Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mü'minûn Sûresi, 88. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mü'minûn Sûresi, 88. Ayet

    قُلْ مَنْ بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُج۪يرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul men biyedihi melekûtu kulli şey-in vehuve yucîru velâ yucâru ‘aleyhi in kuntum ta’lemûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      88. "'Biliyorsanız söyleyin, bütünüyle varlığın yönetimi elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmaya muhtaç olmayan kimdir?' de."

      89. "'Yönetim Allah'ın' diyecekler. O zaman nasıl oluyor da böyle büyülenmiş gibi davranıyorsunuz?' de."

      Biliyorsanız söyleyin, bütünüyle varlığın yönetimi elinde olan... kim? Madem ki bunu biliyor ve bunun cevabının Allah olduğunu ikrar ediyorsunuz, o zaman nasıl oluyor da böyle büyülenmiş gibi davranıyorsunuz? Şöyle de denildi: Bu gerçeklikten nasıl oluyor da yüz çeviriyorsunuz?! Bazıları da şöyle demişlerdir: Bütün bunların Allah'a ait olduğunu bildiğinize göre nasıl oluyor da bu konuda aldatılıyor ve gururunuza yenik düşüp yanlış yapıyorsunuz? Şöyle bir yorum da mümkün olabilir: O zaman nasıl oluyor da böyle büyülenmiş gibi davranıyorsunuz meâlindeki beyan Hz. Peygamber'e ilişkin tavırlarını ifade etmekte ve "Nasıl oluyor da onun sâhir, yani bir sihirbaz ve yalancının biri olduğunu söyleyebiliyorsunuz? Oysaki o sizi sadece, sizin ikrar ve itiraf ettiğiniz bir gerçekliğe davet etmektedir. Hal böyle iken nasıl olur da onu sihirle ilişkilendirebilirsiniz! En doğrusunu Allah bilir.

      Bütünüyle varlığın yönetimi. Bu beyanı daha önce açıklamıştık. Kendisi her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmaya muhtaç olmayan. Yani her korku sahibini teskin edip onu güvende kılan ve O'nun korku saldığı kimseye asla güven veren kimsenin olmayacağı yüce varlık. Bu şu âyetteki ifade gibidir: "Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa onu kendisinden başka giderecek yoktur ve eğer sana bir hayır verirse bilesin ki O her şeye kadirdir". Ebû Avsece şöyle demiştir: O önleyen, kendisinden hiçbir kimseyi engelleyebilecek biri asla olmayan ise gururunuza yenilir ve aldanırsınız anlamındadır. "Suhirtü" (سُحِرْتُ) denilir ve bununla büyülendim, gururuma yenik düştüm ve aldandım anlamı kastedilir. "Tüsharûn" (تُسْحَرُونَ) kelimesiyle aldatılır ve bundan vazgeçirilirsiniz, denilmiştir. Büyüye de bu anlamdan hareketle "sihir" denilmiştir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Biyedihî (بِيَدِهِ)

        İbn Fâris: Kelimenin y-d-y kökünün asli manasının "insanın omzundan parmak uçlarına kadar olan organı, el, güç, nimet, tasarruf ve mülkiyet" olduğunu saptar. Aidiyet zamiri ve yönelme edatıyla (Biyedihî / O'nun elindedir) gelen bu ismin, mutlak otoritenin, evrendeki her zerrenin sevk ve idaresinin doğrudan, aracısız ve bütünüyle Allah'ın "kudretinde/tasarrufunda" olduğunu metaforik olarak nitelediğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Yed" kavramının fiziksel uzuv olmasının yanı sıra, Arap dilinde bir şeyin mülkiyetine mutlak surette sahip olmayı, gücü ve inisiyatifi elinde tutmayı (kudret) ifade ettiğini açıklar. Ayette "Melekût O'nun elindedir" tamlamasındaki bu kelimenin, müşriklerin putlarına veya liderlerine atfettikleri o sahte iktidarları sıfırlayarak, kâinatın dizginlerinin kimin "elinde" (kudretinde) olduğunu anlambilimsel olarak çerçevelediğini vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: İlgili maddesinde sözlük anlamının "el, kuvvet, hâkimiyet, nimet" olduğunu belirtir. Kelâm ilminde (Müteşâbih sıfatlar bağlamında) "Yedullah" (Allah'ın eli) tabirinin asla antropomorfik (insan biçimci) bir uzuv olarak anlaşılamayacağını; bu ifadenin O'nun evren üzerindeki mutlak iktidarını, koruyuculuğunu ve eşsiz hâkimiyetini simgeleyen teolojik bir mecaz olduğunu açıklar.

        Melekûtu (مَلَكُوتُ)

        Arthur Jeffery: Kelimenin etimolojik kökeninde Semitik dillerin güçlü siyasi ve teolojik terminolojisine işaret eder. Kökün Süryanice ve Hristiyan Aramicesindeki "malkûthâ" (krallık, mutlak egemenlik, ilahi hükümranlık) kelimesiyle doğrudan akraba olduğunu kesin olarak saptar. Kur'an'ın bu görkemli kelimeyi Arapçalaştırarak (m-l-k köküyle kaynaştırarak), Allah'ın sadece yüzeysel bir sahip olmadığını; görünen ve görünmeyen tüm evrenin mutlak, sınırsız ve ruhani/fiziksel "Krallığının" (Melekût'un) sahibi olduğunu ilan ettiğini inceler.

        İbn Fâris: Kelimenin m-l-k kökünün temelinde "bir şeye bütünüyle sahip olmak, güç yetirmek, hükmetmek ve boyun eğdirmek" anlamlarının yattığını belirtir. "Mülk" kelimesinin sonuna "vav ve te" (ût) eklenerek oluşturulan mübalağa (abartı/aşırılık) formu olan "Melekût"un; mülkün en derin, en gizli, en kuşatıcı ve insan idrakini aşan o mutlak hâkimiyet boyutunu nitelediğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: "Mülk" kavramını nesnelerin dış yüzeyindeki (zahir) sahiplik, "Melekût" kavramını ise evrenin içyüzündeki, ruhaniyatındaki ve metafizik boyutundaki (batın) o mutlak ilahi egemenlik olarak tanımlar. "Her şeyin melekûtu" tamlamasının, Allah'ın yaratılmışların sadece bedensel formlarına değil, onların varoluşsal yasalarına, ruhlarına ve kuantum seviyesindeki her zerrelerine kadar nüfuz eden o eşsiz iktidarını vurgular.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç: Melekût kavramının felsefi derinliğini tahlil eder. O'na göre Melekût, maddenin arkasındaki manayı, fiziğin arkasındaki metafiziği yöneten ilahi işletim sistemidir. İnsanın dünyevi "mülk" iddialarının, bu devasa "Melekût" (İlahi Hükümranlık) karşısında sadece bir illüzyon ve oyuncak olduğunu; ayetin müşrik kibrini bu makro-tasavvurla ezdiğini ifade eder.

        Kulli (كُلِّ)

        İbn Fâris: Kelimenin k-l-l kökünün asli manasının "kapsamak, bütünü içine almak, sınırlandırmak ve istisna bırakmamak" olduğunu saptar. Ayette "kulli şey'in" (her şeyin) tamlamasının bir parçası olarak gelmesinin, Allah'ın melekûtunun (egemenliğinin) sadece göklerle veya büyük varlıklarla sınırlı olmadığını, mikro veya makro hiçbir zerre dışarıda kalmaksızın mutlak bir "bütünlüğü" nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "Küll" kavramını, parçaların (cüzlerin) bir araya gelerek oluşturduğu eksiksiz ve kapsayıcı bütün olarak açıklar. Bu kelimenin, ilahi otoritenin etki alanında hiçbir gri bölgeye, hiçbir özerk alana veya sahte ilahların inisiyatifine yer bırakmadığını, her şeyin bu şemsiyenin altında ezildiğini vurgular.

        Şey'in (شَيْءٍ)

        İbn Fâris: Kelimenin ş-y-e kökünün temelinde "bir şeyi dilemek, kastetmek, irade etmek ve var olan/somut nesne" anlamlarının bulunduğunu saptar. (Meşiet/İrade kelimesiyle aynı köktendir). Ayette "kulli şey'in" (her şeyin) şeklinde gelmesinin, evrende var olan, zihinde tasavvur edilebilen, canlı cansız, soyut somut "varlık kazanmış her ne varsa" tamamını kapsayan mutlak bir ontolojik terim olduğunu kaydeder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin lügat anlamının "nesne, varlık, mevcut olan şey, mefhum" olduğunu aktarır. Kelâm ilminde "şey" kavramının, Allah'ın yaratma iradesi (meşiet) sonucu yokluktan varlık sahnesine çıkan her türlü mevcudatı (masivayı) ifade ettiğini; her şeyin melekûtunun O'nun elinde olmasının, vahdet-i kudretin (kudretin birliğinin) en kesin ilanı olduğunu açıklar.

        Yucîru (يُجِيرُ)

        İbn Fâris: Kelimenin c-v-r kökünün asli manasının "birinin yanına gelmek, komşu olmak (civâr), sığınmak, birini koruması altına almak ve tehlikeden kurtarmak" olduğunu saptar. İf'âl babında (ecâre / yucîru) geniş zaman kipiyle gelmesinin, Allah'ın evrendeki "yegâne koruyucu" olduğunu; O'nun himayesine giren kişinin hiçbir güç tarafından zarar göremeyeceği o mutlak güven (eman) makamını nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "İcâre" kavramını, korku içindeki bir mazluma sığınma hakkı vermek ve onu düşmanlarına karşı güvence altına alarak korumak olarak tanımlar. Ayette "O korur" (ve huve yucîru) eyleminin, dünyevi kralların veya putların sahte koruyuculuğunu (şefaat iddialarını) reddedip; mutlak himayenin, kurtuluşun ve affın sadece Allah'ın "Mücîr" (Koruyan/Sığınak Veren) vasfından kaynaklandığını anlambilimsel olarak vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Fiilin sözlükte "himaye etmek, sığınma hakkı tanımak, kurtarmak, eman vermek" manalarına geldiğini belirtir. İslami hukukta ve akaidde "cıvar/icare" kurumunun, mutlak anlamda sadece Allah'a ait olduğunu; O'nun affettiğini veya koruduğunu kimsenin cezalandıramayacağını teyit eden temel bir teolojik sığınma terimi olduğunu açıklar.

        Yucâru (يُجَارُ)

        İbn Fâris: Bir önceki kelimeyle aynı (c-v-r) kökten türeyen if'âl babının edilgen (meçhul) ve olumsuz (ve lâ yucâru aleyhi / O'na karşı korunulmaz) kalıbı olduğunu saptar. Bu yapının; Allah birini cezalandırmak veya helak etmek istediğinde, evrendeki hiçbir gücün, hiçbir putun, ordunun veya şefaatçinin o kişiye "sığınma/korunma (icâre) hakkı veremeyeceğini" ifade eden mutlak bir kilit eylemi olduğunu kaydeder.

        Toshihiko Izutsu: Cahiliye dönemi Arap toplumunda "jiwâr" (cıvar / sığınma, himaye) müessesesini detaylıca analiz eder. Çöl kanunlarına göre, güçlü bir kabile reisi birine "jiwâr" (koruma) verdiğinde, kimse o kişiye dokunamazdı. Kur'an, bu köklü sosyolojik kavramı alarak teolojik bir boyuta taşır: "O (Allah) yucîru (mutlak himaye verir), fakat O'na karşı (ve lâ yucâru aleyhi) hiç kimse himaye/sığınma veremez." Izutsu'ya göre bu ifade, putların veya ataların ahirette şefaat (koruma) sağlayacağı yönündeki o kibirli müşrik inancını (Cahiliye'nin jiwâr sistemini) kökünden yıkan, Allah'ı yegâne ve karşı konulamaz "Kabile Reisi/Sultan" olarak ilan eden muazzam bir devrimci söylemdir.

        Dücane Cündioğlu: Himaye ve otorite diyalektiğinin felsefi boyutunu tahlil eder. "O korur, O'na karşı korunulmaz" formülünün, iktidarın bölünmezliğini ispatladığını belirtir. Eğer Allah'ın azabından kurtaracak başka bir sığınak (mücîr) olsaydı, evrende çift başlı bir otorite doğar ve melekût parçalanırdı. Bu kelime, mutlak tekelin (tevhidin) felsefi ve hukuki mühürüdür.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X