Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mü'minûn Sûresi, 107. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mü'minûn Sûresi, 107. Ayet

    رَبَّـنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْهَا فَاِنْ عُدْنَا فَاِنَّا ظَالِمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Rabbenâ aḣricnâ minhâ fe-in ‘udnâ fe-innâ zâlimûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Rabbimiz! Bizi buradan çıkar; eğer (çıkar da) bir daha eskiye dönersek, artık belli ki biz zâlim insanlarız."

      Rabbimiz! Bizi buradan çıkar; eğer (çıkar da) bir daha eskiye dönersek, artık belli ki biz zâlim insanlarız. Biz aşikâre ve açıkça zulüm işleyen zâlimleriz. Yoksa onlar "Böylece günahlarını itiraf etmiş olurlar". "Biz bir sapkınlar topluluğu olduk" meâlindeki âyetlerde belirtilen sözleriyle zaten zulüm işlediklerini itiraf etmişlerdi. Ancak itiraf ettikleri zulüm işitmeye ve habere dayalı bir zulümdü, bizzat gözlem yoluyla bilinen zulüm değildi. Rabbimiz! Bizi buradan çıkar; eğer (çıkar da) bir daha eskiye dönersek, artık belli ki biz zâlim insanlarız derken alenen göz önünde işlenen zulmü kastetmişlerdi. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Rabbenâ (رَبَّنَا)

        İbn Fâris: Kelimenin r-b-b kökünün asli manasının "bir şeyi ıslah etmek, korumak, gözetmek, efendilik yapmak ve nesneyi olgunluğa ulaştırmak" olduğunu saptar. Hitap (nida) formunda ve birinci çoğul şahıs iyelik ekiyle (Rabbimiz) gelen bu ismin, mutlak otoriteye boyun eğişi ve cehennemin o dayanılmaz azabı karşısında O'nun şefkatine, sahipliğine sığınma çabasını nitelediğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Rabb" kavramının, bir nesneyi yavaş yavaş geliştirerek koruyan varlık demek olduğunu açıklar. İnkârcıların cehennem ateşinin içinden "Rabbimiz" diye yakarmalarının, dünyadayken tanımadıkları ve sahte ortaklar koştukları o mutlak terbiye edici (Rububiyet) makamının gücünü artık bütünüyle, sarsıcı ve geri dönülemez bir şekilde idrak ettiklerini anlambilimsel olarak vurgular.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı): Cehennemliklerin bu nidasındaki psikolojik ve edebi trajediye dikkat çeker. Dünyadayken peygamberlerin "Rabbinize kulluk edin" çağrısından nefretle kaçan ve kibre kapılan o elitlerin, şimdi alevlerin arasında çaresizlikten eriyerek, bir zamanlar inkar ettikleri o makama "Rabbenâ" diye yalvarmalarının, kibrin mutlak iflasını resmeden kusursuz bir teolojik ironi olduğunu tahlil eder.

        Ahricnâ (أَخْرِجْنَا)

        İbn Fâris: Kelimenin h-r-c kökünün temelinde "içeriden dışarıya çıkmak, bir yerden ayrılmak ve bulunduğu mekânı terk etmek" anlamlarının yattığını saptar. Fiilin if'âl babında emir kipi ve nesne zamiriyle (bizi çıkar) gelmesinin; cehennemliklerin o dar, boğucu ve yakıcı azap çukurundan (mekândan) acil, fiziksel ve mutlak bir "tahliye/kurtuluş" talebini nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "Hurûc" eylemini, insanın içinde hapsolduğu durumdan veya mekândan dışarı doğru yönelmesi olarak tanımlar. Ayette inkârcıların "Bizi buradan çıkar" feryadının, azabın hafifletilmesi talebinden ziyade, o ontolojik yıkım merkezinden bütünüyle "koparılıp alınma" yönündeki o çaresiz ve imkânsız yaşama arzusunu anlambilimsel olarak çerçevelediğini vurgular.

        Dücane Cündioğlu: Çıkış (hurûc) eyleminin varoluşsal boyutunu tahlil eder. Cehennemin sadece bir mekân değil, mutlak bir "kapanma" ve "hiçlik" hali olduğunu belirtir. İnkârcıların "ahricnâ" feryadı, o kapanmışlıktan ve ilahi adaletin duvarlarından dışarı sızma teşebbüsüdür. Ancak dünyada kendi fıtratlarından "çıkanların" (sapanların), ahirette cehennemden "çıkma" şanslarının kalmadığını ifade eden teolojik bir kilitlenmedir.

        Minhâ (مِنْهَا)

        İbn Fâris: Ayrılma ve başlangıç bildiren "min" edatı ile cehennemi (veya ateşi) işaret eden dişil "hâ" zamirinin birleşimidir. İnkârcıların kurtulmak istedikleri o mutlak azap ve dehşet yurdunu (Cehennem'i) doğrudan işaret eden, kaçışın merkez noktasını sabitleyen bir kök işleve sahip olduğunu belirtir.

        Udnâ (عُدْنَا)

        İbn Fâris: Kelimenin a-v-d kökünün asli manasının "ilk başladığı yere geri dönmek, bir duruma yeniden rücu etmek ve tekrarlamak" olduğunu saptar. Fiilin geçmiş zaman kalıbında (biz döndük / eğer dönersek) gelmesinin, cehennemliklerin dünyaya iade edildikleri takdirde bir daha asla o eski şirk ve isyan günlerine "geri dönmeyeceklerine" dair verdikleri kesin ve tavizsiz bir taahhüdü nitelediğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Avd" kavramını, terk edilen bir inanca, eyleme veya mekâna yeniden dönüş yapmak olarak açıklar. İnkârcıların "Şayet tekrar o kötülüklere dönersek..." (fe in udnâ) şeklindeki o çaresiz pazarlıklarının; onların suçlarını bütünüyle idrak ettiklerini ve şirkin (eski hallerinin) kendilerini bu felakete sürükleyen asıl hastalık olduğunu kendi dilleriyle itiraf etmeleri anlamına geldiğini vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin lügat manasının "geri dönmek, eski hale gelmek, tekrarlamak" olduğunu aktarır. Tefsir literatüründe bu eylemin, azabı gören kâfirlerin kurtulmak için öne sürdükleri en son ve en çaresiz mazeret olduğunu; şayet dünyaya döndürülseler bile fıtratlarındaki o bozukluk sebebiyle yine aynı inkâra "geri dönecekleri" gerçeğini örtbas etme çabası olduğunu açıklar.

        Zâlimûn (ظَالِمُونَ)

        İbn Fâris: Kelimenin z-l-m kökünün temelinde "bir şeyi kendi yeri olmayan, ona ait olmayan bir yere koymak, noksanlaştırmak, hakkı çiğnemek ve haddi aşmak" anlamlarının bulunduğunu saptar. İsm-i fâil çoğul kalıbında gelen bu kelimenin, inkârcıların ilahi mahkemede suçlarını, bahanelerin arkasına saklanmadan en çıplak haliyle, kendilerini "zalimler/haksızlık edenler" olarak etiketleyerek kabullenmelerini nitelediğini belirtir.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın ahlak felsefesinde zulüm kavramının psikolojik yıkımını analiz eder. "Zulüm" kelimesinin burada dışsal bir haksızlıktan ziyade, insanın kendi ontolojik varlığını (nefsini) şirke ve inkâra mahkûm ederek gerçekleştirdiği o mutlak teolojik intihardır. İnkârcıların "O takdirde biz zalimleriz" (fe innâ zâlimûn) demeleri, ilahi adalete karşı yapacakları hiçbir itirazın kalmadığını ve cehennemi bizzat kendi elleriyle hak ettiklerini beyan eden nihai, teslimiyetçi bir çöküştür.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde sözlük anlamının "haddi aşanlar, haksızlık yapanlar, karanlığa düşenler" olduğunu belirtir. Akaid ilminde bu kelimenin, müşriklerin dünyadayken kendilerini daima haklı ve üstün görmelerine (kibre) karşılık, ahiretteki o sarsılmaz adaletin ışığında kendi kendilerini mahkûm ettikleri eskatolojik bir itiraf tutanağı olduğunu açıklar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X