Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mü'minûn Sûresi, 90. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mü'minûn Sûresi, 90. Ayet

    بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِالْحَقِّ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Bel eteynâhum bilhakki ve-innehum lekâżibûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Doğrusu biz onlara hakkı bildirdik, onlar ise kesinlikle yalancıdırlar."

      Doğrusu biz onlara hakkı bildirdik. Daha önce de belirtildiği üzere hakkın çeşitli anlamları vardır. Birincisi haktan maksat Allah'ın birliği, ulûhiyeti ve ortaklardan, çocuktan ve onların nitelemekte oldukları diğer özelliklerden yüce olmasıdır. Yahut haktan maksat Kur'ân'dır. Onlara hak ve Allah katından olduğunu bildikleri Kur'ân'ı getirdik. Veya haktan maksat Hz. Muhammed'dir. Onlar, onun hak olduğunu ve onun Allah'ın kendilerine göndermiş olduğu resûlü olduğunu bilmektedirler. Yahut da haktan maksat kendileri ile ilgili olarak zikredilmiş olan makam, mevki ve şerefleridir. Ya da haktan maksat kulları olarak onlar üzerindeki Allah'ın hakkı ve keza birbirleri üzerindeki hak ve hukuklarıdır. En doğrusunu Allah bilir.

      Onlar ise kesinlikle yalancıdırlar. Onlar, Rab'lerini lâyık olmadığı bir şekilde nitelemeleri konusunda kesinlikle yalancıdırlar. Yahut Kur'ân'ın Allah katından indirilme olmayıp uydurma ve düzmece olduğu şeklindeki iddialarında kesinlikle yalancıdırlar. Yahut onlar, peygamberin sihirbaz yahut cinlenmiş olduğu ve onun bir peygamber olmadığına dair iddialarında yalancıdırlar. Onlar inkâra kalkıştıkları her konuda yalancıdırlar. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Eteynâhum (أَتَيْنَاهُم)

        İbn Fâris: Kelimenin e-t-y kökünün temelinde "bir şeye doğru yönelmek, gelmek, getirmek, bir nesneyi ulaştırmak ve vermek" anlamlarının yattığını saptar. Fiilin birinci çoğul şahıs ve mazi kalıbında (Biz onlara getirdik/verdik) gelmesinin, hakikatin (vahyin) rastgele veya insanların kendi çabalarıyla bulunmuş bir bilgi olmadığını; bizzat Allah'ın lütfu ve yönlendirmesiyle onlara hediye edilmiş bir mesaj olduğunu kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "İtâ" eylemini, bir bağışı, lütfu veya gerçeği muhatabına cömertçe ve doğrudan takdim etmek olarak açıklar. Müşriklerin büyülenmiş aklına (tusharûn) karşı ilahi iradenin, onları uyandırmak ve karanlıktan çıkarmak için en sarsılmaz doğruları "onların ayağına kadar getirdiğini" anlambilimsel olarak vurgular.

        Bil-Hakkı (بِالْحَقِّ)

        İbn Fâris: Kelimenin h-k-k kökünün asli manasının "bir şeyin sabit, kesin, sarsılmaz, doğru ve evrenin yasalarına tam uygun olması" olduğunu saptar. Harf-i cer ile "bil-hakkı" (hak ile / mutlak gerçek ile) formunda gelmesinin, vahyin içeriğinin hiçbir illüzyona, sihire (s-h-r) veya efsaneye dayanmadığını; aksine evrenin o kusursuz, pürüzsüz ve nesnel gerçekliğiyle birebir örtüştüğünü belirttiğini kaydeder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç: Kur'an ontolojisinde "Hak" kavramının teolojik ağırlığını tahlil eder. Müşriklerin içinde yüzdüğü o "büyülenmişlik" (tusharûn) ve uydurma masallar (esâtir) evreninin karşısına, Kur'an'ın sarsılmaz bir kaya gibi "Hak"kı koyduğunu belirtir. Hak, insanın bencil arzularına (hevalarına) göre şekillenmeyen, evreni ayakta tutan o mutlak ilahi ve nesnel adalettir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Sözlükte "gerçek, doğru, asılsız olmayan sabit varlık" manalarına geldiğini aktarır. Tefsir literatüründe bu kelimenin, peygamberin tebliğ ettiği tevhid inancının ve ahiret gerçeğinin; hiçbir şüphe, batıl veya yalan unsuru barındırmayan ilahi bir mutlakiyet taşıdığını tescil ettiğini açıklar.

        Kâzibûn (لَكَاذِبُونَ)

        İbn Fâris: Kelimenin k-z-b kökünün temelinde "doğrunun zıddı olmak, asılsız söz söylemek, gerçeğe aykırı beyanda bulunmak ve vaadinden dönmek" anlamlarının bulunduğunu saptar. İsm-i fâil çoğul kalıbı ve baştaki tekit "lâm"ı ile (muhakkak ki onlar yalancılardır) gelmesinin, müşriklerin düştüğü durumun sıradan bir hata değil, bile isteye sergilenen mutlak bir "sahtekârlık ve yalan" karakteri olduğunu belirttiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Kizb" kavramını, insanın sahip olduğu bilgi ile dilinden/eyleminden dökülen beyan arasındaki o kasıtlı zıtlık (örtüşmeme) hali olarak tanımlar. Ayette müşriklerin "yalancılar" olarak nitelenmesinin sebebi; onların Allah'ı evrenin sahibi olarak (Lillâh diyerek) bilmelerine rağmen, O'na ortak koşmaları ve ahireti inkâr etmelerindeki o derin ahlaki çelişki ve kendi vicdanlarına söyledikleri yalandır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde sözlük anlamının "yalan söyleyenler, hakikati çarpıtanlar" olduğunu belirtir. Kelâm ilminde bu sıfatın, evrenin mutlak sahibi ve yaratıcısı olan Allah'ın gücünün ölüleri diriltmeye (ba's) yetmeyeceğini iddia eden inkârcıların o asılsız, çelişkili ve fıtrata aykırı söylemlerini çürüten nihai bir ahlaki yargı olduğunu açıklar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X