اِنَّ الَّذ۪ينَ يُحَٓادُّونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ كُبِتُوا كَمَا كُبِتَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَقَدْ اَنْزَلْـنَٓا اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍۜ وَلِلْكَافِر۪ينَ عَذَابٌ مُه۪ينٌۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mücâdele Sûresi, 5. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: düşmanlık, açık ayetler, öncekilerin akıbeti, alçaltıcı azap, alçaltılma, mücadele suresi, mücadele suresi 5. ayet, mücadele 5, allah, ayet, beyyine, açık delil, kanıt, nüzul, azap, küfür, kafir, örtmek, gizlemek, nankörlük, inkar, münkir, gavur
-
"Allah'a ve resûlüne karşı gelenler, daha öncekilerin aşağılandığı gibi aşağılanacaklardır. Halbuki biz apaçık âyetler indirmiştik. Ve kâfirler için küçük düşürücü bir azap vardır."
Hz. Peygamber'e Uyma Zorunluluğu
Allah'a ve resûlüne karşı gelenler. Bazı edebiyatçılar buradaki "hâdde" (حاد) fiiline, insanın kendisini Allah ve Resûlü'nün (s.a.) emretmiş olduğu yerde değil, başka bir yerde konumlandırmasıdır, diye anlam vermiştir. Böylece o, resûlünün (s.a.) bulunduğu yerin dışına çıkmış olur. "Bu, onların Allah'a ve peygamberine karşı gelmelerinden dolayıdır" meâlindeki âyette de aynı şey söz konusudur. Yani onlar, Rasûlullah'ın bulunduğu mahalden başka bir yerde dururlar, demektir. Bazıları "haddede" (حدّد) fiili "an" (عن) harfi cerri ile kullanılırsa "ondan uzaklaşmak" anlamına gelir, demiştir. Bunlar birbirine yakın anlamlardır. Allah'a ve peygamberine karşı gelenler meâlindeki ifade aslında, onlar Hz. Muhammede (s.a.) gitmesinler, ona tâbi olmasınlar diye insanları engelliyorlar, onları bu yoldan alıkoyuyorlar, demektir.
Daha öncekilerin aşağılandığı gibi onlar da aşağılanacaklardır. Buna şöyle bir anlam verilmiştir: Daha öncekiler nasıl mağlup edilmiş ve ihtiyaç duydukları şeye ulaşamadan geri döndürülmüşse, bunlar da mağlup edilecek ve geri döndürülecekler. Şöyle de söylenmiştir: Öncekiler nasıl helâk edilmişse bunlar da helâk edilecektir. Öncekiler nasıl rezil edilmişse, bunlar da rezil edilecek de denilmiştir. Bunların hepsi birbirine yakın anlamlardır. Bu ilâhî beyanda iki ayrı husus karşımıza çıkmaktadır. Birincisi, insanların Resûlullah'a (s.a.) tâbi olmalarını engelleyen Mekkeliler veya (ikincisi) tıpkı onlar gibi Medine'de de insanların Rasûlullah'a (s.a.) uymalarına engel olanlar -çünkü bu sûre Medenî'dir-, daha öncekiler gibi zelil olacaklar. En doğrusunu Allah bilir.
Halbuki biz apaçık âyetler indirmiştik. Yani Allah'ın koyduğu sınırları başkalarının koyduğu sınırlardan ayırıp açıklayan veya hakkı bâtıldan ayıran veya resûlünün konumunu başkalarının konumundan veya O'na karşı gelenlerle gelmeyenleri ayırdedip açıklayan âyetler indirmiştik.
Kâfirler için küçük düşürücü bir azap vardır. Yani kâfirler müminleri küçük düşürdükleri gibi, o kâfirlerin hepsini küçük düşürecek bir azap vardır.
Yorumu Yorumla
-
Yuhâddûne (يُحَادُّونَ)
İbn Fâris, h-d-d kökünün temel olarak bir şeyin sınırı, son noktası ve iki şey arasındaki engel anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "muhâdde" kavramının, bir sınırın ötesine geçerek Allah'ın çizdiği hukuki ve ahlaki sınırların karşı tarafında yer almak, yani O'na meydan okurcasına muhalefet etmek olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın etik-dini terminolojisinde sadece basit bir düşmanlık değil, ilahi otorite tarafından belirlenen "hudud" (sınırlar) kavramına karşı bilinçli bir ontolojik ve hukuki başkaldırıyı simgelediğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimedeki karşılıklılık (müfâale) vezninin, bu muhalefetin dinamik ve süreklilik arz eden bir eylem olduğunu, kişinin kendi iradesini Allah'ın iradesinin tam karşısına konumlandırmasını ifade ettiğini belirtir.
Allah (اللَّهَ)
İbn Fâris, e-l-h kökünün kulluk, ibadet ve sığınılacak yegane merci olma anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin her türlü eksiklikten münezzeh, mutlak kudret sahibi ve varlığı zorunlu olan zatı nitelediğini; buradaki bağlamda ise sınırları koyan ve bu sınırlara tecavüz edilmesini cezalandıran mutlak otoriteyi temsil ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, ismin kökeninde Aramice ve Süryanicedeki "Alaha" formuyla tarihsel bir süreklilik bulunduğunu, ancak Kur'an'ın bu kelimeyi tevhid ekseninde yeniden inşa ederek tüm sahte ilah tasavvurlarından arındırdığını analiz eder.
Resûlehu (رَسُولَهُ)
İbn Fâris, r-s-l kökünün bir mesajı iletmek üzere gönderilmek, elçilik yapmak ve bir şeyi serbest bırakmak anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "resul" kavramının Allah ile kulları arasında ilahi sınırları tebliğ eden bir köprü olduğunu, dolayısıyla Resul'e muhalefet etmenin doğrudan o sınırların kaynağı olan Allah'a muhalefet etmekle eşdeğer görüldüğünü ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, buradaki "hâ" zamirinin Allah'a rücu ettiğini ve elçinin otoritesinin bizzat ilahi yetkilendirmeden kaynaklandığını vurgular.
Kubitû (كُبِتُوا)
İbn Fâris, k-b-t kökünün birini yüzüstü yere çalmak, perişan etmek, onu aşağılayarak umutlarını kırmak ve öfkesinden kahrolacak hale getirmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hem fiziksel bir yıkımı hem de manevi bir rezaleti (hızy) içerdiğini; Allah'a sınır çizenlerin nihayetinde kendi kurdukları tuzaklarda aşağılanarak etkisiz hale getirileceklerini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin düşmanların sadece askeri veya siyasi yenilgisini değil, aynı zamanda Kur'an'ın "tarihsel sünneti" uyarınca inkarcıların uğrayacağı kaçınılmaz ontolojik değersizleşmeyi ve sosyal prestij kaybını nitelediğini analiz eder.
Enzelnâ (أَنْزَلْنَا)
İbn Fâris, n-z-l kökünün yukarıdan aşağıya inmek, bir yere konaklamak ve misafir edilmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "inzal" eyleminin ilahi bilginin ve yasaların yüce bir makamdan beşer seviyesine, onların anlayabileceği bir formda indirilmesini ifade ettiğini açıklar. Aisha Abdurrahman, ayetteki birinci çoğul şahıs kullanımının (biz indirdik), bu yasaların ve ayetlerin arkasındaki ilahi azameti ve tartışılmaz kesinliği vurgulayan bir üslup özelliği olduğunu belirtir.
Âyâtin (آيَاتٍ)
İbn Fâris, e-v-y kökünden türeyen bu kelimenin nişan, alamet ve bir şeyin varlığına delalet eden açık işaret anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Kur'an'daki her bir cümlenin veya mucizevi olayın, insanı mutlak hakikate götüren birer "yol işareti" olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, âyet kavramının Kur'an'ın dünya görüşünde merkezi bir yere sahip olduğunu; bunların hem dilsel birer ifade hem de evrendeki tanrısal tezahürler olarak insanın idrakine sunulmuş kanıtlar olduğunu analiz eder.
Beyyinâtin (بَيِّنَاتٍ)
İbn Fâris, b-y-n kökünün bir şeyi diğerinden ayırmak, aradaki sınırı belirlemek ve bu ayrım sayesinde açıklık kazanmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "beyyine"nin hem kendi içinde açık ve anlaşılır olan hem de gerçeği yanlıştan ayıran kesin delil olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu sıfatın indirilen hükümlerin (zıhar vb.) hiçbir kapalılık ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde rasyonel ve ahlaki bir netliğe sahip olduğunu vurguladığını analiz eder.
Kâfirîne (كَافِرِينَ)
İbn Fâris, k-f-r kökünün bir şeyi örtmek ve gizlemek temel anlamına geldiğini; hakikati gördüğü halde üstünü kapatanlara bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki küfrün sadece inançsızlık değil, Allah'ın açık ayetlerine (beyyinât) karşı nankörce bir direnç göstermek ve onları işlevsiz kılmaya çalışmak olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "kâfir" tipolojisinin Kur'an'da sadece teolojik bir kategori olmadığını, aynı zamanda ilahi sınırlara (hudud) uymayı reddeden ahlaki bir karakteri de yansıttığını belirtir.
Azâbün (عَذَابٌ)
İbn Fâris, a-z-b kökünün aslında engellemek anlamına geldiğini, cezanın da kişiyi suçtan veya haktan mahrum bıraktığı için bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, azabın suçun cinsine göre verilen ve kişiyi acı içinde bırakan ilahi bir karşılık olduğunu ifade eder.
Muhîn (مُهِينٌ)
İbn Fâris, h-v-n kökünün hafiflik, kolaylık ve aynı zamanda değersizlik, aşağılanma anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "muhîn" sıfatının cezanın niteliğini belirlediğini; bunun sadece fiziksel bir acı değil, kişiyi onursuz bırakan, küçük düşüren ve kibrini yerle bir eden bir aşağılanma süreci olduğunu açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kibirle Allah'a ve Resulü'ne sınır çizmeye kalkanların, tam zıddı bir akıbetle "değersizleştirilerek" cezalandırılmasının bir adalet tecellisi olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla