فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَر۪يمِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'minûn Sûresi, 116. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: yücelik, müminun 116, ilah, müminun suresi 116. ayet, hak, arş, müminun suresi, esmaül hüsna, allah, rab, mülk
-
"Gerçek egemenliğin sahibi olan Allah yüceler yücesidir. O'ndan başka tanrı yoktur. O, şerefli arşın sahibidir."
Gerçek egemenliğin sahibi olan Allah yüceler yücesidir. Yani Allah, yarattığı halkı anlamsız olarak yaratmaktan yücedir. Yahut insanları yaratmasının, bir hikmetten yoksun olmasından yücedir. "el-Melikü'l-hak (الْمَلِكُالْحَقُّ)" hakkında Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: Hak, Allah'ın isimlerinden biridir. "el-Melikü'l-hak (الْمَلِكُالْحَقُّ)" ise evreni bir hikmete binaen yaratan demektir.
O'ndan başka tanrı yoktur. Onların söyledikleri her bir sözden Allah'ı tenzih etmek ve O'nu uzak bilmek gerekir, demektir.
O, şerefli arşın sahibidir. Bu da öncesi gibi tenzih içindir. Hak Melik ve arşın kerem sahibi yüce Rabb'i, onları bir hikmete mebni olmaksızın boşuna yaratmış olmaktan uzaktır.
Bâtıniyye şöyle demiştir: Arş kıyamettir. Biz de diyoruz ki "arşın, onların görüşleri karşısında kıyâmet olması uygun gözükmektedir. Lâkin onlar diyorlar ki, "O, zamanın sahibidir". Biz ise diyoruz ki: Hayır, bilinen kıyamettir ki saat diye de anılır. "Kıyametin Rabbi" demek de bizim sözünü ettiğimiz anlamda Melik olmasıdır. Tıpkı şu ilâhî beyanda olduğu gibi: "Bugün mülk (hükümranlık) kimindir? Tek olan, her şeyi kudret ve hâkimiyeti altında tutan Allahındır", Allah, her ne kadar her iki cihanda da Mâlik ise de kendisini özellikle "Din gününün sahibi" diye nitelemesi, o gün mülkünde hiç kimsenin kendisine ortak çıkmasının söz konusu olamayacağı içindir. Dünyada iken mülkte ortaklığa yeltenenler olabilir. Ama o günde mülkün sadece ve sadece O'na özgü olması böyle bir nitelemeyi hikmetli kılmıştır.
Bazı müfessirler şöyle demişlerdir: Arş, taht demektir. Allah katındaki değeri ve şerefi sebebiyle Allah onu kendisine nispetle anmıştır. "el-Kerîm", tahtın sıfatı olmaktadır ve güzel anlamındadır. Nitekim "makâmin kerîm, yani iyi bir konum" örneğinde de benzer bir kullanım vardır. Örneklerde de görüldüğü gibi değerli, iyi olan her bir şey "kerîm" olarak nitelenebilmektedir. Bazıları ise "kerîm" Rabb'in sıfatıdır ve "af ve bağışlama sahibi olan Rab" anlamındadır, demişlerdir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Fe-teâlâ (فَتَعَالَىٰ)
İbn Fâris: Kelimenin a-l-v kökünün temelinde "yüksekte olmak, yukarı çıkmak, üstün gelmek ve yücelik" anlamlarının bulunduğunu saptar. Tefa'ul babından türeyen "teâlâ" fiilinin, Allah'ın zatına yönelik mutlak bir aşkınlığı, evrendeki her türlü noksanlıktan, acziyetten ve yaratılmışlara ait (muhdes) özellikten benzersiz bir şekilde "yüksekte ve ontolojik olarak kopuk/uzak" olmayı nitelediğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Uluvv" kavramını, mekânsal veya fiziksel bir yükseklikten ziyade, makam, kudret ve şan bakımından ulaşılamaz bir yücelik olarak açıklar. "Fe teâlâ" (O, çok yücedir / münezzehtir) eyleminin, önceki ayette zikredilen "sizi boş yere mi yarattık" vurgusuyla birleşerek; Allah'ın anlamsız (abes) bir iş yapmaktan, oyuncaktan veya müşriklerin ürettiği şirk hezeyanlarından bütünüyle münezzeh (uzak) olduğunu ilan eden sarsılmaz bir tenzih fiili olduğunu vurgular.
Dücane Cündioğlu: Tenzih felsefesinde "teâlâ" eyleminin estetik ve teolojik ağırlığını tahlil eder. O'na göre bu kelime, insan aklının Tanrı'yı kendi sığ kalıplarına, beklentilerine veya mantık hatalarına indirgeme çabasına karşı Kur'an'ın verdiği sarsıcı bir cevaptır. Allah, insan zihninin üretebileceği her türlü tasavvurun, kusurun ve anlamsızlığın (abesin) daima üstündedir, onlardan ontolojik olarak bağımsızdır ve mutlak anlamda "aşkındır" (teâlâ).
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin lügat manasının "yüceldi, aşkın oldu, ulu oldu" olduğunu belirtir. Kelâm ilminde bu kavramın, Allah'ın mahlukata benzemekten (teşbih) ve hikmetsiz iş yapmaktan bütünüyle uzak olduğunu, O'nun şanının müşriklerin hayal edemeyeceği kadar yüksek ve kusursuz olduğunu ilan eden temel bir tenzih (arındırma) ifadesi olduğunu açıklar.
El-Meliku (الْمَلِكُ)
İbn Fâris: Kelimenin m-l-k kökünün asli manasının "bir şeye bütünüyle sahip olmak, güç yetirmek, hükmetmek, kavrayıp elinde tutmak ve boyun eğdirmek" olduğunu saptar. Harf-i tarifle (El-Melik) gelen bu ismin, mutlak iktidar sahibi olan, evrendeki hiçbir varlığın O'nun mülkünden ve tasarrufundan dışarı çıkamayacağı yegâne ve nihai "Hükümdar/Kral" vasfını nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Mülk" ve "Melik" kavramlarını, akıl sahibi varlıklar üzerinde emir ve yasaklama yetkisi (otoritesi) bulunan, kâinatın idaresini elinde tutan güç olarak tanımlar. Ayette Allah'ın "El-Melik" olarak anılmasının, dünyadaki geçici, sınırlı ve aciz kralların sahte iktidarlarına karşı, asıl ve ebedi egemenliğin sadece O'na ait olduğunu anlambilimsel olarak vurguladığını ifade eder.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın ontolojik hiyerarşisinde "Melik" isminin sosyo-politik kökenlerini ve teolojik dönüşümünü analiz eder. Cahiliye dönemi Araplarında mutlak ve evrensel bir "kral" figürü olmadığını, sadece kabile reisleri (seyyid) bulunduğunu hatırlatır. Kur'an, Hristiyanlık veya komşu imparatorlukların terminolojisinde bulunan bu devasa ve merkezi iktidar kavramını (Melik) alarak, evreni bütünüyle tek bir elden yöneten, şeriksiz ve mutlak otoriteyi (Allah'ı) bedevi zihnine sarsıcı bir biçimde inşa ettiğini tahlil eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "hükümdar, sahip, mutlak otorite" manalarına geldiğini aktarır. İslami teolojide (Esmâ-i Hüsnâ içinde) bu sıfatın, görünen ve görünmeyen âlemlerin (mülk ve melekûtun) tartışmasız ve yegâne hâkimini ifade eden, şirki (ortaklığı) kökünden reddeden bir güç ve egemenlik sembolü olduğunu açıklar.
El-Hakku (الْحَقُّ)
İbn Fâris: Kelimenin h-k-k kökünün temelinde "bir şeyin sabit, kesin, sarsılmaz, doğru, yerli yerinde ve değişmez bir gerçeklik olması" anlamlarının yattığını saptar. "El-Melik" ismini niteleyen "El-Hak" sıfatının, O'nun krallığının (mülkünün) sahte, geçici, gasp edilmiş veya hayali bir iktidar olmadığını; aksine evrenin yegâne "gerçek/somut/sabit" ve meşru egemenliği olduğunu kaydeder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç: Kur'an'ın varlık felsefesinde "Hak" kavramının taşıdığı ontolojik ağırlığa dikkat çeker. "Hak" kelimesinin, müşriklerin uydurduğu asılsız putları ve sübjektif arzuları (batılı) parçalayan, insan zihninin kurgularından bağımsız, mutlak ve ilahi gerçeklik olduğunu belirtir. Allah'ın "El-Melikul Hak" (Gerçek Hükümdar) olması, varoluşun illüzyondan ibaret olmadığını, her şeyin arkasında şaşmaz bir adalet, ciddiyet ve hakikatin bulunduğunu felsefi bir dille tescil eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde sözlük anlamının "gerçek, doğru, sabit olan, varlığı kesin olan" olduğunu aktarır. Kelâm ilminde bu sıfatın, zatı ve uluhiyeti inkâr edilemez, fiilleri hikmetli, vaadi gerçekleşecek olan ve yeryüzündeki tüm sahte ilahların/kralların batıl (yok hükmünde) olduğunu ilan eden en temel Kur'ani terim olduğunu açıklar.
El-Kerîmi (الْكَرِيمِ)
İbn Fâris: Kelimenin k-r-m kökünün asli manasının "bir şeyin kendi cinsleri arasında her türlü noksanlıktan ve kötülükten uzak, övgüye layık, şerefli, değerli ve üstün olması" olduğunu saptar. Ayette Arş'ın sıfatı olarak (rabbul arşil kerîm / şerefli-yüce Arş'ın Rabbi) gelmesinin; evrenin yönetim merkezinin (Arş'ın), taşıdığı ilahi azamet ve bereket sebebiyle her türlü ihtişamın, asaletin ve değerin (keremin) zirvesi olduğunu nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Kerem" kavramını, hem bağışlamanın ve cömertliğin çokluğu hem de zatın/nesnenin özündeki soyluluk ve kusursuzluk olarak tanımlar. Arş'ın "kerîm" olarak nitelenmesinin, sadece fiziksel bir büyüklüğü değil, oradan bütün evrene yayılan ilahi feyzin, lütfun ve şerefin o tükenmez kaynağını anlambilimsel olarak çerçevelediğini vurgular.
Toshihiko Izutsu: Cahiliye dönemi Arap toplumunun değerler sisteminde "kerem" kavramının sosyolojik ağırlığını tahlil eder. Çöl ahlakında kabile reisi veya soylu kişi için kullanılan "kerîm" (cömert/soylu) vasfının, Kur'an tarafından alınarak mutlak bir kozmik ve teolojik düzleme taşındığını belirtir. İnsani cömertliklerin ve asaletlerin ne kadar küçük olduğunu göstererek, asıl övülmeye, saygı duyulmaya ve sığınılmaya layık olan o "Yüce/Soyluluk Merkezi"nin (Arşil Kerîm) Allah'a ait olduğunu resmettiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla