تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ ف۪يهَا كَالِحُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'minûn Sûresi, 104. Ayet
Daralt
X
-
"Ateş yüzlerine vuracak, orada dudakları çekilmiş, dişleri görünür bir halde bulunacaklar."
Ateş yüzlerine vuracak, orada dudakları çekilmiş, dişleri görünür bir halde bulunacaklar. Bazıları şöyle demişlerdir: Ateşin iyice yalayıp da kemik üzerinde et namına bir şey bırakmaması halinde Araplar bu durumu "lefehati'n-nâru lefhaten (لَفَحَتِالنَّارُلَفْحَةً)" sözüyle ifade ederler. Dudakları çekilmiş, dişleri görünür bir halde bulunacaklar. Bazıları "kâlihûn", "âbisûn", yani somurtanlar anlamındadır demişlerdir. Bazıları da telfehu (تَلْفَحُ) "tenfuhu" (تَنْفُخُ) anlamındadır, yani "üflüyor" demektir demişlerdir. Bazıları da "telfehu (تَلْفَحُ)"nun kızartıyor ve yakıyor anlamında olduğunu söylemişlerdir. Ebû Avsece ise şöyle demiştir: "Telfehu" (تَلْفَحُ) vuruyor demektir, "lefh" çarpmak, vurmak anlamındadır. "Lefehathü'n-nâru, telfehu, lefhan, fehiye lâfihatün" (لَفَحَتْهُالنَّارُ،تَلْفَحُ،لَفْحًا،فَهِيَلَافِحَ ةٌ) denilir ve ateş vurdu ve yüzünü yaktı mânasına gelir. "Kâlih" (كَالِح) ise "Âbis", yani yüzü buruşuk, asık anlamındadır.
Yorumu Yorumla
-
Telfahu (تَلْفَحُ)
İbn Fâris: Kelimenin l-f-h kökünün asli manasının "ateşin veya kavurucu sıcak rüzgârın (sam yeli) yüze çarpması, yalaması ve deriyi yakıp kavurması" olduğunu saptar. Fiilin geniş zaman kipiyle (yalar / yakıp kavurur) gelmesinin, cehennemdeki ateşin durağan bir kütle olmadığını, bizzat aktif, hareketli ve suçluların bedenlerine doğru şiddetle saldıran/vuran bir tabiata sahip olduğunu nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Lefh" eylemini, ateşin alevinin cilde hafifçe veya şiddetle dokunarak onda kalıcı bir yanık ve tahribat bırakması olarak tanımlar. Nefh (üflemek) kelimesinden farklı olarak lefh'in, doğrudan yakıcı bir şiddet ve acı barındırdığını; ateşin cehennemliklerin yüzlerine aralıksız bir biçimde çarparak onları azabın en keskin noktasıyla yüzleştirdiğini vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin lügat manasının "ateşin yalaması, alevin şiddetle çarpması, kavurmak" olduğunu aktarır. Tefsir literatüründe bu kelimenin, ahiretteki azabın sadece ruhsal bir keder değil, aynı zamanda insanın sinir uçlarını ve fiziksel bütünlüğünü hedef alan somut, yakıcı ve sarsıcı bir şiddet içerdiğini açıklar.
Vucûhehum (وُجُوهَهُمُ)
İbn Fâris: Kelimenin v-c-h kökünün temelinde "bir şeyin en belirgin kısmı, ön tarafı, yönü ve insanın yüzü" anlamlarının yattığını saptar. Çoğul ve iyelik ekiyle (onların yüzleri) gelen bu ismin, insanın kimliğini, onurunu ve dış dünyayla kurduğu iletişimin merkezini temsil ettiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Vech" kavramını insanın fiziksel yüzü olarak tanımlamakla birlikte, mecazi olarak "şeref, itibar ve kibir" manasına geldiğini de açıklar. Ateşin özellikle ayaklara veya ellere değil de doğrudan "yüzlere" (vucûhehum) çarpmasının, azabın fiziksel acıdan ziyade derin bir ontolojik aşağılanmayı ve itibarsızlaştırmayı (zilleti) hedeflediğini anlambilimsel olarak vurgular.
Toshihiko Izutsu: Cahiliye dönemi Arap ahlak sisteminde "vech" (yüz) kavramının sosyolojik ağırlığını tahlil eder. Müşrik aristokrasisi için "yüz", kişinin kabilesindeki dokunulmazlığını, kibrini (istikbar) ve asaletini simgeler. Dünyadayken hakikate karşı kibirle asılan, peygamberden tiksinerek çevrilen o şımarık yüzlerin; şimdi cehennem ateşinin tokatlarıyla (telfahu) paramparça edilmesinin, Kur'an'ın kibre karşı uyguladığı en ağır teolojik ve psikolojik yıkım olduğunu ifade eder.
En-Nâru (النَّارُ)
İbn Fâris: Kelimenin n-v-r kökünün asli manasının "ışık, aydınlık, ısı ve her şeyi yakıp yok eden ateş" olduğunu saptar. Ayette harf-i tarifle (En-Nâr) gelmesinin, sıradan bir dünya ateşini değil, hakikati reddedenlerin ebedi ikametgâhı olan o bilinen, spesifik ve mutlak ceza yurdunu (Cehennem ateşini) nitelediğini belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "ateş, alev, hararet" manalarına geldiğini aktarır. İslami eskatolojide bu kavramın, dünyada Allah'ın ayetlerini yalanlayan (tekzib) zalimler için hazırlanmış, mutlak adaletin tecelli ettiği ve merhametin tamamen geri çekildiği o nihai infaz (azap) aracını ifade ettiğini açıklar.
Kâlihûn (كَالِحُونَ)
İbn Fâris: Kelimenin k-l-h kökünün temelinde "şiddetli acı veya ateş sebebiyle dudakların kasılarak geriye çekilmesi, dişlerin çirkin bir şekilde ortaya çıkması ve yüzün şekil değiştirmesi" anlamlarının bulunduğunu saptar. Arapçada ateşte ütülenmiş/kavrulmuş koyun başının aldığı o ürkütücü görünüme "külûh" denildiğini hatırlatarak; ism-i fâil çoğul (kâlihûn) kalıbının, cehennemliklerin ateşin şiddetinden dolayı yüzlerinin yanıp kasıldığını ve dişlerinin sırıttığı o korkunç, deforme olmuş bedensel hali nitelediğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Külûh" eylemini, derinin kuruyup çekilmesiyle dudakların dişleri örtemez hale gelmesi ve yüzde oluşan o acı dolu, çirkin sırıtma (kabus) ifadesi olarak tanımlar. Ayette "ve hum fîhâ kâlihûn" (ve onlar orada dudakları kasılmış/sırıtan kimselerdir) hal cümlesinin; dünyadayken güzellikleriyle, statüleriyle ve estetikleriyle övünenlerin, ebedi azap yurdunda insani formlarını kaybederek nasıl ucubeleştiğini vurgular.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Kelimenin barındırdığı görsel ve psikolojik şiddete dikkat çeker. "Kâlihûn" sıfatının, Kur'an'ın en sarsıcı tasvirlerinden biri olduğunu belirtir. Bu kelime, sadece bir yanmayı değil, insanın fiziksel ve ruhsal olarak tanınmaz hale gelmesini, acının zirvesindeyken yüze yerleşen o grotesk (korkunç ve absürt) deformasyonu resmeder. Kibrin faturası, bedenin estetik iflasıdır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla