Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mü'minûn Sûresi, 96. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mü'minûn Sûresi, 96. Ayet

    اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ السَّيِّئَةَۜ نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İdfa’ billetî hiye ahsenu-sseyyi-e(te)(c) nahnu a’lemu bimâ yasifûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Sen kötülüğü en güzel bir tutumla sav. Onların yakıştırdıkları şeyleri biz çok iyi biliyoruz."

      Kötülüğü İyilikle Savma

      Sen kötülüğü en güzel bir tutumla sav. Yani onların sana yapmış oldukları eza ve işkencelere karşılık vermeye kalkışma, onları cezalandırmak gibi bir tavır içine girme, sen onları en güzel biçimde sav ve onlara, yaptıklarının karşılıklarını verme işini bana bırak ki ben de onların hak ettikleri karşılığı vereyim. Onların yakıştırdıkları şeyleri biz çok iyi biliyoruz. Onların yakıştırdıkları yalan, dolan ve sana reva gördükleri işkenceler gibi her ne varsa biz onların hepsini en iyi şekilde bilmekteyiz. İkinci izah şöyledir: Sen kötülüğü en güzel bir tutumla sav, yani onların işlemiş oldukları kötülükleri onlara iyilik yapmak suretiyle sav ki kısa vadede senin dostların ve kardeşlerin olsunlar. Bu anlam şu ilâhî beyanda belirtilene benzer: "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel olan davranışla sav; o zaman bir de göreceksin ki seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse kesinlikle sıcak bir dost oluvermiş!"

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İdfa' (ادْفَعْ)

        İbn Fâris: Kelimenin d-f-a kökünün temelinde "bir şeyi şiddetle itmek, uzaklaştırmak, savuşturmak, geri çevirmek ve hamle yapmak" anlamlarının bulunduğunu saptar. Emir kipiyle (Sav / İterek uzaklaştır) gelen bu fiilin, kötülüğe karşı pasif bir kabullenişi değil, aktif, iradi ve ahlaki bir "müdafaa/savunma" refleksini nitelediğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Def'" eylemini, zararlı bir nesneyi veya durumu kişinin kendisinden ve çevresinden uzaklaştırması olarak tanımlar. Ayette peygambere yöneltilen "kötülüğü def et" (idfa') emrinin, düşmanlığı aynı şiddette bir düşmanlıkla (intikamla) değil; daha üstün, dönüştürücü ve nötralize edici ahlaki bir hamleyle bertaraf etme stratejisi olduğunu vurgular.

        Toshihiko Izutsu: Cahiliye dönemi Arap toplumunun ahlak anlayışında (intikam/cahiliyye) bu eylemin köklü bir zihniyet devrimi olduğunu analiz eder. Çöl kanunlarına göre kötülüğe misliyle veya daha şiddetlisiyle karşılık vermek bir onur (mürüvvet) sayılırdı. Kur'an'ın "kötülüğü en güzel olanla sav" (idfa') emri, o kanlı kabile intikamı zincirini kıran; "hilm" (yumuşak huyluluk ve irade kontrolü) erdemini şiddetin karşısına diken muazzam bir ahlaki sıçramadır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin lügat manasının "it, sav, uzaklaştır, bertaraf et" olduğunu belirtir. İslam ahlak felsefesinde bu kavramın, kötülük üretenlere kendi silahlarıyla (hakaretle/zulümle) cevap vermek yerine, onları utandıracak ve düşmanlıklarını eritecek erdemli bir duruş (af, sabır, iyilik) sergilemeyi ifade eden temel bir tebliğ kuralı olduğunu açıklar.

        Ahsenu (أَحْسَنُ)

        İbn Fâris: Kelimenin h-s-n kökünün asli manasının "bir şeyin her yönüyle güzel olması, çirkinliğin ve kötülüğün (kubh) zıddı, estetik ve ahlaki mükemmellik" olduğunu saptar. İsm-i tafdil (en üstünlük) kalıbında gelen "Ahsen" kelimesinin, sıradan bir iyiliği değil, o anki şartlar altında yapılabilecek olan "en güzel, en olgun, en mükemmel ve en estetik" davranışı nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "Husn" kavramını, akla, kalbe ve duyulara hoş gelen, kendi içinde bir denge ve yücelik barındıran eylem olarak açıklar. Kötülüğü savuştururken "en güzel olanla" (billetî hiye ahsen) hareket edilmesinin; muhatabın nefrete dayalı argümanlarını bütünüyle silahsız bırakan, ona ahlaki bir mağlubiyet yaşatarak onu içten içe fetheden (ıslah eden) ontolojik bir güzellik olduğunu vurgular.

        Dücane Cündioğlu: Ahsen kavramının barındırdığı felsefi ve estetik derinliği tahlil eder. O'na göre din, sadece hukuki bir doğruluk (hak) meselesi değil, aynı zamanda eylemin zarafeti (husn) meselesidir. Kötülüğe kaba bir misillemeyle karşılık vermek sıradan insanın işidir; ancak kötülüğü "en güzel olanla" (ahsen) savuşturmak, peygamberi sıradan insandan ayıran o muazzam ahlaki estetiğin ve ruhsal soyluluğun (hidayetin) dilbilimsel kanıtıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin sözlükte "en güzel, en iyi, en uygun, mükemmel" manalarına geldiğini aktarır. Tefsir literatüründe bu sıfatın, müşriklerin küfür, hakaret ve iftiralarına karşı peygamberin takınması gereken sabır, hilm, bağışlama ve yumuşak söz (kavl-i leyyin) gibi en yüksek ahlaki erdemleri kapsadığını açıklar.

        Es-Seyyiete (السَّيِّئَةَ)

        İbn Fâris: Kelimenin s-v-e kökünün temelinde "bir şeyin çirkin, kötü, bozuk, üzücü ve fıtrata aykırı olması" anlamlarının yattığını saptar. Güzelliğin (husn) tam zıddı olan bu ismin; müşriklerin dillerinden dökülen iftiraları, fiili saldırılarını ve genel anlamda insana elem veren her türlü ahlaki/fiziksel çirkinliği nitelediğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Sû'" ve "Seyyie" kavramlarını, akıl, din veya örf açısından kınanan, kişiye ve topluma zarar veren çirkin eylemler olarak tanımlar. Ayette kötülüğün (es-seyyiete) tekil, ona verilecek karşılığın ise "en güzel" (ahsen) formunda zikredilmesinin; kötülüğün ne kadar tekdüze ve çirkin olursa olsun, ona karşı üretilecek iyiliğin (ahlakın) daima dönüştürücü bir üstünlüğe sahip olması gerektiğini anlambilimsel olarak vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde lügat anlamının "kötülük, günah, çirkin söz, eziyet" olduğunu belirtir. İslam ahlakında bu kavramın, müşrik zihniyetin ürettiği yalanlama, alay (istihza) ve eziyet pratiklerini özetlediğini; peygamberin bu çirkinliğe (seyyieye) kendi seviyesine düşmeden, ilahi bir vakarla karşılık vermesinin emredildiğini açıklar.

        A'lemu (أَعْلَمُ)

        İbn Fâris: Kelimenin a-l-m kökünün asli manasının "bir şeyin hakikatine nüfuz etmek, onu diğerlerinden ayıran izi/alameti kavramak ve kesin bilgiye ulaşmak" olduğunu saptar. İsm-i tafdil (en üstünlük) kalıbında gelen "A'lem" kelimesinin, Allah'ın ilminin beşeri hiçbir bilgiyle kıyaslanamayacak derecede derin, mutlak ve en üstün (En İyi Bilen) olduğunu nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "İlim" kavramını, nesnenin mahiyetini şeksiz şüphesiz kavramak olarak tanımlar. "Biz onların vasfettiklerini/yakıştırdıklarını en iyi bileniz" (Nahnü a'lemu) cümlesinin; peygambere yönelik bir ilahi güvence olduğunu, müşriklerin o karanlık niyetlerinin ve iftiralarının hiçbirinin Allah'ın o mutlak ve keskin ilminden (A'lem) gizli kalamayacağını vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin sözlükte "daha iyi bilen, en çok bilen" manalarına geldiğini aktarır. Kelâm ilminde bu sıfatın, Allah'ın her şeyi kuşatan ilmini (Alîm ismini) pekiştirerek; zalimlerin iftiralarına karşı peygamberi teskin eden ve adaletin günü geldiğinde şaşmaz bir bilgiyle (en iyi bilenin kararıyla) tecelli edeceğini müjdeleyen ontolojik bir güvence olduğunu açıklar.

        Yesıfûn (يَصِفُونَ)

        İbn Fâris: Kelimenin v-s-f kökünün temelinde "bir şeyi süslemek, özelliklerini teker teker saymak, nitelemek, bir şeyin durumunu ve vasfını betimlemek" anlamlarının yattığını saptar. Fiilin geniş zaman kalıbında (onlar niteliyorlar / vasfediyorlar) gelmesinin, müşriklerin Allah'a ve elçisine yönelik asılsız, temelsiz ve alaycı o karanlık iftira üretme eylemini (sürekliliğini) nitelediğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Vasf" kavramını, bir şeyin özelliklerini dille veya zihinle tasvir etmek olarak açıklar. Ayette müşriklerin sözlü saldırılarının "yesıfûn" (vasfediyorlar/yakıştırıyorlar) fiiliyle anılmasının; onların peygambere "kâhin, mecnun, şair" diyerek veya Allah'a ortaklar koşarak yaptıkları o küstahça ve cahilce "niteleme" çabalarının, hakikati asla değiştiremeyecek beyhude bir gevezelikten ibaret olduğunu vurgular.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar: Müşrik aklın tebliğ karşısındaki propaganda dilini inceler. "Yesıfûn" fiilinin, Mekke aristokrasisinin vahyi itibarsızlaştırmak için kasten ürettiği o yalan ve kara propaganda makinesini (algı operasyonunu) resmettiğini belirtir. Kur'an, "Biz onların ne tür yalanlar ürettiklerini (vasfettiklerini) çok iyi biliyoruz" diyerek, bu asılsız söylemlerin ilahi kayıt altına alındığını felsefi bir dille tescil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X