Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mü'minûn Sûresi, 84. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mü'minûn Sûresi, 84. Ayet

    قُلْ لِمَنِ الْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهَٓا اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul limeni-l-ardu vemen fîhâ in kuntum ta’lemûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      84. "De ki: 'Biliyorsanız söyleyin, bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?"

      85. "Allah'a' diyecekler. 'O halde düşünmez misiniz?' de."

      Müşrikler Yaratıcı Olarak Allah'ı Tanıyorlardı

      De ki: Biliyorsanız söyleyin, bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir? Bu soru karşısında elbette ki çaresiz bir şekilde "Allah'a aittir!" diyecekler ve O'nu ikrar edeceklerdir. Çünkü eğer bunu dahi inkâr edecek olsalar o takdirde resûl onları cahillikle suçlayacak ve herkesçe cahillikleri ortaya çıkacaktı. O yüzden "Allah'a!" dediler. Bu kez o diyecek ki: Madem ki bütün bunlar O'na aittir ve onların yaratıcısı O'dur, öyle ise niye ona itaat etmeyi terketmektesiniz. Ben sizi başka bir şeye değil sadece yeryüzünü ve onda olan her şeyi Allah'a özgü kılmanızı istemekteyim. Hal böyle iken ibret almaz ve benim sizi davet ettiğim şeyi kabul etmez misiniz?!

      Şu ilâhî beyan da buna göre anlaşılır: 86. ayet.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Limenil-Ardu (لِّمَنِ الْأَرْضُ)

        İbn Fâris: Arapça aidiyet/mülkiyet bildiren "lâm" edatı, soru edatı "men" (kim) ve yeryüzü anlamına gelen "el-arz" kelimelerinin birleşiminden oluşur. Ayette peygamberin diliyle sorulan bu sorunun (Yeryüzü kimindir?), müşriklerin en temel ontolojik kabulünü (Yaratıcı'nın varlığını) itiraf ettirmeye yönelik bir "ilzam" (susturma) yöntemi olduğunu saptar.

        Râgıb el-İsfahânî: "Arz" (yeryüzü) kelimesinin mülkiyetinin sorgulanmasının; insanın üzerinde yürüdüğü, rızıklandığı ve mülkiyet iddia ettiği bu sahanın asıl sahibinin (Malik) kim olduğu gerçeğiyle yüzleşmesini sağladığını vurgular. Bu soru, sahte uluhiyet iddialarını yerle bir eden temel bir kozmolojik sorgulamadır.

        Men Fîhâ (وَمَن فِيهَا)

        İbn Fâris: "İçinde olanlar/bulunanlar" manasına gelen bu yapının; sadece cansız nesneleri (dağlar, nehirler) değil, akıl sahibi tüm varlıkları, yani yeryüzünde iktidar ve güç sahibi olduğunu sanan o şımarık elitleri de kapsadığını saptar.

        Dücane Cündioğlu: Kelimenin barındırdığı felsefi derinliği tahlil eder. Yeryüzü (arz) ve içindekilerin (men fîhâ) mülkiyetinin Allah'a ait olduğunun sorulması; insanın yeryüzünde "mâlik" (sahip) değil, sadece geçici bir "misafir" veya "kiracı" olduğu gerçeğini hatırlatan sarsıcı bir ontolojik tespittir. İnkârcıların bu mülkiyeti ikrar etmelerine rağmen, o mülkün sahibinin (Allah'ın) diriltme gücüne (ba's) inanmamalarındaki o büyük mantık hatasını deşifre eder.

        İn Kuntum Ta'lemûn (إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ)

        İbn Fâris: Kelimenin a-l-m kökünün asli manasının "bir şeyin mahiyetini idrak etmek, onu diğerlerinden ayıran izi/alameti kavramak ve kesin bilgiye ulaşmak" olduğunu saptar. Ayetin sonundaki bu şartlı yapının (Eğer biliyorsanız), müşriklerin sahip olduklarını iddia ettikleri "bilgi"nin (ilim) ne kadar sığ ve tutarsız olduğunu yüzlerine vuran ironik bir meydan okuma olduğunu belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Kelimenin sözlükte "bilmek, tanımak, idrak etmek" manalarına geldiğini aktarır. Tefsir literatüründe bu ifadenin, inkârcıların aslında Allah'ın mülkiyetini kalben bildiklerini ancak işlerine gelmediği için bu bilginin gereğini (tevhidi ve ahireti) inkar ettiklerini kanıtlayan bir "itiraf" çağrısı olduğunu açıklar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X