عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'minûn Sûresi, 92. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: müminun suresi, gayb, müminun suresi 92. ayet, münezzeh, şehadet, müminun 92, şirk, ilim, bilgi
-
91. "Allah asla çocuk edinmemiştir. O'nunla beraber başka bir tanrı da yoktur; aksi takdirde her tanrı kendi yarattıklarını alıp bir tarafa çekilir ve mutlaka o tanrılardan biri diğerine baskın gelmeye çalışırdı. Doğrusu Allah o müşriklerin yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir."
92. "Allah görünmez âlemi de duyularla algılanan âlemi de bilmektedir. O, putperestlerin kendisine ortak saydığı şeylerden çok uzaktır."
Allah asla çocuk edinmemiştir. O'nunla beraber başka bir tanrı da yoktur; aksi takdirde her tanrı kendi yarattıklarını alıp bir tarafa çekilir ve mutlaka o tanrılardan biri diğerine baskın gelmeye çalışırdı. Mümkündür ki bu ifadelerin her biri, daha önce geçtiği üzere birbiri ile bağlantılıdır. Yine mümkündür ki bu ifadelerden her biri tek başına, birbirinden bağımsız olarak bir anlam ifade etmek üzere sevkedilmiştir. Eğer birinci ihtimal söz konusu ise o takdirde Allah asla çocuk edinmemiştir meâlindeki beyan şu anlamı ifade içindir: Eğer Allah bir çocuk edinmiş olsaydı onun da aynı şekilde ilâh olması gerekirdi. Çünkü çocuk babanın cinsinden ve onunla aynı özden olur. Çocuk babadan başkasının özünden ya da onunkinden ayrı bir cinsten olmaz. Yaygın olarak bilinen husus böyledir. Eğer çocuk da sözünü ettiğimiz şekilde ilâh olsaydı O takdirde her tanrı kendi yarattıklarını alıp bir tarafa çekerdi. Eğer birbiri ile bağlantılı olmaz ise o takdirde bütün bunların bozulmasını belirten durum ortaya çıkar. Çünkü Allah şöyle buyurmuştur: Eğer onların kuruntuları doğrultusunda O'nunla birlikte başka bir tanrı olsaydı o takdirde her tanrı hayır ve şerden yarattığı ve ulûhiyetine işaret eden her bir şeyi alır bir tarafa çekerdi ve mutlaka o tanrılardan biri diğerine baskın gelirdi. Yani yeryüzünde nasıl hükümdarlar birbirine galebe çalmak için uğraş verirlerse onlar da öyle yaparlar, birbirlerine galebe çalar ve üstünlük kurarlardı. Onların bu dedikleri de olduğu zaman o takdirde ulûhiyet ve rubûbiyete (tanrılık ve rablık) işaret edecek bir durum kalmazdı. Eğer bu olmaz ise o takdirde bu durum O'nun bir ve asla ortağı ve hiçbir şekilde çocuğu olmadığını gösterir. Zira evrendeki düzenin varlığı ve sürdürülmesi ve her bir şeyin belli bir sınır ve esas üzere varlığını sürdürüyor olması, birden fazla değil tek bir olan yaratıcı Tanrı'nın ulûhiyetine delil olur. Zira birden fazla olması tasavvur edilecek olsaydı, o takdirde mutlaka biri diğerine galebe çalmaya ve üstünlük kurmaya çalışacaktı ve sonra da haliyle şu âyette bahsedilen durum olacaktı: "Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka tanrılar bulunsaydı kesinlikle yerin göğün düzeni bozulurdu"
Sonra mâlum olduğu üzere böyle bir istidlâl biçimi Allahın ulûhiyetini inkâr eden ve putlara tapan kimselere yönelik olmaz. Bunlar Arap müşrikleri ve Mekke kâfirleridir. Böylesi bir delil getirme usulü, Allah'ın ulûhiyetini tanıyan, ancak duyduğu bir ihtiyaca binaen O'na şerik koşan kimseler için söz konusu olur. Bunlar da Seneviyye, Dehriyye ve Mecûsîlik inancı taşıyan, şerri yaratanı hayrı yaratandan ayrı gören, bunun yaratıcısının onun yaratıcısından başka olduğunu kabul eden kimselerdir. Bu takdirde Allah onların yakıştırdıkları ortaklardan münezzehtir kavl-i celîli yarattığı varlıkları yaratmada onların sözünü ettikleri ihtiyaç duyma ve yarar sağlama gibi nitelemelerden yücedir. Onların kendisine ortak saydığı şeylerden çok uzaktır meâlindeki beyan da aynı şekildedir. Zahiri itibariyle bahsi geçen çocuk ve ortakları bulunduğu iddiasına gelince hâşâ O, onların çocuk edinme ve ortak sahibi olma şeklindeki isnatlarından, O'nu lâyık olmadığı bir şekilde nitelemelerinden ve hakkındaki uygunsuz sözlerinden uzaktır. Ya da Allah onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir, yani yaratılmış ve sonradan olmuş bir varlığın nitelenmesi gibi anılmaktan uzaktır. Çünkü onlar Allah'ı çocuk edinme ile niteliyorlardı. Çocuk ise bilinen şekliyle ancak bir baba ve anneden peydahlanır. Bu şekilde olan üreme insanlar arasında bilinen (ve mûtat olan) bir durumdur. Hal böyle iken Allah'ı çocuk edinmekle nitelerlerse, sözünü ettiğimiz yönden O'nu yaratılmış ve sonradan olmuş bir varlığa benzetmiş olurlar ki Allah böyle bir konum sahibi olmaktan kendi zatını tenzih etmiştir.
Yorumu Yorumla
-
Âlimi (عَالِمِ)
İbn Fâris: Kelimenin a-l-m kökünün asli manasının "bir şeyin hakikatine nüfuz etmek, onu diğerlerinden ayıran izi/alameti kavramak ve kesin bilgiye ulaşmak" olduğunu saptar. İsm-i fâil (etken özne) yapısında gelen bu kelimenin, Allah'a nispet edildiğinde O'nun bilgisinin yüzeysel bir haberdar olma hali değil, nesnelerin varoluşsal özünü bütünüyle kuşatan mutlak bir "Bilen" otorite olduğunu nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "İlim" kavramını, bir şeyin mahiyetini zihinde şeksiz şüphesiz idrak etmek olarak tanımlar. Ayette Allah'ın "Âlim" sıfatıyla zikredilmesinin, müşriklerin uydurduğu ve sınırları olan aciz putların aksine; Yaratıcı'nın evrendeki en ufak bir zerreyi bile bilgi dairesi dışında bırakmayan, mutlak ve ihata edilemez (kuşatılamaz) bir epistemolojik merkeze sahip olduğunu vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin sözlükte "hakkıyla bilen, ilim sahibi" manalarına geldiğini aktarır. Kelâm ilminde Allah'ın sübûtî sıfatlarından olan ilmin, O'nun zatıyla kaim olduğunu; ayette bu ismin kullanılmasının, Allah'ın evrendeki her türlü sırrı ve açığı bildiğini tescil ederek müşriklerin O'ndan bir şey gizleyebilecekleri vehmini yıktığını açıklar.
El-Ğaybi (الْغَيْبِ)
İbn Fâris: Kelimenin ğ-y-b kökünün temelinde "bir şeyin gözden kaybolması, örtülmesi, duyuların ötesinde kalması ve gizlilik" anlamlarının yattığını saptar. İnsanın beş duyusuyla algılayamadığı, fiziksel sınırların ötesinde kalan her türlü zaman, mekân ve varlık boyutunu kapsayan geniş bir ontolojik terim olduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Ğayb" kavramını, insanın idrak melekelerinin yetersizliği sebebiyle ondan gizlenen hakikatler olarak açıklar. Allah'ın "gaybı bilen" (Âlimi'l-ğaybi) olarak nitelenmesinin, O'nun için hiçbir sırrın veya örtülü alanın bulunmadığını; insanın zihninden geçen düşüncelerden, melekler âlemine ve henüz yaşanmamış geleceğe kadar her şeyin O'nun indinde apaçık (şehadet) olduğunu anlambilimsel olarak vurgular.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın ontolojik haritasında "ğayb" (görünmeyen) ve "şehâdet" (görünen) kavramlarının diyalektiğini tahlil eder. Müşrik aklın sadece "şehadet" (fiziksel dünya) ile sınırlı, sığ bir evren tasavvuruna sahip olduğunu belirtir. Kur'an'ın "ğayb" vurgusuyla, varlığın asıl devasa ve belirleyici kısmının fizikötesi alemde bulunduğunu; Allah'ın bu iki âlemi de (görüneni ve görünmeyeni) eş zamanlı olarak kuşatan tek hâkim güç olduğunu ilan ettiğini ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde sözlük anlamının "gizli, gözden uzak olan, duyularla algılanamayan" olduğunu belirtir. Akaid ilminde gaybın mutlak ve izafi olarak ikiye ayrıldığını, ayetteki kullanımın Allah'a has olan o mutlak gayb bilgisini (gelecek, ruh, ahiret gibi) ifade ettiğini ve bu alanın uluhiyetin (Tanrılığın) en temel tekel alanı olduğunu açıklar.
Ve'ş-Şehâdeti (وَالشَّهَادَةِ)
İbn Fâris: Kelimenin ş-h-d kökünün asli manasının "bir yerde bizzat hazır bulunmak, gözle görmek, tanıklık etmek ve açıkta olmak" olduğunu saptar. "Ğayb" kelimesinin tam zıddı olarak gelen bu ismin, evrende var olan, fiziki yasalara tabi olan ve insanların duyularıyla algılayabildiği o somut (materyal) âlemi nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Şuhûd/Şehadet" kavramını, bir şeye bizzat katılarak veya onu duyularla müşahede ederek kesin bilgi sahibi olmak olarak tanımlar. Ayette "gayb ve şehadeti bilen" tamlamasının, Allah'ın ilminin hem metafizik âlemi (batın) hem de fiziksel evreni (zahir) aynı anda ve aynı netlikte kuşattığını; O'nun için bu iki boyut arasında epistemolojik bir fark (zorluk/kolaylık) bulunmadığını vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "görünen, açıkta olan, tanıklık edilen âlem" manalarına geldiğini aktarır. Tefsir literatüründe bu kelimenin, insanın üzerinde yaşadığı, laboratuvarlarda inceleyebildiği veya teleskoplarla görebildiği tüm fiziksel kâinatı ifade ettiğini; Allah'ın ilminin bu görünen âlemin de her zerresine nüfuz ettiğini tescil eden bir kavram olduğunu açıklar.
Fe-teâlâ (فَتَعَالَىٰ)
İbn Fâris: Kelimenin a-l-v kökünün temelinde "yüksekte olmak, yukarı çıkmak, üstün gelmek ve yücelik" anlamlarının bulunduğunu saptar. Tefa'ul babından türeyen "teâlâ" fiilinin, Allah'ın zatına yönelik mutlak bir aşkınlığı, her türlü noksanlıktan ve yaratılmışlara ait özellikten benzersiz bir şekilde "yüksekte ve uzak" olmayı nitelediğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: "Uluvv" kavramını, mekânsal bir yükseklikten ziyade, makam, kudret ve şan bakımından ulaşılamaz bir yücelik olarak açıklar. "Fe teâlâ" (O, çok yücedir / münezzehtir) eyleminin, müşriklerin Allah'a isnat ettikleri tüm ortakları, çocukları ve iftiraları O'nun mutlak kusursuz zatından ontolojik olarak sıyırıp atan ve O'nu erişilmez bir uluhiyet zirvesine yerleştiren sarsılmaz bir tenzih fiili olduğunu vurgular.
Dücane Cündioğlu: Tenzih felsefesinde "teâlâ" eyleminin estetik ve teolojik ağırlığını tahlil eder. O'na göre bu kelime, insan aklının Tanrı'yı kendi sığ kalıplarına (putlara veya cisimlere) indirgeme çabasına karşı Kur'an'ın verdiği sarsıcı bir cevaptır. Allah, insan zihninin üretebileceği her türlü tasavvurun, formun ve "şirkin" (ortaklığın) daima üstündedir, onlardan ontolojik olarak bağımsızdır ve mutlak anlamda "aşkındır" (teâlâ).
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin lügat manasının "yüceldi, aşkın oldu, münezzeh kılındı" olduğunu belirtir. Kelâm ilminde bu kavramın, Allah'ın mahlukata benzemekten (teşbih ve tecsimden) bütünüyle uzak olduğunu, O'nun şanının müşriklerin hayal edemeyeceği kadar yüksek ve kusursuz olduğunu ilan eden temel bir tenzih (arındırma) ifadesi olduğunu açıklar.
Ammâ (عَمَّا)
İbn Fâris: Arapça dilbilgisinde "hakkında, -den/-dan, uzağında" manalarına gelen "an" harf-i ceri ile "şey/o ki" manasına gelen ism-i mevsul (bağlaç) "mâ" edatının idgamından (kaynaşmasından) oluştuğunu saptar. Ayette "teâlâ" fiiliyle birleşerek (o şeyden/şeylerden yücedir ki), müşriklerin ürettikleri şirk inançları ile Allah'ın zatı arasına aşılamaz bir mesafe, mutlak bir "uzaklık/kopuş" koyan yapısal bir edat olduğunu belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: "O şeyden ki, -dikleri şeyden" manalarına gelen bir bağlaç grubu olduğunu aktarır. Ayetin sözdiziminde, müşriklerin şirk eylemini Allah'ın yüceliğinden tenzih eden (ayıran) köprü işlevi gördüğünü kaydeder.
Yuşrikûn (يُشْرِكُونَ)
İbn Fâris: Kelimenin ş-r-k kökünün asli manasının "iki nesnenin veya kişinin birbirine karışması, ortaklık kurması, bir şeyde pay sahibi olması" olduğunu saptar. Fiilin if'âl babında ve geniş zaman kalıbında (ortak koşuyorlar) gelmesinin, müşriklerin Allah'ın zatına, yaratıcılığına veya evren üzerindeki mutlak otoritesine (melekûtuna) sahte paydaşlar (putlar, cinler, melekler) atama yönündeki o asılsız ve küstah eylemini nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Şirk" kavramını, insanın mülkte, itaatte ve uluhiyette (Tanrılıkta) Allah'a eş veya ortak nispet etmesi olarak tanımlar. Ayette "onların ortak koştukları şeylerden (ammâ yuşrikûn) O yücedir" denilmesinin; Yaratıcı'nın mutlak tekliğini (Tevhid'i) zedelemeye çalışan her türlü politeist (çok tanrılı) inancın, evrenin ve gaybın sahibine yönelik felsefi bir hezeyan olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın anlambilimsel evreninde şirk eylemini, "Tevhid"in ontolojik zıddı olarak analiz eder. "Yuşrikûn" fiili, evreni ve varlığı tek bir merkezden (Allah'tan) okumak yerine, onu birbirinden bağımsız parçalara bölen, ilahi iktidarı şefaatçiler arasında dağıttığını sanan şizofrenik bir akıl tutulmasıdır. Kur'an, "teâlâ" (yücelik) kavramıyla bu parçalanmış aklı reddederek varlığın bütünlüğünü korur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin lügat anlamının "ortak koşmak, eş tanımak, paydaş saymak" olduğunu belirtir. Kelâm ilminde bu kavramın, Allah'ın mutlak birliğine müdahale etmeye kalkan, O'nun yanına otoriteler koyarak insanın sorumluluktan kaçmasını sağlayan en büyük ontolojik suç (zulm-i azîm) olduğunu açıklar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla