Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mü'minûn Sûresi, 111. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mü'minûn Sûresi, 111. Ayet

    اِنّ۪ي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُٓواۙ اَنَّهُمْ هُمُ الْفَٓائِزُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnnî cezeytuhumu-lyevme bimâ saberû ennehum humu-lfâ-izûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Bugün de ben onlara sabretmelerinin karşılığını veriyorum. Onlar hakikaten muratlarına ermişlerdir."

      Bugün de ben onlara sabretmelerinin karşılığını veriyorum. Yani bugün ben onları, dünyada iken şu kâfirlerin revâ gördükleri eza ve işkenceler ya da emrolundukları hayır işleri yapmaları ve yasaklanan şeylerden uzak durmaları sadedinde göstermiş oldukları sabır ve tahammüllerine karşı mükafatlandırdım. Yahut bunun olması kastedilmiştir. Tıpkı şu ilâhî beyanda belirtildiği gibi: "Elbette biz, hem dünya hayatında hem de şahitlerin hazır bulunacağı günde elçilerimize ve inanmış kişilere yardım ederiz". Allah'ın onlara yardımı, akıbetin kendi lehlerine olmasıdır. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İnnî (إِنِّي)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Arapçada pekiştirme ve kesinlik bildiren "inne" (şüphesiz, muhakkak) edatı ile birinci tekil şahıs iyelik/nesne ekinin (î / ben) kaynaşmasından oluştuğunu belirtir. Cümlenin başında "Şüphesiz ki Ben" formunda gelerek; geçmişteki haksızlıkların, alayların ve çekilen acıların mutlak Yaratıcı tarafından asla unutulmadığını ve adaletin bizzat Allah'ın kendi uhdesinde, en kesin şekilde tesis edileceğini ilan eden bir mühür işlevi gördüğünü açıklar.

        Cezeytuhumul (جَزَيْتُهُمُ)

        İbn Fâris: Kelimenin c-z-y kökünün temelinde "bir şeyin karşılığını vermek, bedelini ödemek, yerine geçmek ve yeterli olmak" anlamlarının bulunduğunu saptar. Fiilin mazi (geçmiş zaman) kalıbında ve birinci tekil şahıs failiyle (Ben onları mükâfatlandırdım) gelmesinin, kıyamet günündeki ilahi ödemenin hiçbir gecikmeye veya eksikliğe mahal bırakmadan kesin olarak tamamlandığını nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "Cezâ" kavramını, insanın ortaya koyduğu iyi veya kötü eylemin tamı tamına, zerre kadar haksızlık yapılmadan denk bir karşılıkla (bedelle) ödenmesi olarak tanımlar. Ayette müminlere yönelik olarak bu fiilin seçilmesi, onların dünyada çektikleri sıkıntıların ve maruz kaldıkları alayların havada kalmadığını; ilahi adaletin terazisinde her bir gözyaşının ebedi bir nimete tahvil edildiğini anlambilimsel olarak vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin sözlükte "karşılık verdim, ceza/mükâfat uyguladım" manalarına geldiğini aktarır. Akaid ilminde bu kelimenin, dünyadaki sınavın (teklifin) sona erip, ahiretteki (din günündeki) hak edişlerin mutlak bir adalet ve merhamet ölçüsüyle dağıtılmasını ifade eden merkezi bir eskatolojik hesap terimi olduğunu açıklar.

        El-Yevme (الْيَوْمَ)

        İbn Fâris: Kelimenin y-v-m kökünün asli manasının "güneşin doğuşundan batışına kadar geçen süre, belirli bir zaman dilimi ve vakit" olduğunu saptar. Ayette harf-i tarifle (El-Yevm / Bugün) kullanılmasının, dünyevi ve izafi zaman algısının bittiği, ilahi adaletin bizzat tahakkuk ettiği o dehşetli, spesifik ve sonsuz "Hesap Gününü/Ahireti" nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "Yevm" kavramının sadece 24 saatlik bir döngü değil, vuku bulan büyük olayların yaşandığı tarihi eşikleri (Kıyamet Günü, Ceza Günü) tanımlamak için de kullanıldığını açıklar. "Bugün onları mükâfatlandırdım" vurgusunun; dünyadayken alay edenlerin (tadhakûn) mühletinin tamamen kapandığı, asıl gerçekliğin ve mutlak sonun yaşandığı o sarsılmaz anı (anı-ı daimî) işaret ettiğini vurgular.

        Bimâ (بِمَا)

        İbn Fâris: Arapçada sebep/karşılık bildiren "bâ" harf-i ceri ile "şey, -dikleri şey" manasına gelen ism-i mevsul "mâ" edatının birleşimidir. Ayette "karşılık olarak, ...nedeniyle, -dikleri şeyden dolayı" manasında gelerek; müminlere verilen cennet mükâfatının rastgele bir lütuf olmadığını, bizzat onların dünyadaki ahlaki eylemleri ve duruşları sebebiyle hak edilmiş bir bedel olduğunu saptayan nedensellik (illiyet) bağıdır.

        Saberû (صَبَرُوا)

        İbn Fâris: Kelimenin s-b-r kökünün asli manasının "bir şeyi hapsetmek, alıkoymak, engellemek, acıya dayanmak ve direnç göstermek" olduğunu saptar. Fiilin mazi çoğul kalıbında (onlar sabrettiler / dayandılar) gelmesinin, müminlerin dünyadayken nefislerini paniğe, öfkeye veya inkâra düşmekten "alıkoyarak", imanda inatla ve metanetle kalma eylemlerini nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "Sabr" kavramını, aklın ve dinin gerektirdiği sınırlar içinde kalarak, ruhu sarsıntı ve şikâyetten hapsetmek (tutmak) olarak tanımlar. Müminlerin müşrikler tarafından alaya (sıhriyye) alınmalarına ve ezilmelerine rağmen inançlarından vazgeçmemelerinin (saberû); pasif bir tahammül değil, ilahi rızayı kazanmak uğruna sergilenen aktif, güçlü ve ahlaki bir karakter direnişi olduğunu vurgular.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın ahlak felsefesinde sabır kavramının geçirdiği anlamsal devrimi analiz eder. Cahiliye Arapları için sabır, çöldeki kıtlığa veya savaş meydanındaki fiziksel acıya karşı gösterilen kabilevi bir "kahramanlık/dayanıklılık" iken; Kur'an bu kelimeyi alır ve onu, sırf Allah'a inandığı için toplumdan dışlanmaya, psikolojik şiddete ve alaya karşı imanını koruma (teolojik sebat) erdemine dönüştürür.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Sabrın ve mükâfatın diyalektiğine dikkat çeker. "Onları sabretmelerine karşılık ödüllendirdim" denilmesinin, dinin bir konfor alanı olmadığını; vahyin asıl inşasının, dışarıdan gelen zulme karşı insanın kendi iç dünyasında (kalbinde) kurduğu o sarsılmaz kalede (sabırda) gerçekleştiğini tahlil eder.

        Ennehum (أَنَّهُمْ)

        İbn Fâris: Arapçada cümlenin manasını pekiştiren, isim cümlesini isdarlaştıran (masdar yapan) "enne" edatı ile çoğul üçüncü şahıs "hum" (onlar) zamirinin birleşimidir. "Şüphesiz ki onlar, onların bizzat kendileri" manasına gelerek, birazdan zikredilecek olan o büyük kurtuluş müjdesinin (fâizûn), hiçbir tereddüde yer bırakmaksızın o sabreden mümin kitleye ait olduğunu kesinleştiren bir kök işleve sahip olduğunu belirtir.

        Humul (هُمُ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Arapça gramerinde ayrık (munfasıl) zamir olan "hum" (onlar) kelimesinin, cümlenin akışı içinde araya girerek (zamir-i fasl) anlamı daha da şiddetli bir tahsis ve vurgu (hasr) haline getirdiğini açıklar. "İşte sadece onlar, bizzat onlardır ki" manasını katarak; alaycı müşriklerin değil, ezilen müminlerin asıl kazananlar cephesi olduğunu dilbilimsel bir estetikle perçinlediğini belirtir.

        Fâizûn (الْفَائِزُونَ)

        İbn Fâris: Kelimenin f-v-z kökünün asli manasının "bir korkudan, tehlikeden kurtulup güvenliğe ermek, arzulanan bir iyiliği ele geçirmek ve zafere ulaşmak" olduğunu saptar. Çöl yolculuğunda tehlikeyi atlatıp suya kavuşulan yere de (zıtlık sanatıyla) "mefâze" denildiğini hatırlatarak; ism-i fâil çoğul yapısında (kurtuluşa/başarıya erenler) gelen bu ismin, müminlerin dünyadaki çile (sabır) çölünü aşıp ahiretteki mutlak ilahi emniyete ve nimete kavuşmalarını nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "Fevz" kavramını, insanın şerden, azaptan ve zarardan tamamen kurtularak, hayrın, huzurun ve ebedi nimetin zirvesini elde etmesi (zafer) olarak tanımlar. Ayetin sonunda "İşte bizzat onlar kurtuluşa erenlerdir" (ennehum humul fâizûn) şeklinde gelmesinin; dünyada gülen, alay eden ve kendilerini üstün (galip) sanan müşrik elitlerin değil, ilahi mahkemenin nihai terazisinde asıl ve ebedi "kazananların/zafer sahiplerinin" o sabreden yoksullar olduğunu anlambilimsel olarak vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde sözlük anlamının "kurtulanlar, emellerine kavuşanlar, zafer kazananlar" olduğunu aktarır. Kelâm ve tefsir ilminde bu kelimenin, cehennem ateşinden sıyrılıp Allah'ın rızasına ve cennet nimetlerine nail olan o seçkin zümreyi (müminleri) niteleyen eskatolojik bir başarı (felâh/fevz) unvanı olduğunu açıklar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X