سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ فَاَنّٰى تُسْحَرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'minûn Sûresi, 89. Ayet
Daralt
X
-
88. "'Biliyorsanız söyleyin, bütünüyle varlığın yönetimi elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmaya muhtaç olmayan kimdir?' de."
89. "'Yönetim Allah'ın' diyecekler. O zaman nasıl oluyor da böyle büyülenmiş gibi davranıyorsunuz?' de."
Biliyorsanız söyleyin, bütünüyle varlığın yönetimi elinde olan... kim? Madem ki bunu biliyor ve bunun cevabının Allah olduğunu ikrar ediyorsunuz, o zaman nasıl oluyor da böyle büyülenmiş gibi davranıyorsunuz? Şöyle de denildi: Bu gerçeklikten nasıl oluyor da yüz çeviriyorsunuz?! Bazıları da şöyle demişlerdir: Bütün bunların Allah'a ait olduğunu bildiğinize göre nasıl oluyor da bu konuda aldatılıyor ve gururunuza yenik düşüp yanlış yapıyorsunuz? Şöyle bir yorum da mümkün olabilir: O zaman nasıl oluyor da böyle büyülenmiş gibi davranıyorsunuz meâlindeki beyan Hz. Peygamber'e ilişkin tavırlarını ifade etmekte ve "Nasıl oluyor da onun sâhir, yani bir sihirbaz ve yalancının biri olduğunu söyleyebiliyorsunuz? Oysaki o sizi sadece, sizin ikrar ve itiraf ettiğiniz bir gerçekliğe davet etmektedir. Hal böyle iken nasıl olur da onu sihirle ilişkilendirebilirsiniz! En doğrusunu Allah bilir.
Bütünüyle varlığın yönetimi. Bu beyanı daha önce açıklamıştık. Kendisi her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmaya muhtaç olmayan. Yani her korku sahibini teskin edip onu güvende kılan ve O'nun korku saldığı kimseye asla güven veren kimsenin olmayacağı yüce varlık. Bu şu âyetteki ifade gibidir: "Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa onu kendisinden başka giderecek yoktur ve eğer sana bir hayır verirse bilesin ki O her şeye kadirdir". Ebû Avsece şöyle demiştir: O önleyen, kendisinden hiçbir kimseyi engelleyebilecek biri asla olmayan ise gururunuza yenilir ve aldanırsınız anlamındadır. "Suhirtü" (سُحِرْتُ) denilir ve bununla büyülendim, gururuma yenik düştüm ve aldandım anlamı kastedilir. "Tüsharûn" (تُسْحَرُونَ) kelimesiyle aldatılır ve bundan vazgeçirilirsiniz, denilmiştir. Büyüye de bu anlamdan hareketle "sihir" denilmiştir.
Yorumu Yorumla
-
Se-yekûlûne (سَيَقُولُونَ)
İbn Fâris: Gelecek zaman bildiren "sîn" edatı ve k-v-l (söz söylemek) kökünden türeyen fiilin birleşimidir. Her şeyin melekûtunun (mutlak yönetiminin) kimin elinde olduğu sorulduğunda, müşriklerin fıtratlarında yatan o bastırılamaz bilginin zorunlu bir neticesi olarak, kaçınılmaz bir şekilde "Allah'ındır" diyeceklerini kesin bir dille nitelediğini saptar.
Râgıb el-İsfahânî: "Kavl" eyleminin gelecek zamanla pekiştirilmesinin, inkar edilemez makro kozmik gerçeklik (melekût) karşısında, en inatçı aklın bile kendi içsel bilgisini (vicdanını) susturamayarak bu hakikati dilbilimsel olarak seslendirmek zorunda kalışını anlambilimsel olarak ifade ettiğini vurgular.
Lillâhi (لِلَّهِ)
Arthur Jeffery: Kelimenin etimolojik kökeninde Semitik dillerin ortak uluhiyet kavramına işaret eder. Aramice ve Süryanicedeki "Alâhâ" formlarıyla derin akrabalığını saptar. Müşriklerin kendi ağızlarından dökülen bu "Lillâh" (Allah'ındır) itirafının; onların Allah'ı evrenin mutlak sahibi olarak bildiklerini, ancak O'nun eşsiz otoritesini günlük hayatta aciz putlarla paylaştırmaya kalkarak felsefi ve teolojik bir tutarsızlığa düştüklerini belgelediğini inceler.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: "Allah'a aittir, Allah'ındır" manasına gelen bu mülkiyet/tahsis ifadesinin; evrenin yönetiminde (melekûtta) hiçbir özerk gücün, aracı kurumun veya şefaatçinin hissesi olamayacağını ilan eden mutlak bir tevhid tasdiki olduğunu açıklar.
Tusharûn (تُسْحَرُونَ)
İbn Fâris: Kelimenin s-h-r kökünün asli manasının "gecenin son vakti (seher), karanlığın aydınlığa karışması, bir şeyi olduğundan farklı göstermek, göz boyamak ve aldatmak" olduğunu saptar. Fiilin edilgen (meçhul) ve geniş zaman kipiyle gelmesinin (nasıl büyüleniyorsunuz / aldatılıyorsunuz?), müşriklerin aklının nasıl mantık dışı bir illüzyonla hakikatten koparıldığını nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: "Sihir" kavramını, gerçeği gizleyip yalanı süslü ve cazip göstererek insan idrakini felç eden eylem olarak tanımlar. Ayette "Öyleyse nasıl oluyor da büyüleniyorsunuz?" şeklindeki kınama sorusunun (istifham-ı tevbihî); Allah'ın evrenin sahibi olduğunu bildikleri halde putlara tapmaya devam eden müşriklerin, ancak "aklını yitirmiş, büyülenmiş/efsunlanmış" bir zihnin sergileyebileceği bir hezeyan içinde olduklarını vurgular.
Toshihiko Izutsu: Cahiliye dönemindeki sihir algısını ve Kur'an'ın bu kavramı tersyüz edişini analiz eder. Müşrikler, tevhid inancını getiren peygambere "sihirbaz/büyülenmiş" derken; Kur'an, tam tersine, asıl "büyülenmiş" (tusharûn) olanların, o devasa evrensel ahengi (melekûtu) görüp de tahta veya taştan yontulmuş putlardan medet uman o irrasyonel, akıl tutulması yaşayan müşrik kitleler olduğunu eşsiz bir polemik diliyle tahlil eder.
Dücane Cündioğlu: Aklın büyülenmesi felsefesine dikkat çeker. "Tusharûn" fiilinin, insanın kendi uydurduğu yalanlara (putlara, statüye, kibre) nasıl körü körüne âşık olduğunu ve bu narsisizmin (kibrin) insanı kendi fıtratına karşı nasıl efsunladığını/büyülediğini resmettiğini belirtir. Bu kelime, hakikati bildiği halde inkâr eden aklın içine düştüğü o karanlık hipnoz halinin adıdır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla