Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mücâdele Sûresi, 6. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mücâdele Sûresi, 6. Ayet

    يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَم۪يعاً فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ اَحْصٰيهُ اللّٰهُ وَنَسُوهُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yevme yeb’aśuhumu(A)llâhu cemî’an feyunebbi-uhum bimâ ‘amilû(c) ahsâhu(A)llâhu ve nesûh(u)(c) va(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in şehîd(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yapıp ettiklerini kendilerine haber verecektir. Allah bunları bir bir saymış, onlar ise unutmuşlardır. Allah her şeye tanıktır."

      O gün Allah onların hepsini diriltecek. Yani öncekileri, sonrakileri, karşı çıkanları, muvafakat edenleri. Yapıp ettiklerini kendilerine haber verecektir. Allah bunları bir bir saymış, onlar ise unutmuşlardır. Yani Allah onların hepsini diriltecek ve hayır-şer türünden bütün yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Aradan uzun zaman geçse de veya miktarı çok fazla olsa da, hatta bizzat kendileri unutmuş olsalar bile Allah onların bütün yaptıklarını tek tek sayar. Bu cümleden tehdit anlamı çıkar. Bu âyet ayrıca risâleti de kanıtlamaktadır; çünkü Hz. Peygamber, Cenâb-ı Hakkın inkârcıların unuttukları bütün yaptıklarını haber vermiş, onlar ise yaptıkları hiçbir şeyi unutmadıklarını söyleyerek Resûlullahı reddetmeyi düşünememişlerdir. Ayet, Hz. Peygamber'in, Allah'ın bildirmesi sayesinde bu durumu bildiğini göstermektedir. Allah her şeye tanıktır. Yani sayılan, saklanan vb. her şeye tanıktır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ye'basuhümü (يَبْعَثُهُمُ)

        İbn Fâris, b-a-s kökünün bir şeyi harekete geçirmek, bir yerden başka bir yere göndermek veya uykudan/atâletten uyandırmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramın ayetteki bağlamında "ba'sü'l-mevtâ" yani ölülerin diriltilerek mahşer alanına sevk edilmesi olduğunu, bunun salt bir canlanma değil, bir amaca yönelik (hesap verme) büyük bir sevkiyatı ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Kur'an'ın eskatolojik (ahiret bilimi) yapısında merkezi bir role sahip olduğunu, insanın dünya hayatındaki durağanlığının ilahi bir iradeyle sonlandırılıp mutlak hakikatle yüzleşme sürecinin başlatılmasını simgelediğini analiz eder.

        Allah (اللَّهُ)

        İbn Fâris, e-l-h kökünün kulluk, ibadet ve hayretle yönelinen yüce varlık anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin her şeyin kendisine muhtaç olduğu mutlak mabudu nitelediğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin tarihsel kökeninde Süryanice "Alaha" ve Aramice "Elah" formlarıyla olan dilsel akrabalığa dikkat çekerek, bu ismin İslam öncesi Arap teolojisinde de en yüce tanrıyı ifade eden bir özel isim olarak yerleşik olduğunu aktarır.

        Cemi'an (جَمِيعًا)

        İbn Fâris, c-m-a kökünün bir şeyi parçalı halden kurtarıp bir araya getirmek, toplamak ve dağılmış olanı birleştirmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin sadece bir kalabalığı değil, hiçbir istisna kalmaksızın tüm fertlerin ve tüm zamanların insanlığının bir bütün halinde toplanmasını (haşr) ifade ettiğini vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, buradaki vurgunun ilahi adaletin kapsamlılığına işaret ettiğini, kimsenin bu büyük buluşmadan muaf tutulamayacağını ifade eder.

        Yünebbiühümü (يُنَبِّئُهُمْ)

        İbn Fâris, n-b-e kökünün sıradan bir haber değil, doğruluğu kesin olan ve büyük önem taşıyan (nebe) haberlerin aktarılması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tenbiye" fiilinin birine unuttuğu veya önemini kavrayamadığı bir gerçeği sarsıcı bir netlikle bildirmek olduğunu, insanların dünyada yapıp ettiklerinin gerçek mahiyetinin onlara bu şekilde açıklanacağını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin mahşerdeki "yüzleşme" anını temsil ettiğini; insanın kendi eylemlerinin ahlaki ve hukuki karşılığını bizzat Yaratan'dan dinlemesini simgelediğini analiz eder.

        Amilû (عَمِلُوا)

        İbn Fâris, a-m-l kökünün bilinçli bir niyetle, bir amaç doğrultusunda gerçekleştirilen eylem ve iş anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "amel"in rastgele yapılan bir fiilden farklı olarak kalbin ve iradenin onayından geçmiş işleri nitelediğini, dolayısıyla hesap gününde insanın sadece dış dünyadaki hareketlerinden değil, bu hareketlerin ardındaki niyetlerinden de sorumlu tutulacağını ifade eder.

        Ahsâhü (أَحْصَاهُ)

        İbn Fâris, h-s-y kökünün aslen "küçük taş" (hasâ) anlamına geldiğini, eski Arapların sayma işlemini bu taşlarla yapmasından dolayı kelimenin "tek tek saymak, kaydetmek ve bir şeyi tam olarak kavramak" manasına evrildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ihsâ" kavramının bir şeyi sadece saymak değil, onun bütün nicelik ve niteliklerini eksiksiz bir şekilde kayıt altına alıp muhafaza etmek olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Allah'ın mutlak bilgisini ve kusursuz kayıt sistemini (kitab) niteleyen semantik bir güç taşıdığını, insanın en küçük ayrıntısını bile unuttuğu eylemlerin ilahi bir "sayım ve döküm" süzgecinden geçtiğini analiz eder.

        Nesûhü (نَسُوهُ)

        İbn Fâris, n-s-y kökünün bir şeyi zihinden çıkarmak, unutmak veya kasten bir şeyi terk edip ihmal etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, burada iki yönlü bir anlamın bulunduğunu; insanın hem zihinsel bir zafiyetle eylemlerini unutmasını hem de dünyevi hırslar içinde ahiret sorumluluğunu bilinçli bir şekilde ihmal edip "terk etmesini" ifade ettiğini açıklar. Aisha Abdurrahman, kelimenin "ihsâ" (eksiksiz kaydetme) eylemiyle zıtlık içinde kullanılmasının, insanın sınırlı hafızası ile Allah'ın sınırsız ilmi arasındaki ontolojik farkı ortaya koyduğunu belirtir.

        Külli (كُلِّ)

        İbn Fâris, k-l-l kökünün bir şeyi kuşatmak, tamamlamak ve bir bütünün parçalarını içine almak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "küll" kelimesinin bir türün veya bir grubun tüm fertlerini kapsayan, dışarıda hiçbir şey bırakmayan en genel ifade biçimi olduğunu belirtir.

        Şey'in (شَيْءٍ)

        İbn Fâris, ş-y-e kökünün aslen irade etmek, dilemek anlamına geldiğini, "şey" kelimesinin de "dilenmiş ve varlık kazanmış" olan her türlü varlığı nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin mevcut olan, hakkında konuşulabilen veya zihinde tasavvur edilebilen en kapsamlı varlık ismi olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça içerisindeki genel kullanımının "bir nesne veya olay" anlamına geldiğini, Kur'an'da ise ilahi ilmin ve kudretin nesnesi olan her şeyi kapsayacak şekilde genişletildiğini belirtir.

        Şehîd (شَهِيدٌ)

        İbn Fâris, ş-h-d kökünün bir yerde hazır bulunmak, müşahede etmek ve bizzat tanık olmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Şehîd" isminin sadece bilmeyi değil, eylemin gerçekleştiği anda orada hazır bulunarak her şeyi tüm çıplaklığıyla görmeyi ifade ettiğini, dolayısıyla Allah'ın her şeye tanık olmasının gizli-açık her eylemi kuşattığını açıklar. Toshihiko Izutsu, bu sıfatın Kur'an'ın "ilahi gözetim" (surveillance) sisteminin bir parçası olduğunu, hiçbir eylemin ilahi şahitliğin dışına çıkamayacağını ve bu şahitliğin mahşerde mutlak bir delile dönüşeceğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin mübalağa kalıbında olmasının, bu şahitliğin sürekliliğini ve hiçbir anın bu tanıklıktan hali kalmadığını gösterdiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X