قَالَ اخْسَؤُ۫ا ف۪يهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'minûn Sûresi, 108. Ayet
Daralt
X
-
"Allah buyurur ki: Yıkılın karşımdan! Ve artık bana bir şey söylemeyin!"
Allah buyurur ki: "Yıkılın karşımdan! Ve artık bana bir şey söylemeyin! Bazıları "ihseû (اخْسَئُوا)" kelimesine sesinizi kesin, bazıları da orada (rahmetten) uzak olun anlamı vermişlerdir. Ebû Avsece şöyle der: "Hase'tü fulânen ve ahse'tühû" (خَسَأْتُفُلَانًاوَأَخْسَأْتُهُ) denilir "Onu uzaklaştırdım o da defolup gitti", yani uzaklaştı, anlamı kastedilir.
Ve artık bana bir şey söylemeyin! Burada iki farklı izah mümkündür. Birincisi onların oraya atıldıkları ilk anda bu talebi dile getirmeleri mümkündür ve onlara cevaben, yıkılın karşımdan ve bana tek bir kelime bile etmeyin, çünkü siz orada kalıcılarsınız, denilmiştir. Yahut bu istek onlardan "Ey Mâlik, Rabb'in bizim işimizi bitirsin! diyecekler..." meâlindeki beyanda ifade edildiği üzere cehennem meleği Mâlik'ten ölümü istemeleri sonrasında olacaktır; o da "Burada kalıcısınız" cevabını verecektir"; "Ateşte bulunanlar cehennemdeki görevlilere, "Rabb'inize dua edin de bir günlüğüne olsun azabımızı hafifletsin!" diye seslenirler". Ondan umutlarını kesince o anda Rab'lerinden kendilerini oradan çıkarmasını ve sınamaya yeniden göndermesi isteğinde bulunurlar. Allah da Yıkılın! yani orada uzak olun! der. Artık bana bir şey söylemeyin, yani azabın şiddetinden konuşamayacak bir hale gelin. Cehennemliklerin dehşetle burunlarından solumaları ve hasretle iç çekmeleri işte tam da o esnada olur.
Yorumu Yorumla
-
Kâle (قَالَ)
İbn Fâris: Kelimenin k-v-l kökünün asli manasının "söz söylemek, ağızdan sesler çıkarmak, bir hükmü veya düşünceyi dil ile beyan etmek" olduğunu saptar. Ayetin başındaki bu fiilin (O/Allah dedi ki), inkârcıların o çaresiz yalvarışlarına ve pazarlık tekliflerine karşı, mutlak Yaratıcı'nın verdiği o kesin, keskin ve tartışmaya tamamen kapalı ilahi fermanın/hükmün başlangıcını nitelediğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Kavl" kavramını, zihindeki mutlak bir iradenin sözlü bir karara ve eyleme dönüşmesi olarak tanımlar. Allah'ın onlara doğrudan cevap vermesinin (kâle), aslında onlara bir değer atfetmek değil; ilahi adaletin tavizsiz işleyişini ve merhamet kapılarının onların üzerine ebediyen kilitlendiğini bildiren nihai bir "kapanış/hüküm" beyanı olduğunu vurgular.
İhseû (اخْسَئُوا)
İbn Fâris: Kelimenin h-s-e kökünün temelinde "bir hayvanı (özellikle köpeği) kınayarak, aşağılayarak ve şiddetle taşlayarak/bağırarak yanından kovmak, uzaklaştırmak ve gözden düşürmek" anlamlarının yattığını saptar. Emir kipi ve çoğul muhatap formuyla (Sinip defolun! / Aşağılık bir halde uzaklaşın) gelmesinin, Kur'an'daki en şiddetli, en aşağılayıcı ve en kahredici ilahi azarlama fiili olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Hâsi'" ve "Husû'" eylemlerini, insanın veya bir canlının zelil, hakir ve onursuz bir şekilde bulunduğu makamdan kovulması, kendi zilleti (alçaklığı) içinde büzülüp kalması olarak açıklar. Allah'ın cehennemliklere "ihseû" demesinin, onların ontolojik olarak tamamen değersizleştiklerini, ilahi huzurdan tıpkı kuduz köpekler gibi zilletle ve iğrenilerek "kovulduklarını" anlambilimsel olarak çerçevelediğini vurgular.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Kelimenin barındırdığı muazzam psikolojik ve sosyolojik tokatı tahlil eder. Dünyadayken kendilerini "ulu, asil, dokunulmaz ve saygın" (mütref) gören o elit müşrik aristokrasisine; ahirette mutlak Yaratıcı tarafından hayvanları kovmakta kullanılan "ihseû" (defolun, sinin) kelimesiyle hitap edilmesinin, kibrin ve Firavunlaşmanın faturasının ne denli korkunç bir "ontolojik aşağılanma" olduğunu resmettiğini ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin lügat manasının "kovulmak, horlanmak, köpek gibi defolmak, sinmek" olduğunu aktarır. Tefsir literatüründe bu sarsıcı emrin, inkârcıların dünyaya dönme ümitlerini sonsuza dek parçalayan, onları cehennemin dibine rezil ve hakir bir şekilde mühürleyen ilahi gazabın en şiddetli tezahürü olduğunu açıklar.
Fîhâ (فِيهَا)
İbn Fâris: "İçinde, zarfında" anlamı taşıyan "fî" edatı ile cehennemi işaret eden dişil "hâ" zamirinin birleşimidir. İnkârcıların o zillet ve aşağılanma içinde (ihseû) kovuldukları o nihai, karanlık ve ebedi zindanı (ateşi) niteleyerek, onların azap mekânına hapsedilişlerini sabitleyen bir kök işleve sahip olduğunu belirtir.
Tukellimûn (تُكَلِّمُونِ)
İbn Fâris: Kelimenin k-l-m kökünün iki temel anlamı olduğunu saptar: Birincisi "anlamlı sesler çıkararak karşılıklı konuşmak", ikincisi ise "bedende derin bir yara açmak, kesmek ve yaralamak" (kelm). Olumsuzluk edatıyla (ve lâ tukellimûn / ve benimle konuşmayın) gelmesinin, inkârcıların ilahi makamla iletişim kurma, yalvarma veya mazeret beyan etme haklarının, adeta kılıçla kesilip atılırcasına bütünüyle "yaralanıp/yok edilmesini" nitelediğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Kelâm" kavramını, akıl ve irade sahibi varlıkların birbirleriyle kurdukları anlamlı diyalog olarak tanımlar. Ayette "Benimle konuşmayın" yasağının getirilmesi, cehennemliklerin sadece fiziksel bir ateşe değil, aynı zamanda mutlak bir "iletişimsizliğe" ve ilahi muhataplık statüsünden (insan olma şerefinden) ebediyen düşürülmelerine işaret ettiğini anlambilimsel olarak vurgular.
Dücane Cündioğlu: Kelâmın ve iletişimin ontolojik bitişini felsefi bir dille tahlil eder. Kur'an'da "söz", Tanrı ile insanı birbirine bağlayan köprüdür (vahiy). Dünyadayken bu "sözü" (ayetleri) yalanlayan ve dinlemeyen kitlelere, hesap gününün sonunda Allah'ın "Bana konuşmayın" (lâ tukellimûn) diyerek o köprüyü ebediyen yıkması, teolojik trajedinin zirvesidir. İnsanın Tanrı tarafından "muhatap alınmama" cezası, cehennem ateşinden çok daha boğucu ve yokedici bir metafiziksel ıstıraptır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla