رَبِّ فَلَا تَجْعَلْن۪ي فِي الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'minûn Sûresi, 94. Ayet
Daralt
X
-
93. "De ki: 'Rabbim! Eğer onların tehdit edildiği hali bana göstereceksen;"
94. "Bu durumda beni zâlimler topluluğunun içinde bulundurma Rabbim!"
De ki: Rabbim! Eğer onların tehdit edildiği hali bana göstereceksen; bu durumda beni zâlimler topluluğunun içinde bulundurma Rabbim! Eğer onların tehdit edildiği hali bana göstereceksen. Bu ifade iki ihtimal içerir: Birincisi: Yâ Rabbi, onların tehdit edildiği durumu ister bana göster ister gösterme, her hâlükârda beni zâlimler güruhundan eyleme! Çünkü Allah, onların tehdit edildiği durumdan bir kısmını resülüne göstereceğini şu âyette vâdetmişti. "Sen şimdi sabret; Allahın vâdi mutlaka gerçekleşecek. Muhakkak ki biz, onlara vaktiyle bildirip uyarıda bulunduğumuz azabın bir kısmını sana göstereceğiz, bir kısmını da görmeden seni vefat ettireceğiz; ama onlar da sonunda bize dönecekler!" Buna göre azabın bir kısmı gösterilecek bir kısmı gösterilmeyecek. Peygamber demiş oluyor ki: Yâ Rabbi! Onların tehdit edildiği azabı bana ister göster, ister gösterme ne olur beni zâlimler güruhundan eyleme!.
İkincisi: Şüphesiz sen, onlara tehdit olarak vâdettiğin şeyi her ne kadar tahkik üzere bana gösterecek olsan da yâ Rabbi beni o zâlimler güruhundan eyleme!
Sonra Bu durumda beni zâlimler topluluğunun içinde bulundurma Rabbim! Bu beyanın iki farklı anlama gelmesi ihtimali vardır: Birincisi: Onlara tehdit olarak indirmeyi vâdetmiş olduğun azaba dûçar olmada beni zâlimler güruhundan eyleme. Çünkü ona azap etmesi de ona ehl-i adlin muamelesi gibi muamele etmesi de adalettendir. Sanki şöyle demiş gibi olur: Yâ Rabbi! Her ne kadar bana da onlara yaptığın muamele gibi muamele etmen adaletin bir gereği ise de bana onlara yaptığın muamelede bulunma. Çünkü Hz. Peygamber, her ne kadar âşikâr zellelere sahip olmasa da Allah'ın kendisine o kadar lütuf ve ihsanı var ki eğer Allah ondan bu nimetlere karşı şükür vazifesini ifa etmesini istese, o bunların tümüne şükretmek bir tarafa onlardan tek birinin şükrünü dahi ifaya güç yetiremez. Dikkat edilecek olursa görülecektir ki Hz. Peygamber'den (s.a.) şöyle bir rivayet nakledilmektedir: "Hiçbir kimse Allah'ın rahmeti olmaksızın cennete giremez". Denildi ki: "Sen de mi yâ Resûlallah!" O, "Evet, ben de! Ancak Rabb'imin rahmet ve merhametinin beni bürümesi sonucu bu mümkün olabilir!" buyurdu. İkincisi: Bu durumda beni zâlimler topluluğunun içinde bulundurma Rabbim! Bu beyanın sapkınlık ve azgınlık hakkında olması da mümkündür. Hz. Peygamber, zâlimler güruhunun özellikleri olan sapkınlık ve azgınlığa düşmekten kendisini korumasını istemiş olabilir. Bu Hz. İbrahim'in Rabb'ine dua etmesi ve O'ndan kendisini sapıklıktan korumasını istemesi gibi olur. Onun duası şöyledir: "Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan uzak tut!" Allah'ın onu özel koruması (ısmet) altına almış olması onun bu şekilde dua etmesine engel değildir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Tec'alnî (تَجْعَلْنِي)
İbn Fâris: Kelimenin c-a-l kökünün temelinde "bir şeyi yaratmak, bir halden başka bir hale dönüştürmek, kılmak ve var etmek" anlamlarının bulunduğunu saptar. Fiilin olumsuz emir kipiyle (lâ tec'alnî / beni kılma / beni bırakma) gelmesinin; peygamberin, zalimlerin uğrayacağı ontolojik ve fiziksel çöküşün (azabın) bizzat içine dâhil edilmekten, onlarla aynı yıkım statüsüne "dönüştürülmekten" korunma talebini nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Ca'l" kavramını, bir şeye sonradan yeni bir sıfat veya durum kazandırmak olarak açıklar. Duada "Beni onların içinde kılma" denilmesinin; ilahi azap fırtınası koptuğunda, müminin bedensel olarak zalimlerin arasında bulunsa bile, ilahi rahmetin (korumanın) onu o helak statüsünden (kaderinden) ayrı tutması yönündeki derin bir niyaz olduğunu vurgular.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Duadaki bu eylemin kelâmî boyutuna dikkat çeker. Peygamberin masum olmasına rağmen "Beni onlardan kılma" (lâ tec'alnî) diyerek sığınmasının; azabın (özellikle doğal afet formundaki felaketlerin) geldiğinde sadece suçluları değil, o ortamda bulunan herkesi kuşatan kör edici şiddetine (fitneye) karşı duyulan yüksek teolojik kaygıyı ve Allah'ın inayetine olan mutlak muhtaçlığı resmettiğini tahlil eder.
Fîl-Kavmi (فِي الْقَوْمِ)
İbn Fâris: Kelimenin k-v-m kökünün asli manasının "birlikte ayağa kalkmak, dikilmek, bir arada bulunmak ve ortak bir dayanışma içinde olmak" olduğunu saptar. "Fî" (içinde) harf-i ceriyle gelmesinin, zalimlerin sadece bireysel olarak değil, bir "kavm" (organize, dayanışma içindeki sosyolojik bir topluluk) olarak helak edileceklerini ve onlara ait her türlü fiziksel/sosyal bağın içine düşmekten uzak durma isteğini nitelediğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Kavm" kavramını, belirli bir inanç, menfaat veya yaşama biçimi etrafında kenetlenmiş insan topluluğu olarak tanımlar. Duada "zalimler topluluğunun içinde" olma korkusunun; sadece bedenen onların yanında bulunmayı değil, aynı zamanda onların helakine sebep olan o kolektif şirk psikolojisine ve isyan kaderine "dâhil olma/savrulma" endişesini anlambilimsel olarak ifade ettiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu: Cahiliye dönemi Arap toplumunda kabile (kavm) asabiyesinin birey üzerindeki mutlak hegemonyasını inceler. Peygamberin "Beni bu kavmin içinde kılma" duası, soy bağına ve ırkdaşlığa dayalı o eski, putperest, yatay dayanışma sisteminin bütünüyle reddedilip (kopuş); dikey, ahlaki ve ilahi bir bağa (takvaya) tutunarak o hastalıklı toplumsal bedenden kendini ontolojik olarak yalıtma devrimidir.
Ez-Zâlimîn (الظَّالِمِينَ)
İbn Fâris: Kelimenin z-l-m kökünün temelinde "bir şeyi kendi yeri olmayan, ona ait olmayan bir yere koymak, noksanlaştırmak, haddi aşmak ve karanlığa düşmek" anlamlarının yattığını saptar. İsm-i fâil çoğul kalıbında ve kavmin sıfatı olarak (zulmedenler / zalimler) gelmesinin, onların helaki hak etme nedenlerinin rastgele bir öfke değil, bizzat kendi iradeleriyle "hakkı çiğnemeleri" (şirk) olduğunu belirttiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Zulm" kavramını, hak olandan (Tevhid'den) sapmak, sınırı aşmak ve Allah'ın koyduğu düzeni bozmak olarak açıklar. Ayette müşrik toplumun "zalimler" olarak etiketlenmesinin, onların sadece insanlara eziyet ettikleri için değil, en büyük hakikati (Allah'ın birliğini) inkar ederek varoluşun en yüce hukukuna tecavüz ettiklerini (zulm-i azîm) vurgular.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın ahlak felsefesinde "zulm" kavramını detaylıca analiz eder. O'na göre Kur'an'da zulüm, sıradan bir haksızlıktan öte, tam bir teolojik isyandır. İnsanın kendi varoluş sınırlarını yıkarak, Allah'a ait olan yetkileri putlara veya kendine vermesi, ahlaki evrenin merkezini kaydırmasıdır. Dua eden kişinin "zalimlerden" olmaktan sığınması, bu teolojik kaostan ve onun getireceği kaçınılmaz ontolojik yıkımdan tiksintisini ifade eder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç: Zulüm kavramının kendi kendini helak eden mekanizmasına dikkat çeker. "Zâlimîn" sıfatı, aslında dışarıdan bir cezaya gerek kalmadan, içten içe kendi varlığını çürüten bir hastalığın adıdır. "Beni onların içinde kılma" diyen mümin; evrendeki adaletin (Hakk'ın) işleyişi gereği, o zulüm çarkının eninde sonunda kendi mimarlarını ezip geçeceğini (helak olacağını) felsefi bir netlikle idrak etmiştir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla