لَعَلّ۪ٓي اَعْمَلُ صَالِحاً ف۪يمَا تَرَكْتُ كَلَّاۜ اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَٓائِلُهَاۜ وَمِنْ وَرَٓائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'minûn Sûresi, 100. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: müminun suresi, müminun 100, berzah, boş söz, engel, müminun suresi 100. ayet, gün, amel, salih
-
"Geride bıraktığım dünyada iyi işler yapayım' der. Hayır! Onun söylediği bu söz boş laftan ibarettir. Önlerinde, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır."
Rabbim! Beni geri gönder de, geride bıraktığım dünyada iyi işler yapayım. Bazıları geride bıraktığım meâlindeki beyandan maksadın "yalanladığım şey" demek olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da dünyada terkettiğim ve işlemediğim salih amelleri yapayım, şeklinde yorumlamışlardır. Şu da mümkündür: Dünyada bıraktığım mallardan senin hakkın olanı ödeyeyim... Çünkü kâfirlerden kimi de vardı ki onların inkârlarının sebebi zekâtı vermemek ve onu inkâr etmekti. Nitekim âyette şöyle denilmektedir: "Ki onlar mallarından muhtaçları yararlandırmazlar; onlar ahireti de inkâr ederler" . Böyleleri Rabb'inden ister ki geride bıraktığı mala dönmesine izin versin de o da gitsin ve daha önce malının engel olduğu hakkını, yani zekâtını ödesin. Tıpkı şu ilâhî beyanda olduğu gibi: "Her birinize ölüm gelip, "Rabbim! Ne olur bana azıcık daha süre tanısan da gönüllü yardımlarda bulunsam ve iyi kişilerden olsam!" âyetteki "gönüllü yardımlarda bulunsam" daha önce engellediğim malın sadakasını ödesem demektir. Çünkü âyetin bağlamı zekât hakkındadır ve "size verdiğimiz rızıklardan başkaları için de harcayın" diye başlamaktadır. Bu itibarla bu yorum daha uygun gözükmektedir. En doğrusunu Allah bilir.
"Kellâ (كَلَّا)" kelimesi Hayır! Asla! demektir ve onların dönüş taleplerini reddetmek içindir. Onun söylediği bu söz boş laftan ibarettir. Bazıları şöyle demişlerdir: Sözden maksat "Allah, eceli gelince hiç kimsenin ölümünü ertelemez" meâlindeki âyette beyan edilen sözdür, bu sözü diyen de Allah'tır. Yani Allah buyurdu ki eceli gelince hiç kimsenin ölümü ertelenmez. Bazıları da bu beyanın (إِنَّهَاكَلِمَةٌهُوَقَائِلُهَا)" kafirin azabı baş gözüyle gördüğü anda söylediği sözüdür, demişlerdir ve maksadın da Rabbim! Beni geri gönder de, geride bıraktığım dünyada iyi işler yapayım meâlindeki âyet olduğunu ifade etmişlerdir. Bu duruma göre "kellâ (كَلَّا)" kelimesi su iki ihtimale açık olur: Birincisi: Onun salih amel işlemek üzere geri döndürülmesi talebinin gerçekliği yok, yani farz etsek ki böyle bir talep üzerine gönderildi, onun gene yapacağı bir şey yok demek istenmiş olur. Tıpkı şu ilâhî beyanda belirtildiği gibi: "Yoksa geri gönderilseler bile, yine kendilerine yasaklanan şeylere döneceklerdir". İkincisi: Onların geri dönme talebinde bulunmalarında kendileri için bir yarar yoktur. Zira eğer onlar geri döndürülecek olsalar gene umdukları şeyi elde edemeyeceklerdir. Çünkü onlar iman etmek için bu talepte bulundular. İmanın yolu ise istidlâl ile benimsenen bir kalbi tasdik olmasıdır. Bunlar güven içinde ve geniş bir zamanda yaşamakta iken düşünmemişler, kendilerini imana ulaştıracak istidlâllerde bulunmamışlar da bu korku hengâmesinde mi bunu yapabilecekler. Hayır, hayır! En doğrusunu Allah bilir.
Önlerinde, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır. Bazıları "verâihim" (وَرَائِهِمْ) kelimesi "önlerinde" anlamına gelir, demişlerdir. Ebû Muâz şöyle demiştir: Bu kelime "senden gizlendim" anlamındaki "tevâreytü anke" (تَوَارَيْتُعَنْكَ) kelimesinden türetilmiştir. Bu itibarla senden gizli kalan her şey -ister önün olsun ister arkan- "verâ'" anlamındadır. Bazıları da "verâ'" arka anlamında hakikat olarak kullanılmıştır, demişlerdir. Yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır. Bazıları şöyle demişlerdir: Berzah, iki sûra üfleyiş arasında olan zamandır. Bazıları da "Berzah" ölüm ile yeniden diriltilme arasında geçecek olan zamandır, demişlerdir. Bu, Kelbî ve Katâde'nin görüşleridir. Mücahid ise şöyle demiştir: "Berzah, ölüm ile dünyaya yeniden dönme arasına konulan engeldir".
İbn Kuteybe ve Ebû Ubeyde ise şöyle demişlerdir: Berzah, dünya ile âhiret arasında olan dönemdir. Onlar iki şey arasında kalan her şey berzahtır demişlerdir. Ebû Avsece: “İki sınır, yani dünya ile âhiret arasında kalan zamana berzah denir", demiştir. Yine o, berzah, düz araziye denir, demiştir. Berzahın aslı, hâciz, yani iki şeyi birbirinden ayıran engel demektir. Nitekim şu âyette bu anlamda kullanılmıştır: "(Biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acı olan iki denizi karışacak şekilde salıveren ve) ikisi arasına bir engel, aşılmaz bir perde koyan O'dur". Buna göre kavl-i celîlin yorumu şöyledir: Yani temenni edip ulaşmayı arzuladıkları durumdan kendilerini alıkoyan bir zamana ulaştılar. Bu mâna, şu âyetteki kullanım gibidir: "Artık kendileriyle arzuladıkları arasına bir set çekilmiştir; tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi". Onlar iman etmeyi ve salih amel işlemeyi arzu ve temenni ediyorlardı. Şu da mümkündür: Önlerinde, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır. Yani onların içinde iman etmeyi mümkün kılan hallerinin ardından arzu ve temenni ettikleri imana ve salih amel işlemeye ulaşmaları mümkün olmayan birtakım halleri olacaktır. En doğrusunu Allah bilir.
Bu âyette Bâtıniyye'nin görüşlerine reddiye vardır. Çünkü onlar şöyle derler: Ba's, yani yeniden diriltilmeden maksat, mümin için işlemiş olduğu salih amellerin birer ruhanî surete büründürülmesi ve ebedî olarak o ruhanî suretlerle sevaplanması, kâfır için de işlemiş olduğu kötü işlerin kötü ruhanî şekillere bürünmesi ve onların ebedî olarak o kişiye azap vermeleri. Onlar, ölümden sonra diriltmeyi böyle telakki etmektedirler. Allah Teâlâ bildirdi ki onların ölümleriyle yeniden diriltilmeleri (ba's) arasında bir berzah, yani engel vardır ki o da belirttiğimiz gibi belirlenen süredir ya da engeldir. Bu da gösteriyor ki âyet, onların "Ba's (öldükten sonra diriltilme) birtakım ruhanî suretlerin ortaya çıkmasından ibarettir" şeklindeki inançlarını çürütmüş olur.
Yorumu Yorumla
-
A'melu (أَعْمَلُ)
İbn Fâris: Kelimenin a-m-l kökünün asli manasının "bir işi bilerek, iradeyle, niyet ederek ve çaba harcayarak yapmak" olduğunu saptar. Fiilin birinci tekil şahıs ve geniş zaman kipiyle (yapayım / işleyeyim) gelmesinin, inkârcının dünyaya döndürülmesi halinde boş durmayacağını, bütün enerjisini ve iradesini bilinçli, faydalı ve dini eylemlere adayacağına dair o çaresiz taahhüdünü nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Amel" kavramını, sıradan bir hareketten (fiilden) farklı olarak, canlının kendi kastıyla ve aklıyla ortaya koyduğu her türlü davranış olarak tanımlar. İnkârcının ölüm anında "salih amel yapayım diye" söz vermesinin, insanın ahiret gerçeğini gördüğü an, yeryüzündeki tek geçerli para biriminin (kurtuluş akçesinin) dünyevi servet değil, sadece "amel" olduğunu kesin olarak idrak ettiğini vurgular.
Sâlihan (صَالِحًا)
İbn Fâris: Kelimenin s-l-h kökünün temelinde "bozukluğun ve çürümenin (fesadın) zıddı olmak, bir şeyi düzeltmek, faydalı, uyumlu ve iyi olmak" anlamlarının yattığını saptar. Amel fiilini niteleyen bu kelimenin (salih/iyi iş), dünyaya dönüş talebinin salt yaşama arzusu olmadığını; geçmişte yapılan yıkımı ve şirki onarmaya yönelik o gecikmiş "düzeltici eylem" vaadini ifade ettiğini kaydeder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde sözlük anlamının "iyi, dürüst, faydalı ve onarıcı" olduğunu aktarır. Kelâm ve ahlak ilminde bu kavramın, Allah'ın rızasına uygun yapılan her türlü ibadet ve iyiliği kapsadığını; inkârcıların ölüm döşeğinde en çok muhtaç oldukları ve pişmanlığını duydukları o temel ahlaki/dini sermaye olduğunu açıklar.
Terektu (تَرَكْتُ)
İbn Fâris: Kelimenin t-r-k kökünün asli manasının "bir şeyi olduğu gibi bırakmak, ondan ayrılmak, geride bırakmak ve vazgeçmek" olduğunu saptar. Fiilin birinci tekil şahıs mazi kalıbında (ben terk ettim / geride bıraktım) gelmesinin, insanın ölürken dünyada bıraktığı mal, mülk, makam ve fırsatların tümünü nitelediğini belirtir.
Dücane Cündioğlu: Terk eyleminin ontolojik sarsıcılığını tahlil eder. "Fîmâ terektu" (terk edip geride bıraktığım dünyada/mallarda) ifadesinin, muazzam bir trajediyi barındırdığını belirtir. İnkârcı, dünyadayken sımsıkı sarıldığı, uğruna ayetleri inkâr ettiği o servetin ve gücün, ölüm anında tamamen elinden çıktığını (terk edildiğini) fark etmiştir. Şimdi o "terk edilen" (çöpe dönüşen) fırsatları, salih bir amele çevirmek için boşuna yalvarmaktadır.
Kellâ (كَلَّا)
İbn Fâris: Arapça dilbilgisinde şiddetli bir şekilde reddetme, vazgeçirme ve söylenen sözün asılsızlığını yüzüne vurma edatı (harf-i red' ve zecr) olduğunu saptar. Ayette inkârcının "Beni geri döndürün" feryadını bıçak gibi kesen ve "Asla! / Hayır, kesinlikle olmaz!" manasında ilahi bir tokat işlevi gören yapısal bir kök olduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Kellâ" edatını, muhatabın sözünü veya talebini şiddetle reddedip onu azarlamak olarak açıklar. Bu edatın kullanılması, ölüm anında koparılan feryatların ve verilen sözlerin (salih amel yapacağım) ilahi mahkemede hiçbir karşılığının bulunmadığını, test süresinin (dünya hayatının) geri döndürülemez biçimde bittiğini anlambilimsel olarak vurgular.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı): Kur'an'ın retorik dokusunda bu edatın şiddetine ve ritmik kopuşuna dikkat çeker. "Kellâ", sadece bir ret kelimesi değil, aynı zamanda sarsıcı bir "dur/sus" komutudur. İnkârcının o uzun yalvarış ve bahanelerini (salih amel yapacağım) tek bir heceyle paramparça eden, ölüm gerçeğinin ve ilahi kararın o mutlak, acımasız ve tavizsiz duvarını (kesinliğini) metin dilbilimi açısından kusursuzca resmeden bir ünlemdir.
Kelimetun (كَلِمَةٌ)
İbn Fâris: Kelimenin k-l-m kökünün temelinde "bir mana ifade eden ses, söz söylemek, aynı zamanda yaralamak ve tesir etmek" (kelm) anlamlarının bulunduğunu saptar. Ayette inkârcının geri dönüş talebini nitelemek üzere "O sadece bir kelimedir" formunda gelmesinin, bu vaadin (salih amel sözünün) altı boş, iradesiz ve hiçbir hakikati olmayan basit bir "sesten/sözcükten" ibaret olduğunu belirttiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Kelime" kavramını, tek bir lafız veya tam bir cümle/ifade olarak tanımlar. Allah'ın bu vaadi "Sadece onun söylediği bir kelimedir" (İnnehâ kelimetun huve kâiluhâ) şeklinde nitelemesinin; eğer o kişi dünyaya gerçekten geri gönderilseydi bile sözünde durmayıp eski şirke geri döneceğini, bu sözün sadece ölüm korkusuyla dudaklardan dökülen (kalbe inmemiş) boş bir lafazanlık olduğunu vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde "söz, ifade, kavram, beyan" manalarına geldiğini aktarır. Tefsir literatüründe bu kavramın, ölüm anındaki pişmanlık yeminlerinin ilahi terazide hiçbir "amel" değeri taşımadığını; o anki dehşetle ağızdan çıkan bu ifadelerin salt bir "kelime" (laf) olmaktan öteye geçemediğini açıklar.
Verâihim (وَرَائِهِم)
İbn Fâris: Kelimenin v-r-e kökünün asli manasının "bir şeyin arkası, gerisi, ötesi ve bir şeyi örten/gizleyen nesne" olduğunu saptar. Zaman zaman "ön" manasında (zıddıyetle) kullanılsa da, ayette "onların arkalarında/ötelerinde" şeklinde gelerek, dünya hayatını terk edenlerin önünde duran ve dünya ile olan tüm bağlarını kesip atan o aşılmaz zaman/mekân çizgisini nitelediğini belirtir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç: "Verâ" kavramının ontolojik engeline temas eder. "Ve min verâihim" (Ve onların ötelerinde/arkalarında) tamlamasının, fiziksel bir yön bildirmekten ziyade; yaşamla ölüm arasına çekilen sarsılmaz teolojik sınırı ifade ettiğini belirtir. İnsan, ölümü geçtiği an itibariyle dünya onun için tamamen "verâ"da (ulaşılamaz geride/ötelerde) kalmış ve dönüş yolları bütünüyle kapanmıştır.
Berzahun (بَرْزَخٌ)
Arthur Jeffery: Kelimenin etimolojik kökeninin saf Arapça olmadığını, Klasik Arap dilbilimcilerinin de bunu bir miktar hissettiğini belirtir. Kelimenin aslen Orta Farsça (Pehlevice) "farsang" veya Ethiopic (Habeşçe) dillerinden süzülüp, Aramice/Süryanice kanalıyla İslam öncesi dönemde Arap Yarımadası'na "berzakh" (engel, iki şey arasındaki sınır) formunda yerleştiğini ve Kur'an'ın bu kelimeyi eskatolojik (ahiret odaklı) bir terim olarak kullandığını inceler.
El-Cevâlîkî: Arap dilindeki yabancı menşeli kelimeleri (mu'arreb) incelediği çalışmasında, "Berzah" kelimesinin "iki şey arasındaki engel/perde" manasına geldiğini ve Arap dilinin kök sisteminden bağımsız olarak dile girmiş, Araplaştırılmış (mu'arreb) bir kavram olduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Berzah" kavramını, iki şeyin birbirine karışmasını önleyen sınır ve aradaki engel olarak tanımlar. Ayetteki teolojik kullanımının, insanın ölüm anı ile kıyametteki diriliş (ba's) anı arasında bulunduğu o "geçiş formunu, bekleme salonunu ve ara âlemi" nitelediğini vurgular. Bu engel, ölülerin dünyaya dönmesini mutlak surette yasaklayan ontolojik bir duvardır.
Theodor Nöldeke: Kur'an kelimeleri üzerine yaptığı incelemelerde, bu kelimenin Farsça veya Süryanice köklerine işaret ederken, Kur'an'ın bu terime kazandırdığı o sarsıcı teolojik boyuta dikkat çeker. "Berzah", sadece fiziksel bir "engel" olmaktan çıkıp; ruhların hesap gününe kadar hapsolduğu, ne dünya ne de nihai ahiret olan o ürkütücü "ara âlemin" bizzat adı olmuştur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "engel, perde, iki şey arasındaki sınır" manalarına geldiğini aktarır. İslami eskatolojide (ahiret inancında) "Berzah Âlemi"nin, kabir hayatını; yani insanın ölümünden sura üflenip diriltileceği güne (kıyamete) kadar geçireceği o gizemli ve geri dönüşü olmayan ara dönemi ifade eden en temel terim olduğunu açıklar.
Yub'asûn (يُبْعَثُونَ)
İbn Fâris: Kelimenin b-a-s kökünün temelinde "bir şeyi durduğu/yattığı yerden şiddetle kaldırmak, uyandırmak, harekete geçirmek ve peygamber göndermek" anlamlarının yattığını saptar. Fiilin edilgen (meçhul) ve geniş zaman kalıbında (diriltilecekleri / kaldırılacakları) gelmesinin, berzah âleminde bekleyen ölülerin kendi güçleriyle değil, bütünüyle dışarıdan gelen ilahi bir müdahaleyle ve zorunlu olarak hesap için ayağa kaldırılmasını nitelediğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Ba's" kavramını, Allah'ın çürümüş bedenleri hesap günü için yeniden birleştirerek onlara can vermesi ve kabirlerinden kaldırması olarak tanımlar. Ayette "yevmi yub'asûn" (diriltilecekleri güne kadar) tamlamasının, berzah engelinin (bekleme süresinin) nihai bitiş noktasını ve adaletin tecelli edeceği o büyük eskatolojik uyanışı (kıyameti) anlambilimsel olarak vurgular.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın ahiret inancında "ba's" kavramının kilit rolünü analiz eder. Müşriklerin dünyadayken en çok reddettikleri ve alay ettikleri o imkânsız gördükleri "diriliş" eyleminin (ba's); ayetin sonunda mutlak ve kaçınılmaz bir gerçeklik olarak insanın kaderine mühürlenmesinin, ilahi adaletin tecellisindeki o kusursuz ve sarsıcı edebi finali resmettiğini tahlil eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla