur ki dördüncüleri O olmasın; beş kişi yoktur ki altıncıları O olmasın. Bu ilâhî beyanı anlamak için sözün ön kısmına bakmak ve onların yanındadır meâlindeki ifadeye buna göre anlam vermek gerekir; tıpkı "Şüphesiz Allah, takvâ ile hareket edip iyiliği seçenlerin yanındadır", "Kuşkusuz Allah iyilik yapanların yanındadır" meâlindeki âyetlere benzemektedir. Bu tür âyetler, "Cenâb- Hak muvaffak kılmak, yardım etmek ve zafere ulaştırmak için onlarla beraberdir" anlamına gelir. Açıklamaya çalıştığımız âyetteki onların yanındadır anlamındaki ifade ise, "tuzak kurmayı planlarken, aralarında gizlice konuşurken Allah onlarla beraberdir" demektir. Yani Allah onlarla hazır bulunmakta ve konuşmalarını izlemektedir; sizi onların hile ve tuzaklarından koruyacak ve size yardım edecektir. En doğrusunu Allah bilir.
Nihayet kıyamet günü onlara yapıp ettiklerini bildirecektir. Çünkü Allah her şeyi bilmektedir. Yani onların kurdukları tuzakları ve yaptıkları gizli konuşmaları kıyâmet günü kendilerine haber verecektir.
Yorumu Yorumla
-
Tera (تَرَى)
İbn Fâris, r-e-y kökünün bir şeyi gözle algılamak veya kalp ile idrak etmek manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, görme eyleminin hem fiziksel (basar) hem de akli/kalbi (basiret) boyutuna dikkat çekerek, ayetteki kullanımın muhatabı Allah’ın her şeyi kuşatan bilgisine dair kesin bir yakine ve farkındalığa davet ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiilin "bilmez misin?" anlamını da içerdiğini, görme eyleminin bilgi ve tanıklıkla birleşerek sarsılmaz bir hakikate işaret ettiğini vurgular.
Allah (اللَّهَ)
İbn Fâris, e-l-h kökünün kulluk, ibadet ve sığınılacak yegane merci olma anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin her türlü noksanlıktan uzak olan ve varlığı kendinden olan mutlak varlığı nitelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökeninde Süryanicedeki "Alaha" formuyla tarihsel bir bağ bulunduğunu, ancak Kur'an'ın bu ismi mutlak tevhid ekseninde tüm pagan unsurlardan arındırarak yeniden inşa ettiğini analiz eder.
Ya'lemü (يَعْلَمُ)
İbn Fâris, a-l-m kökünün bir şeyi diğerlerinden ayıran belirgin bir işaret veya iz anlamına geldiğini, ilmin de bilinene ayırt edici bir vasıf kazandırdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilmin bir şeyin hakikatini olduğu gibi idrak etmek olduğunu, Allah için kullanıldığında ise bu bilginin zaman ve mekanla sınırlanmayan, her şeyi kuşatan bir mahiyete sahip olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın ontolojik yapısında "gayb" ve "şehadet" alemlerini birleştiren ilahi bir nüfuz gücünü temsil ettiğini analiz eder.
Semâvât (السَّمَاوَاتِ)
İbn Fâris, s-m-v kökünün yükseklik, yücelik ve üstte olma temel anlamını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, yerin (arz) karşılığı olarak gökyüzünün her tabakasının bu kökten türediğini, fiziksel yüksekliğin yanı sıra kudret ve hakimiyet bakımından da bir yüceliği simgelediğini ifade eder. Angelika Neuwirth, Kur'an'ın kozmolojik dilinde semanın, ilahi hükümranlığın ve kozmik düzenin kusursuz işlediği mekan olarak tasvir edildiğini vurgular.
Ard (الْأَرْضِ)
İbn Fâris, e-r-d kökünün aşağıda olan, ayaklar altına serilen ve üzerinde yerleşilen nesneyi ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin semanın zıddı olarak kullanıldığını, insanın yaşam alanı olan ve her türlü fiziki değişimin merkezini teşkil eden yeryüzünü karşıladığını açıklar.
Necvâ (نَجْوَى)
İbn Fâris, n-c-v kökünün bir şeyin yüksekte kalması, kurtulması veya gizli bir yer/durum olması manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fısıldaşmaya "necvâ" denmesinin sebebinin, konuşulanların başkalarından gizlenerek (kurtarılarak) mahrem bir alanda tutulması olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Medine dönemindeki sosyal-politik atmosferde "gizli toplantılar" veya "kulis faaliyetleri" gibi ahlaki ve hukuki sorumluluktan kaçma çabalarını nitelediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki kullanımının, insanların kendi aralarında kurdukları mahrem diyalogların Allah'ın bilgisinden kaçamayacağına dair sert bir uyarı içerdiğini belirtir.
Selâse (ثَلَاثَةٍ)
İbn Fâris, s-l-s kökünün sayısal bir miktar olan üçü ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu sayının ayetteki gizli fısıldaşmalardaki kişi sayısını örneklemek için kullanıldığını ve sembolik olarak en küçük topluluk birimlerinden birine işaret ettiğini açıklar.
Râbi' (رَابِعُهُمْ)
İbn Fâris, r-b-a kökünün dört sayısını ve dördüncü olanı nitelediğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bu bağlamda üç kişilik bir gruba Allah'ın "dördüncü" olarak dahil olmasını, yani O'nun tanıklığının kaçınılmazlığını ifade ettiğini belirtir. Aisha Abdurrahman, buradaki sayısal dizilimin Allah'ın fiziksel bir varlık olarak gruba eklenmesi değil, mutlak bir "bilgi ve tanıklık" kuşatıcılığı olarak anlaşılması gerektiğini vurgular.
Hamse (خَمْسَةٍ)
İbn Fâris, h-m-s kökünün beş sayısını ifade eden temel yapı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu rakamın insan topluluklarındaki farklı gruplaşma biçimlerine örnek teşkil ettiğini ifade eder.
Sâdis (سَادِسُهُمْ)
İbn Fâris, s-d-s kökünün altı ve altıncı anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin Allah'ın her sayısal çokluktaki "mutlak tanık" rolünü pekiştirmek amacıyla zikredildiğini analiz eder.
Ednâ (أَدْنَى)
İbn Fâris, d-n-v kökünün yakınlık, alçaklık ve azlık anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ednâ" kelimesinin hem mesafe olarak yakınlığı hem de miktar olarak "daha az" olanı ifade ettiğini, ayetteki bağlamın ise kişi sayısının örnek verilenlerden daha az (iki kişi) olması durumunu karşıladığını açıklar.
Ekser (أَكْثَرَ)
İbn Fâris, k-s-r kökünün bir şeyin çok olması, fazlalaşması ve bolluğu manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin miktar olarak verilen örneklerden daha fazla olan sayıları kapsadığını, ilahi tanıklığın sayısal sınırlardan bağımsız olduğunu vurguladığını ifade eder.
Yünebbiü (يُنَبِّئُهُمْ)
İbn Fâris, n-b-e kökünün sıradan bir haber değil, doğruluğu kesin ve büyük önemi olan bir mesajı iletmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tenbiye" fiilinin, birine unuttuğu veya önemsemediği bir gerçeği sarsıcı ve net bir şekilde bildirmek anlamına geldiğini, insanların dünyadaki tüm gizli eylemlerinin ahirette bu şekilde kendilerine açıklanacağını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu bildirme eyleminin bir yargılama ve yüzleşme süreci olduğunu analiz eder.
Amilû (عَمِلُوا)
İbn Fâris, a-m-l kökünün bilinçli bir niyetle ve iradeyle ortaya konan iş ve eylem olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "amel"in kişinin karakterini ve ahlaki duruşunu yansıtan seçilmiş fiiller olduğunu, bu nedenle sorumluluğun temelini oluşturduğunu açıklar.
Yevm (يَوْمَ)
İbn Fâris, y-v-m kökünün güneşin doğuşundan batışına kadar olan süreyi veya mutlak bir zaman dilimini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Kur'an bağlamında bu kelimenin genellikle "Hesap Günü" gibi kozmik ve ilahi bir vakti nitelemek için kullanıldığını ifade eder.
Kıyâmet (الْقِيَامَةِ)
İbn Fâris, k-v-m kökünün ayakta durmak, bir şeyi düzeltmek ve süreklilik sağlamak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kıyametin insanların kabirlerinden kalkarak Allah'ın huzurunda divan durmalarını ve adaletin tam olarak kaim olmasını ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın eskatolojik dünya görüşünde son ve en büyük uyanış evresini temsil eden semantik bir zirve olduğunu analiz eder.
Küll (كُلِّ)
İbn Fâris, k-l-l kökünün bir şeyi kuşatmak, bütün parçaları bir araya getirmek ve tamamlamak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "küll" kelimesinin istisnasız bir genellik ifade ettiğini ve ilahi ilmin kapsama alanında hiçbir boşluk bırakmadığını vurgular.
Şey' (شَيْءٍ)
İbn Fâris, ş-y-e kökünün irade etmek ve dilemek manasından türediğini, varlık sahasına çıkan her türlü nesne ve olayı nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin var olan veya bilinebilen en geniş kategoriyi temsil ettiğini ifade eder.
Alîm (عَلِيمٌ)
İbn Fâris, a-l-m kökünün bir şeyi tam bir netlikle bilmek ve onu diğerlerinden ayırt etmek manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu sıfatın mübalağa kalıbında olduğunu ve Allah’ın bilgisinin her şeyi en ince detayına kadar ve ebedi olarak kuşattığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, "Alîm" isminin ayetin sonunda yer almasının, yukarıda anlatılan tüm gizli konuşmaların ve eylemlerin ilahi bir kayıt ve bilgi sistemi içinde olduğunu mühürleyen bir kapanış olduğunu analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla